AK PARTİ YALNIZLAŞIYOR MU?
Heterojen yapıya sahip AK Parti yalnızlaşıyor mu, yalnızlaştırılıyor mu? Bu soru önemli? Böyle başlayalım yazımıza…
Cemaat-Parti cebelleşmesine bir de bu gözle bakılsın, derim. Hatırlayın! Başbakanımızın günlük konuşma haznemize kazandırdığı bir cümlesi var: “Men Dakka dukka” Nedir manası? "Eden bulur, inleyen ölür… Kazma kuyumu kazarlar kuyunu… “Bugün bana yarın sana… Gelme kapıma gelirler kapına” Demektir.
İktidarın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından, ” Komşularımızla Sıfır problem” tezi ortaya atılmış, hızla uygulanmış ve sonuçta yine aynı hızla -tam tersi- tüm komşularımızla kavgalı hale getirilmiş idik. Sanki birileri; “Büyük konuşma yalatırız” Şakası yapar gibi tüm komşularımızla kavgalı hale getirilmiş olduk. Konu muhalefet tarafından çok dillendirilmeye başlanınca bu defa nefs-i müdafaa kabilinden: “ Değerli yalnızlık” Elbisesini giydik üstümüze; mertçe, hakça, insanca olmayacaksa onurlu biçimde yalnız kalmaya razıyız, türünden bir yenilmişlik tarifini yapıyorduk! Netice malum: Büyük yalnızlık!
İlahi adalet karşısında da büyük veballer yüklendik; kan gölüne dönen her İslam ülkesine biz de müdahil olmaya çalıştık; iç işlerine karıştık, karıştırıldık; devlet adamlarına ağır laflar söyledik. ABD, AB, NATO yanında yer aldık ve sonuçta değerli yalnızlık(!) gömleği sırtımızda kaldı. Sürekli büyük havalara sokuyorduk kendimizi; zannettik ki Yeni Osmanlı doğacaktı avuçlarımızda ve bölgenin, “Halaskar gazisi” biz olacaktık ama hayır! Olamazdık çünkü, Büyük Türk milleti adına hareket etmiyor, Türklük ile savaşa giriyorduk.
Karşı tarafça zaaflarımız bu şekilde tespit olunduktan sonra daha fazla karışalım, daha fazla üzülelim, huzur ve disiplinimiz daha fazla bozulsun istenerek planın yenisi başlatıldı. Sıra, AK Parti’ ye gelmeliydi. Bu doğrultuda yandaş AKİT Gazetesi gecikmedi ve Cemaate veryansın etmeyi doğru politika ilan etti. AKİT’ e göre sadece dershaneler değil, camiler, kahvehaneler, kur’ an kursları… Dönüştürülecek, adımlar,“Çözüm süreci” nin gereği olarak atılacaktı. Böylece Müslüman AK Parti, Müslüman Cemaate karşı çok bir garip cephe açmış oldu.
Şimdi gelinen noktada AK Parti’ yi iki farklı tabloda görüyoruz:
İlk tabloda; PKK, İmralı, BDP, Barzani cephesi ile birlikte olmaktan huzur duyan bir iktidar. (Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim)
Diğer tabloda; hemen herkese şiddetli hücumla cephe açabilen bir AK Parti var. (Partinin bu halinden toplum yorgun, bezgin, bıkkın düşmüştür)
Artık tekerlek terse döndü denebilir; AK Parti için “Men Dakka dukka” dönemi geliyor. Bizi önce komşulardan soyutladılar; yetinmeyip, AK Parti’yi payandalarından koparacak düğmeye bastılar. Zaman Gazetesi, “Bizi, kapatmak üzere iknaya çalışıyorlar.” Demişti. Bildikleri var ki, konuşuyorlar. Nitekim, ortada fol yok yumurta yok iken Başbakan aniden düğmeye neden bastı, acelesi neydi? Düşünmek zorundayız bunu! Ya ağır baskı altındalar ya da hesabını yanlış yapıyorlar. Mesela; AK Partili Mustafa Elitaş, "Dershane düzenlemesi bütçeden sonra ocak ayı gibi Meclis gündemine gelir. Bize oy kaybettirmez, oy kazandırır" diyecektir. Meseleye sadece matematik açıdan bakarsanız bu materyalizmdir. Hoca kaybettirir mi, kazandırır mı, Allah-ü âlem! Bilemeyiz. Ancak meselenin bir de maneviyat cephesi var; Türklükle mücadeleye girmiş olması, arş-ı alaya yükselen şüheda ağıtlarıyla alakası kesinlikle düşünülmelidir.
Gururla ifade edelim ki; bu aziz ve mübarek milletin ne cephelerde, ne devlet kurarken, ne de devlet idare ederken şeriki ( ortağı ) hiç bir zaman olmamıştır, olamaz da... Ve..."TÜRK" üzerinde gerçekten Allah’ın bir lütf-u keremi olduğuna iman edenlerdeniz.
Biz inananların kavgalarından sevinç değil, üzüntü duyalım. Yazık ki fitneye kapı aralanmıştır.