ATATÜRK"Ü HEP ANACAĞIZ? KIYAMETE DEK!
Atatürk’ü 10 Kasım günü özellikle ama diğer günlerde de her zaman anacağız… Ta kıyamete dek bu anma, bu özlem ve bu sevgi sürecektir.
Atatürk’ü iyi bir Müslüman, iyi bir Mümin, iyi bir Türk gururla anar; yüksünmeden, yerinmeden samimice anar.
İşte köklü birkaç sebep:
- Diyanet İşleri Reisliği Teşkilatımızın Maturidi-Hanefi ( Ehl-i sünnet) çizgisi Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet rejiminde de Atatürk tarafından aynen muhafaza edildi.
-Peygamber Efendimiz(sas) İstanbul’la ilgili olarak, “ İstanbul bir gün elbet feth olunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel askerdir” Buyurmuştu. Bu hadisi şerifin nuru, hikmeti, geçerliliği, fethin gerçekleştirilmiş olmasıyla nihayete ermiş olabilir mi? Mesela; İstanbul, 13 Kasım 1918’de düşman tarafından işgal edildi ve 5 yıl sonra 06 Ekim 1923 tarihinde tekrar kurtarıldı. Sağlam bir Müslüman şöyle inanmakla mükelleftir. İstanbul’u küffar elinden kim alırsa, kim kurtarırsa onun kumandanı da, askeri de kıyamete kadar hep güzel, hep makbuldür. Yani Fatih gibi Atatürk de bu hadise muhataptır, diyebiliriz.
-Atatürk bu cumhuriyeti tam bağımsızlık temelinde kurmuştu. Diğer devletlerle ikili antlaşmaları yoktu. Bu dik duruş diğer Müslüman dünyasına örnek olmuş ve mesela, Pakistan İslam Cumhuriyeti (1947) bu sayede bağımsız bir ülke şeklinde zuhur etmiştir. Onun için Atatürk bu bölgede sevilmeye devam etmektedir.
- Atatürk, Bilge Kağan tarafından kurulan Göktürk’lerden sonra adı Türkiye olan ikinci Türk devletini kuran şahsiyet ve Türkler Kur’ an’ da çok açık işaretlerle övülen bir millettir. “Türk Yaratılmış Olmak Benim İftiharımdır” Sözü ona aittir.
- Atatürk, Cumhuriyetten evvel Türkiye Büyük Millet Meclisini kurmuştu (23 Nisan 1920) Açılışta Kur’anlar okunmuş, tekbirler getirilmiş, kurbanlar kesilmişti. Caddeler baştan sona Türk bayraklarıyla süslenmiş, sancak-ı şerif açılmıştı. Hacı Bayram Veli camii ile Meclis arasında yerleri insan, göğü melekler kaplamıştı. O ihtişamı anlatan çok sayıda yazılar var.
-Atatürk vefat etmeden birkaç dakika önce gözlerini açmış ve son söz olarak “ Ve aleykümselam” Demişti. Atatürk’ün cenaze namazı Dolmabahçe’de 50 kadar kişi tarafından kılınmıştır.
- Elmalı Hamdi Yazır’a “ Kur’an Dili Hak Dini” tefsir kitabını yazdırmış, Sahi-i Buhari ve Ebu Müslim tarafından yazılan hadis kitaplarını da Türkçeye çevirtmişti. Mareşal Fevzi Çakmak’a talimat vererek Hamdi Akseki Hoca’ya “ Askere Din Kitabı” nı yazdırılmasını sağlamıştı. Bugün hala o kitaplar en muteber durumdadır.
ATATÜRK’ÜN din hakkında görüşleri
"… Dinime, gerçeğin kendisine nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum."
"Din vardır ve lazımdır."
