BAŞKANLIK SİSTEMİ AMA HANGİSİ?
Tartışıyoruz?
Başkanlık mı, Parlamenter Sistem mi?
Atatürk çok güçlü iken ?Meclis? dedi. (23 Nisan 1920)
(1920-1938) döneminde, ?Güçlü Lider? +?Güçlü Meclis? vardı.
Sınaîde, tarımda, ulaşımda, madencilikte? Büyük hamleler o arada yapılmıştı.
İnönü devri,(1939-1950), ?Vasat dönem? olarak tarihe geçti.
Fakirlik ve kıtlık dönemi olarak hatırlanmaktadır.
Menderes dönemi, halkın siyasete duhul ettiği demokrasi dönemidir.
Bu dönemde, ?Vesayet? (Asker+CHP) şeklinde kök salmıştır.
Yeniden yazılan, 1960 İhtilal anayasasıyla, (Asker+CHP) gücü yeni ihdas edilen Senato sistemi içine yerleştirildi.
Senato, TBMM´ i murakabe ettiğinden seçilmişlerin huzuru ve etkinliği hep dalgalıydı.
Senato, 1980 darbesiyle sona erdirildi.
İkili sistemde, iki başkan vardı. (1960-1980) Milli Birlik Komitesi üyeleri, Emekli genelkurmay başkanları, emekli anayasa mahkemesi başkanları ve İnönü gibi eski cumhurbaşkanları senatör sıfatıyla senato üyesi olabiliyordu.
1960-1980 arası, 20 yıl süren ikili meclis yapısında tam demokrasi kurulamadı.
Türkeş, parlamento üzerinde başka bir gücün varlığını doğru bulmadığından,
?Tek Meclis, Tek Başkan? Diyordu.
Bugün, ?Türkeş de başkanlıktan yanaydı? lafını edenler yanılıyorlar, ya da vatandaşı yanıltıyorlar.
Türkeş´ in, 1977 basımlı ?Gönül Seferberliği? kitabından bir alıntı:
?MHP´ nin yolu, hukukun üstünlüğünü esas alan, çok partili, demokratik, parlamenter, hürriyetçi nizamdır.?
Dostlarım,
Meclis, tüzel bir kişiliktir. Tüm memleket sathından gelen halkın vekilleriyle temsil edilir.
Meclis, devletin zübdesi, özü, çekirdeğidir.
Hükümet, bu meclisin içinden çıkar.
En açık, en gizli, en mahrem konular veya olaylar burada enine boyuna tartışılır.
Buna karşılık, Cumhurbaşkanlığı, tek yani özel bir kişi tarafından temsil edilmektedir.
Cumhurbaşkanlığı muhakkak ki güçlendirilsin ama TBMM de çok daha fazla güçlendirilsin.
Tıpkı Atatürk dönemi gibi.
Tartışma zemini, ?TBMM´ yi daha fazla nasıl güçlendiririz?? düzleminde olmalıdır.
Mesela Siyasi Partiler Kanunu (SPK) yeniden ele alınsa, ?%1 oy alan parti TBMM´ de en az 1 vekille temsil edilir? şeklinde düzenlemeler getirilse, eminim ki "partiler vesayeti" diye bir şey olmayacaktır.
%10 seçim barajı partiler vesayetini ve akabinde, ?Liderler sultası? nı getiriyor.
Aşılamaz noktalar her zaman demokrasiye de engel teşkil eder.
Türk tarihine bakarsak devlet sisteminde, "Hakan - Kurultay -Töre" nizamını görmekteyiz.
Türk devletinde hakanlar KURULTAY´ ın üstünde değil emrindedir. (Kurultay=Aksakallar= Meclis)
Töre veya adalet hepsini kuşatmaktadır.
Bilge Kağan´ ın şu sözü TBMM´ nin en görünen duvarına mutlak asılmalı:
?Ey Türk Milleti!
Üstte Gök Çökmedikçe,
Altta Yer Delinmedikçe,
Senin İlini ve Töreni Kim Bozabilir??
İl: Devlet demektir,
Töre: Yasa, adalet, demektir.
Türklerde adalet ve devlet kavramı o kadar önemliydi ki, bu ikisinin bozulabilmesi için ancak göğün çökmesi, yerin yarılması gerekirdi.
Osmanlı´da da ?Mülk-ü millet, Din-ü devlet? anlayışı vardı.
Anlamı şudur: Vatanın bekası için millet, devletin bekası için din gereklidir.
Osmanlı devlet idaresi, "Padişah, Sadrazam, Divan-u Hümayun" şeklinde oluşmuştu.
Henüz içerikleri ortaya konmayan bugünkü tartışmalarda?
?Türk tipi başkanlık da olabilir? Deniyor.
İnanalım mı, inanmayalım mı?
Türk devletlerinde ne Hakanlar, ne Sultanlar, ne de Padişahlar tek tabanca değillerdi.
Bir kurumun Türk tipi olabilmesi için öncelikle tartışmaya katılanlardan alayının %100 Türk ve Türklük şuurunda olmaları iktiza eder ki, Türk olan herkes peşin olarak bu tartışmalarda kendini bulabilsin.
Son cümlemi şöyle kurmak isterim:
"Her şey Türk için, Türk´e göre ve Türk tarafından" olsun da nasıl olursa olsun.
Çünkü ne diyor Atsız:
"Dünyalara değişmem, şu öksüz Türklüğümü"