Dünya var oluşundan günümüze her zaman, içinde bulunduğu çağın köyüydü.
-1346 yılında başlayan ve yaklaşık dört yıl içinde Avrupa nüfusunun üçte birini öldüren Büyük Veba Salgını. 1918'in Mart ayında başlayan, altı ayda neredeyse tüm dünyaya yayılan İspanyol Gribi Salgını. Aralık 2019'da Çin'de ortaya çıkan, kısa sürede tüm dünyaya etkisini gösteren Kovid-19 salgını, bize; dünyanın her zaman bir köy olduğunu gösteren örnekler.
-Oysa Kovid-19 olmasaydı da insanlık uluslararası düzeyde bir halk sağlığı politikasına ihtiyaç duyuyordu. Örneğin, sabunla el yıkamanın Kovid-19'a yakalanmayı engellediği, salgının yayılım hızını düşürdüğü söyleniyor ancak milyarlarca insan bırakın el yıkamayı içecek bir bardak temiz su dahi bulamıyor. Tuvalet kullanımının önemine vurgu yapılıyor ancak Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada her 3 kişiden birinin temiz ve sağlıkla tuvaletlere erişim imkanı bulunmuyor. İyi beslenmenin, uykunun ve evde kalmanın salgına karşı dayanıklılığı yükselttiği sıklıkla hatırlatılıyor ancak yaklaşık bir milyar insan açlık çekiyor; dünya genelinde 1,5 milyar insan düzenli barınma imkanlarından mahrum yaşıyor.
-Peki, yeni dünya nasıl olacaktır, olmalıdır?
-Kovid-19 sonrası yepyeni bir uygarlık kurulacaksa bunu ancak demokratlar yapmalıdır. Kovid-19'un neden olacağı çöküntünün, baskıcı ve otoriter yönetimleri güçlendireceği, ihtimali nedeniyle demokratların uluslararası dayanışması zorunludur.
-Demokratların birlikteliğinin temel iki önermesi, "minimum maliyet- maksimum kar" anlayışına dayalı üretim ve tüketim politikalarından vazgeçilmesi ve gelişmiş ülke vatandaşlarının sahip olduğu sosyo ekonomik temel yaşam koşullarının, tüm insanlığın sahip olacağı haklar bütünü olarak görülmesi olmalıdır. Bu değişim, İkinci Dünya Savaşı sonrası temelleri Avrupa'da atılan "sosyal devlet" politikalarına dönüş anlamına gelmektedir.
-Virüsle ve ekonomik krizle mücadelede, güçlü bir sosyal devlet müdahalesi ve bunun gerçekleştirilmesi için de yurttaşlarının ihtiyaçlarına duyarlı güçlü bir devlet örgütlenmesi gerekmektedir. Burada "güç"den kastedilen dayanışmayı, yardımlaşmayı ve hesap verilebilirliği önceleyen bir sosyal refah devleti anlayışıdır. Bu doğrultuda Kovid-19 sonrası için dünyaya örnek olacak şekilde Türkiye'de yapılması gerekenler şunlardır:
1-Tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla, yeni demokratik bir anayasa yapmalıyız.
2- Yeni anayasanın omurgası "Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması" olarak nitelendirdiğimiz yeni ve güçlü demokratik parlamenter sistem olmalıdır.
3- Yargı, kurumunun bağımsızlığı kesin kurallara bağlanmalıdır.
4- TBMM'de milli iradenin en geniş haliyle temsil edilmesini sağlayacak yeni bir seçim sistemi yaşama geçirilmelidir.
5-Yürütme, tüm icraatlarıyla mutlak denetime ve hesap verilebilirliğe açık olarak kurgulanmalıdır.
6-İyi tanımlanmış bir iş birliği ve iş bölümü çerçevesinde yerel yönetimlerin işlevleri arttırılmalıdır.
7-Kamu istihdamında liyakate dayalı personel politikasına ivedilikle geçilmelidir.
8- İstihdam politikaları kapsamında özellikle eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlikte "sıfır" istihdam açığı hedeflenmelidir.
9-Tüm vatandaşlarımızın asgari gelir güvencesi "Aile Yardımları Sigortası" olmalıdır.
10-Adil Vergilendirme politikasına geçilmeli, yeni vergiler, üst gelir gruplarına yönelik olarak geliştirilmelidir.
11-Kayıt dışı istihdamla toplumsal destek sağlanarak mücadele edilmelidir.
12-Demokratik standartlarda, adaletli ve denetime açık bir kamu ihale sistemine geçilmelidir.
13- Türkiye sanayisi, katma değeri yüksek ürün üretimi hedefiyle yeniden yapılandırılmalıdır.
14-Sağlık hizmetleri bir haktır ve ücretsiz olmalıdır.
15-Anayasa'da da tanınmış olan konut hakkı, refah devleti'nin mutlak güvencesi altına alınmalıdır.
16-Eğitim politikalarının tek hedefi fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür nesiller yetiştirmek olmalıdır. Eğitimin tüm aşamaları ücretsiz olmalıdır.
Türkiye, bu 16 maddeye uygun demokratik siyaset anlayışına yönelmesi halinde, geleceğini güvence altına almış olur. İçinden geçtiğimiz Kovid-19 günlerinde, ülkeler yaşadıkları depremden, neoliberal politikaları sorumlu tutuyor; yeniden "yeni bir sosyal devlet" politikasının zorunluluğu vurgulanıyor. Böylesi bir dönemde Türkiye'nin demokrasiyi tercih etmesi, uluslararası yeni bir dayanışmaya ve ihtiyacımız olan yeni bir uygarlığın inşasına kapı aralayacaktır.
Unutmayalım ki Cumhuriyetimiz, bilhassa kimsesizlerin kimsesi olarak, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu. İkinci yüzyılında yeniden kimsesizlerin kimsesi olabilir. Bu idealimizi gerçekleştirirsek sadece vatandaşlarımıza değil, tüm dünyaya umut olacağız. Bunu başarabiliriz. 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde başardığımız gibi. ( Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Ve Adil Bir Türkiye İçin Yürüyüş, Tekin Yayınevi, 1.Baskı, Temmuz 2020 Kitabından Derlenmiştir.)