Çanakkale muharebelerinde Atatürk’ün emrinde çarpışan, Atatürk Anafartalar Grup Komutanı olunca O’nun yerine 19.Tümen Komutanı olan Albay Şefik Aker:
"8/9 Ağustos (1915) gecesi bana 19. Fırka Komutanlığını teslim edip Anafartalar Grubu Komutanlığı’na idareye giderken, Atatürk benim sol yanımda idi. Ağzından çıkan bir fısıltı dikkatimi çekti. O’nun selamet ve başarı için Allah’a fısıltı ile niyazda bulunduğunu görmüş ve anlamıştım."
Atatürk gençliğinden beri günlük tutan bir liderdir. Bu alışkanlığını hep sürdürmüştür. Birkaç örnek:
"9 Mart 1922, Perşembe – Sivrihisar
…
Saat 8′e doğru (akşam) İsmet Paşa geldi. Evvela yemek. Yemekten sonra 10 Mart için program kararlaştırıldı. Siyasi durum hakkında… Bilgi verdim. Ondan sonra hafıza Kur’ an okuttuk. Gece rahat ve yeterince uyuyamadım… (sağ böbreğinden rahatsızdır.)
10 Mart 1922 Cuma – Aziziye
Saat 5 (akşam) Aziziye, yorgunluk hissettim… Bir saat kadar uyudum. Sonra vücudumu süngerle sildim. Yeterli istirahat etmiştim. İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik. Bazı telgraflar gelmişti, gördüm. Hafıza Kur’ an okuttum. Saat 10′da gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız 3 tümenin teftişidir.
17 Mart Cuma – Akşehir
…
Tayyare bölüğünü teftiş… Fazıl Bey ve diğer bir pilot uçtu. Fransızlardan alınan 14 tayyare Adana’ya gelmişti… İki tayyare uçurmak istedik. Motorları işletmek güç oldu. Biri uçabildi. Karargaha dönüş. Saat 8′e kadar yalnız kaldım. Mustafa Abdülhalik Bey geldi. Hafıza Kur’ an okuttuk. İsmet Paşa da geldi. Yemekten sonra gittiler. Ben de yattım. Saat 11. Çok fırtına vardı. Bugün çok limonata bağırsaklarımı ağrıttı, rahatsızım.
20 Mart Pazartesi – Akşehir
Müdafaa-i Hukuk heyeti, İhsan, Fahrettin paşalar geldi.
İhsan Paşa (Ali İhsan Sabis) şikâyet etti. Haksızdır. Açık konuştum. Otomobille gezdim. İsmet Paşa’ya gittim. Beraber bize geldik. Fahrettin (Altay) paşa ve kurmayını yemeğe davet etmiştim. Hafıza Kur’an okuttuk.
24 Mart Cuma – Akşehir
Mütareke teklifini Celal Bey bildirdi. Cuma namazında hafız Ulucami’ de mevlüt okudu… Gece yarısından sonra saat 5′e (sabah) kadar Ankara’da Bakanlar Kurulu ile görüşme yaptım…”
İmdi Atatürk hakkında birçok konuyu okumuş olduk. Size bu noktada İslami bir kuralı hatırlatmak istiyorum. Aksine davranan açık küfre girer. Nedir o kural? Bir insan “Ben Müslüman’ım” diyorsa artık ona komşuları, devlet, yasalar Şer’ an Müslüman muamelesi yapmak zorundadır. Şeriat söze bakar, kalbine nüfuz edemeyeceği için “zanni” (zannederek) hüküm veremez. Hal böyle iken, kendini Müslüman sayan her kim olursa olsun, hiçbir kimseye ve bu arada tabi ki Atatürk’ e deccal, kâfir ithamında bulunamaz. Bulunanlar ağır vebal altına girmiştir.
Bir 10 Kasım gününde Atatürk’ü rahmetle, minnetle anıyorum. Korkmayın Ey Siyasi İslamcılar! Siz de anın... Onu anlamak gerçekten nasip işidir. Bu nasipten kendinizi vareste kılmayın çünkü onun bereketi her kula nasip olmaz.
10 Kasım2013, Tekirdağ