En büyük hatamız şehir ve kırsal nüfus dengesini bozmamızdır. 1927´ den 2020´ ye geldiğimiz 93 yıl içinde açık söylemek gerekirse ipin ucunu kaçırdık. Politik hatalarımız çok büyük. Rakamlar vereceğim: 1927 yılında Türkiye nüfusu 13 milyon 650 bin. 3 milyon 306 bini şehirlerde %24,2 ve 10 milyon 343 bin kırsalda yaşıyordu, (%75,8)  Yıllar içinde şehir nüfusu ile kırsal kesim nüfusu arasında dengeleri kendi elimizle bozduk.   Nüfus dengesizliğine ait 3 örnek: -2000 yılı nüfus: 67 milyon 804 bin; şehir: 44 milyon 6 bin %65. Kırsal: 23 milyon 798 bin, %35. -2012 yılı nüfus: 75 milyon 627 bin; şehir: 58 milyon 448 bin %77. Kırsal: 17 milyon 179 bin,%23 -2017 yılı nüfus: 80 milyon 811 bin; şehir:74 milyon 764 bin: %92,5. Kırsal: 6 milyon 049 bin, %7,5. 2020 verileri açıklandığı zaman kırsal nüfusun %6´ lara indiğini de göreceğiz. Devlet - Biraz da AB dayatmalarına uyarak-  kırsal nüfusu azalttıkça gıda sektöründe bizi dışa bağımlı hale getirdi ve iş çöp saman ithalatına kadar vardı. ÇİN´ den yumurta, sarımsak ithali ne demektir. Bakın bugün Corona için boğuşuyoruz. Köyleri izole etmek her zaman çok kolay? İlçeden yapacağınız anons ile dışarı çıkma yasağını uygulayabiliyorsunuz. Ama izole edeceğiniz nüfus %6. Köy insanı şehre inince evlilikler yoluyla demografik yapılar da bozuldu. Bozulunca hanelerin geleceğe yönelik plan - proje hayalleri sona erdi. Cumhuriyet döneminde 13 milyonun %75´ i kırsalda olmasına karşılık bugün bu oran %6. Değerli okurlarım; 1921´ de TBMM Genel kurulu,  Meclis Başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal´ e yetkiler verdi. Gazi Paşa´ da aldığı bu yetki ile asker kaçaklarının önünü kesmek için İstiklal Mahkemelerini kurarken,  Ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için de Tekâlif-i Milliye (Milli teklif) kanununu devreye soktu. Sonuç: Kesin zafer. Şimdi şöyle düşünelim: Ayağında çarığı dahi olmayan ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için o gün nüfusun %75´ i kırsalda olmasaydı milli mücadele başarıya nasıl ulaşır ve yeni bir devlet kurulabilir miydi? Devletler zor zamanlar için bir kenarda ?İhtiyaç akçesi? bulunduruyorsa, kırsal kesim insanı da devletin %100 ihtiyat, yani lojistik gücüdür. Kırsalı her şartta sağlam, diri, enerjik tutacaksın. O senin kara gün akçendir. Düşman birkaç şehri istila edebilir ama 40 bin, 50 bin yerleşim yerini istila etmesi kolay değil. Devletin kırsal ile alakalı politikası asgari;  %60 şehir, %40 kırsal olarak dengelenmelidir. Bu oran bozulursa bil ki sen de bozulursun. Bugün nüfusu kırsala çekmek çok kolay. Yol, su, elektrik, iletişim, ulaşım... Her şey mevcut. AB´ nin, Türkiye ile ilgili gizli planı olduğunu akıl dışı tutamayız. O plan, Türk köylüsünü eritmek, bitirmek üzere tasarlanmıştır. İşte geldiğimiz son nokta bunun doğruluğunu açık olarak göstermekte... Kırsalın %6 nüfusuyla 83 milyonu %100 oranda doyuramazsınız ve haliyle de açığı kapatmak için dışarıya bağlı kalacaksınız. AB´ nin bize getirdiği, dayattığı sistem budur. Ancak kurtuluş var: Yeni ekonomik model yazmak ve süratle uygulamaya koymak. Ekonomik sistem mutlaka, 3 ayak üzere oturmalı:  1) Devlet sermayesi,  2) Halk sermayesi,  3) Fert sermayesi.  Bu güçler birbirine harmanlanırsa süper ülke oluruz. Aksi halde sonumuz parlak görünmüyor. NOT: Bu yazı bir "EVDE KAL" ürünüdür.