İbrahim BİRELMA

Muzaffer İzgü: -"Çocuk okuru olmayan bir toplumun büyük okuru asla olmaz!" -Sanatçı, bir yapıtı kitlelere tanıtandır, ulaştırandır. Sanatçı yaratandır, yaratmayan insana sanatçı denemez. Ne yazık ki ülkemizde sanatçıdan dendiğinde akla yazardan, şairden, yontucudan, ressamdan, tiyatro adamından önce şarkıcı, türkücü geliyor. Çünkü okumayan toplum ya dinler ya izler. Dinlemek için şarkıcı türkücü çok. İzlemek için de arabesk toplumun arabeks gülmecesinin yapıldığı "tolk şov"lar. Herhalde o açık kabrinde olup biteni gören Nasrettin Hoca'nın kemikleri sızlıyordur. -Umutsuzluğa kapılmak yerine, herkesin yapabileceği şeyler var. Hiç umutsuz değilim, geçecek bunlar. İnsanımız bunun üzerine inatla gidecektir. Herkese düşen görevler var. Öğretmenlerimize, öğrencilerimize güveniyorum. Zaten güvenmezsem yaşayamam. -Okuyan bir toplum çocukla başlamalı. Çocuk okuru olmayan bir toplumun asla yetişkin okuru da olmaz. İnsanlar kitap okudukça birey olur. Ben topluma diyorum ki "lütfen kitap okuyun. Televizyon dizilerinden, internetten biraz uzak durun." -Zaman öyle bir kavramdır ki zamanı komşudan isteyemezsiniz, bakkal da satmaz, turşu gibi kuramazsınız da. Zaman gitti mi gitti. Onun için zamanımızı iyi kullanalım. Oturun, kitap okuyun ve düş kurun. -Nilay Yılmaz şöyle diyor: "Kitap, cepte taşınan bir bahçe gibidir" der Çinliler. Muzaffer İzgü de bu bahçelere can veren bahçıvanlardan biridir. Onlarca bahçede, binlerce çiçek yetiştiren bir bahçıvan. -Bizim mutluluğumuz çok basittir. Tencerede yemeğimiz olsun, çıkında ekmeğimiz, lambada gazımız, ocakta çaydanlığımız, yeter de artar bile. -Çocuklar için yazdığım kitaplarda ilkelerim var. Bunlar, paylaşmayı öğretmek. Atatürk ilkelerine sahip çıkmak.. Güçsüzden yana olmak. Emeğe saygı göstermek. Üretmek. Doğayı sevmek. Ve bir de önemlisi insan sevgisini çocukların kafasına yerleştirmek. -Okuyan çocuk artık okumadan önceki çocuk değildir. Mutlaka bir şeyler öğrenmiştir; ülkesi için, kendisi için, ailesi için. -Onlara paylaşmayı, sevgiyi, güçsüzden yana olmayı, üretmeyi, emeğe saygı duymayı, kendine güvenmeyi ,doğayı sevmeyi, korumayı, Atatürk'ün ışığından yararlanmayı öğreteceksiniz. -Okuyan çocuk bir şeyleri düşünmeye başlar. Düşününce soru sorar. Soru soran çocuk ve genç değişmiştir. O artık sürünün koyunu değil, bireydir. -70 yaşıma geldim. Kendimi bildim bileli sıkıyönetimle yönetildim, gevşek yönetimler çok az. Bu ülkede savaşta sıkıyönetim, öğrenci kavgalarında sıkıyönetim, bölücülük derler gelsin sıkıyönetim. Donumdaki Para adlı kitabım on iki yıl, çocuk kitabım Ekmek Parası, on bir yıl yasaklandı. Yazsanız gülmece ödülü alırsınız. -Çocuk okuru olmayan toplumun yetişkin okuru da olmaz. Okuma alışkanlığımızın olmayışında temel gerçek bu! Asıl kampanyaları çocukları okutmak için yapmalıyız. Hiç, yılda bir kez çocuk kitapları haftası yapmakla bu alışkanlık kazanılır mı? Televizyonlar, gazeteler, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları el ele vermeliler. Atatürk'ün yeni harflerle okumayı öğretme çabası gibi. Yurt çapında böylesi bir kampanyaya girişilmelidir. İşte, sistemin kayalarına çarptıkça dağılmamaları için çocukların okumaları, nedenine-niçinine inmeleri, sorgulamaları, değiştirmeye çalışmaları gerekiyor. -Ben şanslı bir yazarım, önce çocuk okurumu yetiştiriyorum, sonra gençlik yapıtlarımla onlara ulaşıyorum, daha sonra büyükler için yazdıklarım geliyor. Okur, İzgü'nün yazdıklarını seviyorsa, ondan çocukluktan başlayarak hiç kopmadığındandır. Buna da galiba şansıma değil, çok çalışmama borçluyum. -El beynin dışarıya uzanmış şeklidir. Beyin emir veriyor, parmaklarınız yapıyor. Daktiloda noter katibi gibi yazıyorum. Bilgisayarda yazamıyorum. Beyin emir veriyor, parmak oynamıyor. Onun için bilgisayarı kızıma verdim. -Bir çocuk kitabı çocuklara düş kurduramıyorsa işlevsiz bir kitaptır. Okuyunca düş kuran çocuk soru sorar. Yani beyin çalışıyor demektir. Düş kurduruyorsan beyin çalışmaya başlamıştır. Çalışan beyin soru sorar. Soru soran çocuk artık birey olmuş demektir. Kitabın görevi insanı birey yapmak olmalı. Ben hep bunu dikkate alırım. Çocuk kitaplarımda da bu ilkeler geçerlidir; düşündürüp soru sor durmak. -Biz Nasrettin Hocaların, Bektaşilerin torunları olduğumuz kadar, Türkiye'deki yazarların büyük çoğunluğu Namık Kemal'lerin de çocuğudur. Namık Kemal'i Abdülhamid zindana attı. Magosa zindanına. İki buçuk yıl. Ama ne oldu? Abdülhamie'e kaldı mı dünya? İktidar ona kaldı mı? Sonra Namık Kemal ne oldu? Vatan ve Hürriyet şairi olarak bütün okul kitaplarına girdi, her yerde büstleri yapıldı. Bu gerçeği hiç unutmayalım. ( Asım Bezirci, Muzaffer İzgü, Yaşamı- Sanat Yapıtlarından Seçmeler, Bilgi Yayınevi, ikinci Baskı, Ocak 2015) ( Muzaffer İzgü İle Gülümsemek, Derleme/ Kolektif/ Bilgi Yayınevi, 1. Basım, Kasım 2017kitabından derlenmiştir.) 20.8.2020