Prof.Dr.M.Mehdi ERGÜZEL

Milli şairimiz Akif'in : "Asım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek, İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek." dediği gençler, kendilerini yücelten bu istisnai şahsiyeti iyi tanımalı ve başta İstiklal Marşı olmak üzere Safahat'ı düşüne düşüne, mısraların altını çize çize okumalıdırlar. İstiklal Marşı yahut "İstikbal Marşı" her dem taze bir destandır. Milletimizin, devletimizin hülasa hürriyet ve istiklalimizin yok edilmeye karar verildiği bir Haçlı ittifakıyla topyekun üzerimize gelindiği kara günlerde parlayan bir iman ve güven belgesidir İstiklal Marşı. İstiklal destanı veya türküsü de diyebileceğimiz bu mısralar "ateşten gömlek" giydirilen milletimizin "ateşle imtihanı"nı anlatmaktadır. Bu altın mısralar yarınki milli şuur sahibi nesilleri hazırlayacak, milli ve İslami muhtevasıyla Türkçe'nin de zaferi sayılacak değerdedir. Bu bakımdan İpekli Temiz Tahir Efendi ve Tokat doğumlu Buharalı bir ailenin kızı Emine Şerife hanımın Orta Asya, Balkanlar ve Anadolu yaylalarının çiçek kokularını teninde ve ruhunda taşıyan Akif, çocukluğunda yüce kitabımız Kur'an'ın sarı sahifelerini koklayarak Fatih Camii'nin halılarında aşıkaane koşarak, bayram namazlarına babasının elinden tutup sabah şafaklarında tekbir getirerek has Türk olmuştur. Ona ayrı bir millet arayan gaflet erbabı, Y. Kemal'in "Ezansız Semtler" yazısını bir daha okumalıdır. İstiklal Marşı yakın tarihimizin de vazgeçilmez, tartışılamaz, değiştirilemez bir belgesidir. Böylesine hadiseler bir kere yaşanır ve belgesi de bir defa tespit edilir. Akif'in dediği gibi "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!" İşte on yirmi yıldır İslam coğrafyasının hali. Her biri Hristiyan, Haçlı, Yahudi oyunlarıyla zulümden zulme düşüyorlar. İstiklal Marşımızın sahibi, zaferin sahibi olan milletimizdir. İstiklal Marşımızın temel kavramları; vatan- millet- hürriyet- istiklal- iman- şehit kelimeleri etrafında şekillenmiştir. Ecdadımızın devlet-i ebed-müddet mefkuresine bağlı "din ü devlet mülk ü millet" dediğimiz maddi ve manevi sütunlar üzerinde kanatlanan "Kendi Gök Kubbemiz" in sonsuzluk iştiyakıyla ruhumuzu besleyen değerlerdir. "Ebediyete akıp giden" yıllar içinde yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize bu eskimeyen değerleri "asrın idrakine" uygun bir üslupla söyletebilirsek, istikbalden ve istiklalden endişemiz olmaz. Ama "özgürlük ve bağımsızlık" gibi ruhundan soyulmuş, ölüyken güya diriltilmiş, mazisi olmayan, yavan ve soğuk kelimelerle 100 yıl öncesinin ıstırabını ve heyecanını anlatmaya çalışırsak, havanda su dövmüş veya buz üzerine yazı yazmış oluruz. 90 ve 100 yıl öncesi o devrin üslubu ve kelimeleriyle verilir ve unutturulmaz. Çünkü "Unutmak ihanettir!" diyordu bir bilim ve fikir adamımız. Unutmak hafızamızı yok saymaktır. "Unutturamaz seni hiçbir şey" diyen bestenin güftesi ne kadar manalıdır. Adeta bir "İnşirah" açılmasıdır İstiklal Marşı. 41 mısraın her biri bu aziz milletin yok edilemeyeceğini, varlığının hiçe sayılamayacağını haykırmakta, silinemez bir hakikati bütün dünyaya ilan etmektedir. "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!" Ne zaman zincir vurabilmiş ki bu zanna kapılanlar! Çünkü "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım." "Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir." diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa ve dava arkadaşları, Marş'ın şairi Akif ile aynı çatı altında 1. Meclisin istiklal sevdasıyla bağırları dağlı yiğitleridir. 41 mısra boyunca bu aşk Taceddin Dergahı' nda gözleri yaşlı, heyecandan heyecana kapılan adamın, uykusuz gecelerine, nurlu sabahlarına yansımış, evin duvarlarına adeta kazınmıştır. Unutmasın ve unutulmasın diye. Taşa kazımak, yazmak bizde bin yılı aşan bir gelenektir. "Türk milleti için gece uyumayan, gündüz oturmayan" Bilge Kağanlar da Orhun kıyılarında Bengü taşlar dokutmuşlar, taşa kazımışlardı. Tarih ibret almak, hız almak içindir. "Aslan, gerilir gerilir de atlar" sözünde köklere bağlılık ve maziden ilham alma düşüncesi de vardır. Bu manada İstiklal Marşı "köklerden dallara" doğru milli varlık maceramızın eşsiz senfonisidir. "İstikbal göklerdedir ve köklerdedir." Bu manada bize köklerimizi de hatırlatan İstiklal Marşı bir İstikbal Marşı'dır. Türk milletinin "adı sanı yok olmasın diye", "güneşi bayrak, gökyüzünü çadır" yapmak isteyen, " ulu suları özleyen, açık denizlere uçan, sonsuzlukla nişanlı" cihangirler, Akif'in ruhuna ilham veren, "Yırtarım dağları enginlere sığmam dedirten destanların çocuklarıydı. İşte Akif "ruhumuzun vahyini duysam da geçirsem başına" derken nasıl Çanakkale Şehitleri'ni Allah katına uğurlarken, coşkun bir heyecan ve şuurlu bir iman içinde ise İstiklal Marşı'nda da başı arşa değen bir şükür duygusuyla milletimize istiklali nasip Allah'a hamd eder bir hassasiyet içindedir. Çünkü secde ile eğilen baştır ama arşa yükselen ruhtur. Bir başka şair manalı söylemiş: "Bayrağımız göklerde dalgalanan bir sancak, Allah'ın huzurunda eğiliriz biz ancak! " Heyecansız yaşanmaz. Ancak heyecanların ilimle, fikirle, ruhla, şuurlar bezenmesi, uykuların feda edilmesi, az konuşup çok iş yapılması ecdadımızın şiarıydı. N. Fazıl'ın ifadesiyle "Onlar köklerini nereye daldırmışlardı da, çınarlar yükselmişti?" sorusu nefsimize yönelmeli, cihad-ı ekberden asla vazgeçilmemelidir. Peygamber hukuku budur. "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın." "Peygamber Ocağı" ordumuzu daima muzaffer eylesin. "Ezanlar susmasın", bayrağın rengi solmasın. Kaşlar çatılmasın, analar ağlamasın. Aziz milletimiz istikbalde "Nizam-ı alemi temin için asil evlatlar yetiştirsin. İlimde, sanatta, edebiyatta, iktisatta zafer kazanacak seçkin nesiller " Al bayrakla nişanlı" fetih nesilleri yetiştirmeyi nasip etsin.