Aziz Nesin ?Ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.
İstanbul, Heybeliada´da 2 ocak 1916´da doğan Aziz Nesin´i vefatının 24. yıl dönümünde, O´nun yaşam öyküsünü özetledikten sonra, bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz.
Aziz Nesin, subayken yazmaya başladığı için asıl adı Mehmet Nusret yerine ?Aziz Nesin? takma adını benimsedi. İlkokulu Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi (1925), Darüşşafaka Lisesi, Vefa ve Davut Paşa Ortaokulu (1929), Çengelköy askeri Ortaokulu´nda (1930) okudu. Kuleli Askeri Lisesi´ni (1935), Harp Okulu´nu (1937), Fen Tatbikat Okulu´nu bitirdi (1939). İstihkam subayı oldu (1940). İlk öyküsü ?Salkım Üzüm? 1941 yılında 7 gün dergisinde yayımlandı. 1944´te subaylıktan ayrıldı. 1945´te Karagöz ve Yedigün´de redaktörlük ve Tan gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Yedigün´deki işinden çıkarılınca bakkallık, muhasebecilik, fotoğrafçılık, kitapçılıkla uğraştı. Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz ile haftalık gülmece gazetesi Markopaşa´yı yayımlamaya başladılar. 16.12.1946´da aralarında Aziz Nesin´in de bulunduğu birçok kişi tutuklandı. 1947 yılbaşında serbest kaldı.
-1972´de Aziz Nesin Vakfı´nı kurdu.
-1993 Temmuz´unda Sivas Madımak Oteli´nde 33 aydın´ın, 2 otel görevlisinin yakıldığı ?Sivas Toplu kıyım?ından kılpayı kurtuldu.
-Çeşme´de 6 Temmuz sabahı 00.30 sularında yaşamını yitirdi.
-Aziz Nesin yazdığı vasiyetinde, Vakıf çocuklarının kendi soyundan gelen çocuklarından hiç ayırmadığını vurguladı. Türkiye´de ve başka ülkelerde yayımlanacak kitaplarının, oynanacak oyunlarının her türlü telif haklarını bu vakfa bıraktı. Bu vakfın amacı ?Her yıl alınacak kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye kadar ya da bir meslek edininceye kadar, her türlü gereksinimlerini sağlayarak barındırmak, yetiştirmek? oldu.
-140´ın üzerinde kitap yazdı.
-Aziz Nesin ?Ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum. Yaptığım halk gülmecesi, bir işe yarayan, bir işlevi olan gülmece işlevse, insanları güldürme yoluyla düşündürmeye yarar. Gülmece bir araç, düşünmek amaçtır. Gülmecelerimle, okurlarıma şunu düşündürmek istiyorum: Yaşadığımız toplum ve bu toplumsal yapı adaletli değildir ve içinde bulunduğumuz koşullar da güzel değildir. Adaletsizliklerden, çirkinliklerden kurtulmak için, başta kendimiz olmak üzere, çevremizi, toplumumuzu, dünyamızı değiştirme özlem ve isteği yaratmak.? (Hikmet Altınkaynak , Türk Edebiyatında Yazarlar Ve Şairler, Hürriyet Kitap, 1. Baskı, Mart 2018)
Aziz Nesin´in bazı konulardaki düşünceleri şöyledir:
-Edebiyat: Okuyanda coşku, estetik, beğeni uyandırabilen yapıtlardır.
-Ben Babıâli´ye 1944´te profesyonel yazar olarak girdim. Tan gazetesini 46´da hükümet yıktırdıkdan sonra adı sanı anılmayan bir yazar oldum. Hiç bir gazetede İş bulamadım.
-Cimri lafı benim hoşuma gidiyor, bayılıyorum. O bana cimri diyenlerle, biz 10-15 kişi ziyafete gideriz, hiçbiri para vermez, ben veririm. Ben çok tutumluyum, onun için cimri lafını ben kendim çıkardım. Ama kendime son derece cimriyimdir. Her şeyi çok iyi kullanırım, gazino, gece kulübü gibi yerlere gitmem. Ama gidersem de birtakım insanlar gibi hesap pusulası didik didik aramam. Bir insan kazandığını ayda 10 milyon lirayı tanımadığı insanların (Vakıf çocukları) iyi yaşaması için veriyorsa, bu cimrilik değildir. Zaten has yazarlar genellikle cimri olmazlar, cimri insanlardan iyi şair iyi yazar çıkmaz.
-Pek neşeli değilim aslında. Sevdiğim insanlarla yan yana olursam neşeli oluyorum. Çevresini güldüren , eğlendiren bir insan değilim yani. Bir de bazen Ben deli miyim diyorum, başıma sürekli işler açıyorum ve yorulmuyorum bu işlerden, hep böyleyim. İki insan kavga ediyor, mutlaka dayak yiyenden yana oluyorum. Bazı olaylar var karışmadan, duruyorum, istiyorum ki ona biri karışsın, bakıyorum kimse karışmıyor, ben karışıyorum. Mesela nüfus sayımlarında bizi eve sokuyorlar kümese girer gibi kış kış. Hiçbir Türk aydın´ı ?Beni eve sokmaya ne hakkın var, girmeyeceğim? demiyor. Şimdi bu benim işim değil aslında, ama dayanamıyorum bu akılsızlığa.
-Türk toplumu korkacak hiçbir şey olmadığı halde, kendi içine sinmiş olan korkudan korkar hale gelmiş. Erkek karısından, kadın kocasından, çocuk babasından, öğretmeninden, herkes birbirinden korkuyor. Bu kapitalizmin, artı Osmanlıların despotizminin yarattığı korku, artı geleneklerin. İslam dininin, toprağa bağlı yaşama düzeninin yarattığı bir korku. Bütün bu korkular kalıtım olarak kuşaktan kuşağa geçiyor. Binde bir olsaydık bu toplum buraya gelmezdi.
-Ben erkeğin ve kadının tek başına insan olduğuna inanmıyorum . Erkekle kadın birleştikleri zaman ancak insan olabilirler. Kadınların hakkı yoksa , erkeklerin da hakkı yoktur. Onun için kadınla erkeğin el ele vererek insan haklarını koruması gerekiyor. Kadın hakları demek ,kadını erkekten ayrı görmek demektir. Oysa İnsan bir bütündür.
-Benim anladığım aşk, bir kadınla bir erkeğin zamanı tam olarak bölüşmeleridir. Eğer insan bundan mutluluk duyuyorsa bu aşk demektir Ne zaman zamanı bölüşmeye başlarlarsa o aşk değildir. Evlilik olabilir de aşk olamaz. ( Duygu Asena, Zamana Değen Sorular, Doğan kitap, Mayıs 2019) 02.7.2019