Prof.Dr. M.Mehdi ERGÜZEL
" . Fakat dil, sadece atmakla kurulmaz. Atmak, çerçeveyi daraltmaktır.
Kurmak, o dille ifade edilecek dünya ve insanın peşinde koşmaktır. İşte
gerek N. Kemal gerekse Hamid bu işi yaptılar..O'nun Meşrutiyet'ten
sonra sık sık dilini değiştirmesi, bir tekamülün içinde bulunduğunu
idrak ettiğini açıkça gösterir. Hakikatte Hamid, dili, binaenaleyh, insanı
genişletmeye çalışıyordu.."
A. Hamdi TANPINAR
Abdülhak Hamid, yenilik dönemi edebiyatımızın renkli simalarından biridir. Benden 100 yıl önce 1852'de dünyaya gelen şairin bu yıl, doğumunun 168. ölümünün 83. yılındayız. Belki bu yazı vesilesiyle devrinin "Şair-i a'zam"ının dildeki tutumuna dair okuduklarımızdan ve düşündüklerimizden hareketle bazı tespitler sunmak mümkündür.
Seksen beş yıl ömür süren Hamid, Tanzimat'tan Meşrutiyet ve Cumhuriyet' e uzanan, cihan devletinden milli devlete geçtiğimiz dağdağalı zamanlarda hem siyasi hem edebi hareketleri yaşamış, yurt içinde ve dışında çok zengin tecrübeler edinmiş, inişli çıkışlı, tezatlarla yüklü bir hayatın insanıdır. Bütün bunların eserlerine yansıması gayet tabiidir.
Hamid'in yaşadığı yıllarda ve sonraları eserleri hakkında muhtelif değerlendirmeler, menfi müspet yorumlar yapılmış olduğu malumunuzdur. Devrinde "Büyük Şair" tanınması, eleştirilmediği anlamına gelmez. Kullandığı dilden başlayarak üslubuna ve konularına kadar hakkında birçok yayın yapılmış, son yarım asırda da ona dair inceleme ve tezler kaleme alınmıştır. Eserlerinin külliyat halinde yeniden mükemmel neşri de yılların emeğiyle hocamız Prof. Dr. İnci Enginün tarafından tamamlanarak aydınlarımızın istifadesine sunulmuştur.
Biz Hamid 'in diline, daha doğrusu "dildeki tutumu"na dair hazırladığımız bu kısa değerlendirmemiz öncesinde, okumalarımızı sınırlı tutmaya çalışarak Yahya Kemal'den başlayan, Tanpınar ve M. Kaplan'a ve İ. Enginün' ün yazı ve çalışmalarına kadar gelen görüşlerden hareket ettik. Kendi eserlerinden de merakımızı celbettiği için Mektuplar'ının bulunduğu iki cildi büyük ölçüde okuduk. Diğer eserlerinden ancak bazı örneklere bakabilme fırsatımız oldu.
Bize göre de "Hamid' e her zaman bir zengin madene dönülür gibi dönülecektir."
( Tanpınar ) ve her dönüşte onda yeni yorumlar için edebi, fikri malzeme bulunacaktır.
Şair ve yazarların dili kullanış tarzları, onların eserlerinin mahiyeti ve üslupları hakkında yorum yapabilmek için önemli ipuçları sunar.
Y. Kemal'in, Siyasi ve Edebi Portreler'inde ilk yazı, Hamid hakkındaki zarif bir değerlendirmedir. Beyatlı, onun etrafındaki hayranlığın bazı dil kusurlarını görmeyi engellediğini S. Nazif'le ilgili bir hatırayla birleştirerek anlatır. Onu okuyanların ve sevenlerin dil zaaflarını fark edemediğini fakat Hamid'in ".. birer mücevher olan hakiki şiir pırıltılarına çok dikkat etmedikleri.."hususundaki sitemini dikkatlere sunarken "ona en büyük kötülüğü edenler, dini bütün hayranları olmuştur" der.
Tanpınar 'ın On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi' nde Hamid' e yüz sayfayı bulan kitap çapında geniş bir yer ayırdığını görüyoruz. Bu sayfalarda Hamid'in, "buhranlı, istikrarsız, Türkçenin zevkine uymayan, kendi içinde medd ü cezr halinde, düzensiz, disiplinsiz, gayri mütecanis." bir dil kullandığından da şikayet edilir. Halbuki " Hamid, şiirimizde en ehemmiyetli ihtilali yapmış, medd ü cezr içinde bir dille de olsa Şinasi ile başlayan edebi yeniliğin şüphesiz ilk büyük merhalesi olan eserler ortaya koymuştur." Eğer Hamid " ..dilin bir geçiş devrindeki bir teknik olmadığı, bütün cemiyete ait bir duyuş ve görüş unsuru olduğu" nu fark edebilseydi " Arap belagatiyle Avrupa şiir modaları" onda çarpışmaz, Şarkla Garbın ortasında kalmış gibi görünmezdi. Yine bazı çalışmaları mesela Sahra, " Şinasi' den sonra dilde ilk yenilik hamlesidir ve dilin sade Türkçeye doğru gidişidir."fakat şair bulduğunu feda ederek o yolda devam etmez. Dildeki ikilik eserlerinde şaşırtıcı mısralarla okuyucunun önündedir. Bir tarafta;
" Damen-i asumanda ebr-i seher
Döker evraka ruze-i elmas
Şeb hulul eyleyince aks-i kamer
Eder eşcara sırmalar ilbas.."
