Orduyu Mustafa Kemal ile birlikte Afyondan İzmir´e kadar adım adım izledik. O yol üzerinde; kimi zaman buğday, kimi zaman üzüm çuvalları üzerinde, ikişer saat kestirerek gecelerimizi geçirdik.

Milli bayram olarak kabul edilen günlerden birisi de ?30 Ağustos Zafer Bayramı?dır. 30 Ağustos günü ilk kez 1924 yılında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa´nında katılımı ile Afyon´da kutlanmıştır. Bu ilk kutlama ?Dumlupınar Meydan Muharebesinin ilk Tes´idi? başlığı altında ?Reis-i Cumhur Hazretleri o gün Türk milletinin takip edeceği yollara dair nutuk irad edecektir? cümlesi ile duyurulmuştur. Savaştan bir yıl sonra ilk törenin savaş yapılan bölgede yapılması takdir edilmiş ve 26-30 Ağustos tarihlerinin Türk Milleti için çok önemli olduğu ve bugünlerin aynı yerde hatırlanmasının önemi vurgulanmıştır. 30 Ağustos günün milli bayram olarak kabul edilmesi ile ilgili kanun tasarısı, Müdafaa-i Milliye Vekaleti tarafından hazırlanarak 7 Ocak 1926 tarihinde Bakanlar Kuruluna getirilmiş, 27 Ocakta görüşülmüş ve 3 Şubat günü Zafer Bayramı Kanunu ile kabul edilmiştir. Bu kanunun 1. maddesinde 30 Ağustos günün Cumhuriyet Ordu ve donanmasının zafer günü olduğu, 2. Maddesinde kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı ve bu günün askeri dairelerde resmi tatil olacağı belirtilmiştir. (Doktor Bengül Salman Bolat, Milli Bayram Olgusu ve Türkiye´de Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları, Atatürk Araştırma Merkezi, 2012) Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1924´te Dumlupınar´da Çaltepesi´nde ?Meçhul Asker Abidesi?nin temelini attığı Başkomutan Meydan Savaşının 2.yıldönümü dolayısıyla yaptığı tarihi konuşmada : ?Genç Türkiye Cumhuriyeti´nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Bu abide Türk vatanına göz dikeceklere, Türk´ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, hücumunu, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır? diyordu.  ( İsmet Giritli, Yıldönümleriyle Türk Devrim Tarihi, Der Yayınları, İkinci Basım, 1997).  Büyük Taarruzu kısaca özetlersek; Başkomutan Gazi Mustafa  Kemal 6 Ağustos 1922´de  tüm ordu birliklerine saldırı için son hazırlıkları yapmalarını gizlice bildirmiş,  20 Ağustos´ta Akşehir´deki Batı Cephesi  yönetim yerine  giderek orada Genelkurmay  Başkanı Fevzi ( Çakmak) Paşa ve Cephe Komutanı İsmet ( İnönü) Paşa ile saldırı tasarısını (plan) bir kez daha tüm ayrıntılarıyla gözden geçirmiş, saldırı, Yunan birliklerini beklenmedik baskınla çevirme ve yok etme ilkesine  göre düzenlenmiştir. Büyük saldırı öncesinde Türk ve Yunan ordularının  savaş gücü şöyledir:  Türk ordusu:186.900 subay ve er,98.956 tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 323 top, 5.286 kılıç, 10 uçak. Yunan ordusu:195.000 subay ve er,130.000 tüfek, 1.002  ağır makineli tüfek, 3.152 hafif makineli tüfek, 344 top, 3.000 kılıç, 50 uçak. Büyük saldırı, 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30´da Türk topçu birliklerinin ateşiyle başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal  o sabah ordularının  başında Kocatepe´dedir. Saldırının ilk iki gününde  Afyon´un güneyinde 50, doğusunda 30 kmlik Yunan cepheleri düşmüş; 28-29 Ağustos günlerinde  Yunanlıların en güçlü  birlikleri Aslıhanlar yöresinde  çevrilmiş; 30 Ağustos günü de Başkomutan´ın  doğrudan yönettiği savaş sonunda  düşmanın en güçlü birlikleri yok edilmiştir. Bu savaşlar ? Dumlupınar  Meydan savaşı? olarak adlandırılmıştır. 30 Ağustos tarihli, Başkomutan Mustafa Kemal´in  doğrudan yönettiği  ve düşman birliklerinin  yok edilmesiyle sonuçlanan savaşa da ?Başkomutanlık Meydan Savaşı" Denmiştir. Düşman artık darmadağınık, perişan ve bozgun içinde  kaçmaktadır. Alınan tutsaklar arasında Yunan Başkomutanı  General Trikopis  de vardır.  Ve ertesi gün 31 Ağustos´da  Başkomutan cepheyi, düşmanın durumunu bir kez daha denetleyip, gözlemledikten sonra  kesin ve son komutunu, buyruğunu vermiştir: ?Ordular ilk hedefiniz Akdeniz?dir, ileri.? (Prof. Dr. Suna Kili, Türk Devrim Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 14. Basım, Kasım 2014) Başkomutan Mustafa Kemal, İzmir´de, Falih Rıfkı ve Yakup Kadri´ye uzun mülakatında, ?26 ve 27 Ağustosta yarma hareketi ve 28-29-30 Ağustos Meydan Muharebesi de içinde olmak üzere ordularımız 15 günde 400km yol aldılar. Piyade ve süvarilerimiz İzmir´e kavuşmak için birbiriyle adeta yarıştılar. İzmir rıhtımında süvarilerimizin kılıçları suya aksederken, piyadelerimiz Kadifekale´ye Türk Bayrağı çekiyorlardı. Hatırımda aldanmıyorsam, büyük orduların yürüyüş ölçüsü 20, 22.5 km´dir. Akserlerimiz bütün rekorları kırmıştır.? diye onlara mucizevi başarısını anlatmıştır. Verdiği bilgiye göre şehit, hasta, yaralı Türk kaybı 10 bin kişidir. Yunanlılar yüzbinden fazla ölü bırakmışlardır. (Hikmet Özdemir, Savaşta ve Barışta Kemal Atatürk, Doğan Kitap, 1.Baskı. Haziran 2019)) Fevzi Çakmak Paşa´nın anılarından:?Orduyu Mustafa Kemal ile birlikte Afyondan İzmir´e kadar adım adım izledik. O yol üzerinde; kimi zaman buğday, kimi zaman üzüm çuvalları üzerinde, ikişer saat kestirerek gecelerimizi geçirdik. Hatta bu dinlenmeler sırasında üzerine uzandığı çuvalın deliğinden aldığı bir avuç üzümü ağzına atmadan evvel Koca Mustafa Kemal´in gülerek ?Paşam, şu hayatın cilvesine bak. Arslanlık edelim derken, farelere döndük. Çuval deliğinden üzüm çalıyoruz.? dediğini hatırlıyorum. Bu, yolculuğumuzun en şirin nüktelerinden biri olarak aklımda kalmıştır. Fakat bana inanın ki ömrümde hiçbir başka yatağın üzerinde çekilen uyku, bu  muzaffer uyku kadar mutlu etmemiştir.? (Hanri Benazus, Fotoğraflarla Asker Atatürk, Anıları ve Sözleri, Hürriyet, İstanbul, Eylül 2017)                                                                                                                                                             23.8.2019