Diğer tarafta manzarayla beraber adeta dil değişir,sanki kalemi eline alan bir başkasıdır :
"Bir kadın destisiyle suya gider / Erkeği baltasıyla ormana
Yayı omzunda oğlu bir yana / Geride süt sağar fakat duhter"
"Bazen eskinin bile iltifat etmediği kelime ve tabirleri kullanması" onun "dile karşı kayıtsızlığının" nümuneleri olarak görünür. Şiirlerindeki dil hatalarını ve Makber'i eleştiren M. Naci taraftarlarına crvaben yazdığı "Nakafi" şiiri bir itirafname gibidir ve " şiir dilini değiştirmek için" bilerek yaptığını belirterek tavrını koyar :
" Evet tarz-ı şi'r-i kadimi bozduk, hercümerc ettik."
Tiyatrolarını oynanmak için yazmadığını söyleyen Hamid, ".dil itibariyle bazı ilk piyeslerinde hem muasırlarından hem sonraki piyeslerinden daha üstün ve yeni" sayılsa da "..bütün bu eserlerde sağlam ve mütecanis bir dil" kullanılamadığı kanaati hakimdir.On da " dil zevki ve anlayışı" yerine " bir zevk anarşisinin" hüküm sürdüğü ifade olunur. " Hamid'in sağlam , güzel bir dili olsaydı, hiç olmazsa bir zamanlar bulduğu dili devam ettirseydi, şüphesiz ki bu tenkitler kendiliğinden silinirdi."
Onun dildeki ihmalci tutumunu, mısra ve dil zevkini ciddiye almamasını "iyi işçi sabrı tatmaması"na bağlayan Tanpınar, "her dilin kendine has taraflarını Hamid'in hafife aldığını "sözlük bakımından teslim olduğu eski şiiri sürdürürken" bir taraftan da Şinasi ve Kemal'den uzaklaşıp neredeyse S.Fünun üslubuna kapılır gibi olduğuna şaşar. Bazı şiirlerindeki "arkaik dili ve bozuk mısra yapısıyla " üslubu değil esalibi olduğu"nu söyleyen Hamid'in buhranlı dil ve mısra yapısıyla yadırgandığına dikkat çeker.
M. Kaplan'a göre " Hamid'de esas, kendi varlığıdır" Makber'i kendisi için yazdığını söyleyen şairin " o günkü ve bugünkü dil zevkine aykırı gelen ve zevksiz görünen yazış tarzı" da asli düşüncesine ve ferdiyetçiliğine bağlıdır. Onu bazan "beşeri olduğu için hezeyanları bile anlatılmağa değer bulan sürrealistlere yakın" bulmak mümkündür.
Ve Kaplan Hoca'nın keskin hükmü : " .Hamid, ilham namına fikirde, duyguda, hayalde dilde ve üslupta bir anarşi vücuda getirmiştir. Altı asırlık koca bir dğ kütlesi teşkil eden Divan Edebiyatının parçalanması için Hamid gibi bir dinamite ihtiyaç vardı. Yeni Türk Edebiyatı bu infilaktan sonra kurulabilmiştir."
Ben Hamid'le ilgili bu yazıya hazırlanırken okuduğum, kitap, yazı ve şirler arasında bilhassa " dramatik insan Hamid" i bulduğum iki cilt tutan Mektuplarından etkilendiğimi söylemeliyim. Dili devrinde ve sonraları bir yığın tenkide maruz kalan Hamid, mektuplarında bizden biridir. Yakınlarına, kardeşlerine , çocuklarına , akrabalarına ve arkadaşlarına yazdığı bu mektuplarda güzel ve pürüzsüz,tabii bir Türkçe vardır, diyebilirim. gerçi N. Kemal, Recaizade, Sami Paşazade , Ali Ekrem ve benzeri edebiyat muhiti mensupların yazdığı mektuplarda bir okumuş münevver Osmanlıcası üslubu ağır bassa da diğer mektuplar, ifade tarzı, nükteleri, tasvirleri, hal hatır ve durum beyan eden samimiyeti ile mektup edebiyatımızın bence seçkin belgeleridir, tez konusu yapılmaya söz varlığı çalışmalarına son derece müsaittir.
Birçok edebi tespitindeki isabet gibi Hamid ve dili hususunda da Tanpınar'ın yorumu beni düşündürmekte insaflı olmaya davet etmektedir :
".Tanzimat'tan bugüne kadar şiir ve edebiyattaki gayretlerimizin biz bugün sadece hakiki Türkçenin başına getirebildiğini düşünürsek meseleyi anlarız.
Hamid ve nesli, Şinasi gibi sadece dilin üzerinde durmakla belki bu yolu kısaltabilirlerdi. Fakat dil, sadece atmakla kurulmaz.Atmak, çerçeveyi daraltmtır. Kurmak, o dille ifade edilecek dünya ve insanın peşinde koşmaktır. İşte gerek N.Kemal gerek Hamid ve bilhassa Hamid bu işi yaptılar.
Hamid'den daha şuurlu olan N.Kemal, eserlerinden, sık sık "tecrübe" kelimesiyle bahseder.Hamid'de bu itiraf yoktur. Fakat Meşrutiyet'ten sonra sık sık dilini değiştirmesi,bir tekamülün içinde bulunduğunu idrak ettiğini açıkça gösterir.Hakikatte Hamid, dili, binaenaleyh, insanı genişletmeye çalışıyordu."
Fikri, edebi, ilmi sahada eser vermiş değerlerimiz üzerinede yeniden düşünmeli, araştırma ve inceleme kapılarını aralık tutmalıyız.
Rahmetli M. Miyasoğlu'nun sevimli yakıştırmasıyla " Edebiyatımızın Tac Mahal' i" devrinin Şair-i A'zam'ı A. Hamid'i vefatının 83. yılında rahmetle anıyorum..