YENİDEN ÜRETEN TÜRKİYE

          Basında çıkan  ?Alpullu Şeker Fabrikası  dört yıl aradan sonra  yeniden faaliyete geçiriliyor? haberi  bölge çiftçisini ve  halkını oldukça heyecanlandırdı. Tekrar üretmek için  düğmeye basılacak olan Alpullu Şeker Fabrikası,  Kırklareli?nin  Alpullu  ilçesinde  bulunan 1926 tarihinde işletmeye açılan Cumhuriyetin  ilk şeker fabrikasıdır. Atatürk´ün direktifiyle 1926´da  ülkenin  şeker ihtiyacını karşılamak amacıyla üretime başlayan fabrika, 2013´te    pancar üretiminin yetersizliğinden dolayı   faaliyetine  ara verdi.   2001 deki şeker kanunu çıkmadan önce  bölgede   700 bin ton pancar  üretilirken,  pancar üretimine kota getirilmesiyle  pancar üretimi   günümüzde  15 bin tona kadar gerilemişti.  Son  iki yıldır fabrikanın yeniden üretime geçmesi için bölge çiftçisinin   190 bin ton pancar üretimi taahhüdü  söz konusu. Fabrikanın açılmasının  bölge hayvancılığı , ekonomi ve istihdama büyük katkı sağlayacağı kuskusuz?       Bu haber bizi 20 yıl geri götürdü. 28 şubat 1997 tarihli MGK  kararları ile başlayan süreç siyasi tarihimizde  çok ciddi sonuçlara yol açmıştır.  1999´ daki seçimler sonucunda Ecevit´in başbakanlığında kurulan DSP,MHP ve ANAP koalisyon hükümeti zor günler geçirmektedir. Siyasi istikrarsızlıklar, yüksek faiz  kıskacı  yaşanılan deprem felaketi ülkeyi kaosa doğru sürüklemektedir.  Şubat 2001 deki MGK toplantısında, zamanın Cumhurbaşkanı elindeki anayasa kitapçığını  Başbakan Ecevit´e  fırlatır ve  Cumhuriyetin en büyük ekonomik krizi başlar.  Gecelik faizler % 7500´ e,  sermaye çıkışı sonunda  dolar  695  binTL den  900 bin TL ye   fırlamasıyla  ödemeleri aksayan borçları artan  iş yerleri  kapandı ve  yüzlerce insan issiz kaldı. Esnaf gösterileri başladı. Yazar kasalar havada uçuştu.  Sonunda ülke   İMF ve Dünya Bankasına  muhtaç hale geldi. Bu güçler  Kemal Derviş adında  birinin  ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak  hükümette görev  almasını sağladı. Bir Ülke diz çökmüştü Ama celladın affı yoktu. AB bu yasalar çıkmazsa sizi almayız diyordu.  Derviş yasaları adı verilen  tam 15 yasa  çıkartılacak    tarımın canına ot tıkanacaktı. Kendi kendine yeten  yedi  ülkeden biri olan Türkiye tarımı   emperyalizme teslim edilecekti. Sömürge yasaları diye de tanımlanan bu yasalardan tarımla ilgili olanlar; Türk tarımını ve hayvancılığını bitirmeye yönelik olarak pancar yasası, buğday yasası, pamuk yasası, mısır yasası, tütün yasası çıkarıldı.  Gümrük birliği anlaşmasını imzalayan Tansu Çiller iktidarının başlattığı hamle  tamamlanmış bir aşama daha kaydedilmiştir. Hayvancılıkta da  batının terk ettiği  besi hayvancılığı teşvik edildi. Oysa  topraklarının %30´u  mera olan ülkemizde asıl olan  mera hayvancılığı idi.  Diğerine göre  daha sağlıksız et olarak kabul edilen  besi hayvancılığı üstelik pahalıya mal oluyor dolayısıyla dünya ile rekabet şansını ortadan kaldırıyordu.     Konumuza geri dönersek; çıkarılan şeker  kanunu ile    şeker üretimi özelleştirildi ve piyasası  ulusal iradeden alınarak  bir kurula devredildi. Şeker pancarında taban fiyatı kaldırıldı, fiyat belirleme fabrikaların keyfine bırakıldı. Pancar üretimine kota dönemi başladı. Köylü pancar ekemez hale getirildi. Fabrikaların bir kısmı satıldı, diğerleri de özelleştirme kapsamında müşterisini bekliyor. Şeker ithalatına izin verildi.  Şeker tanımı genişletildi. Pancardan elde edilen şekerin yanında şeker benzeri diye tanımlanan  mısır ve nişastadan elde edilen   şekere  % 10  yer açtı.  Bu oran  % 50 ye kadar gerekirse arttırılabilecekti.  Bu   düzenleme  sadece  600 bin şeker pancarı üreticisini, kamu iktisadi teşekkülleri olan 27 şeker fabrikası ve buralarda çalışan 30 bin işçiyi  ilgilendirmiyordu. Hepimizin sağlığı ile de oynanıyor, yasalardan destek alarak yaratılmış bir acube bize   küçük Amerika olmamız  yolunda mesafe kat ettiriyordu. Gelecek yıllarda  o günlerde  çok bilmediğimiz   obezite, diyabet ve  bazı kanser türleri halkımızı tehdit  edecekti.  Pancardan elde edilen  rafine şeker sağlıksız bir gıda ama  glikoz ve mısır şurupları şurubu ondan bin beter.  Günümüzde glikoz şurubu bebek mamalarından bisküvilere ve pastalara her tatlının üretiminde. dondurmaların içeriklerinde  kullanılmaktadır. Hemen hemen tüm meyve suları meşrubat ve limonatalarda da mısır şurubu kullanılır.   Uzmanlar, glikoz şurubunun yeme dengesini bozduğunu, vücudun da sürekli olarak daha çok tatlı ve karbonhidratlı besinleri istediğini belirtmektedirler. Buna bağlı olarak insanın bağışıklık sistemi zayıflamakta, vücuttaki mineral dengesi bozulmakta, huysuzluk, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı yaşanmaktadır. Böbrekler hasar gördüğü gibi, bakır ve krom eksikliği yaşanmakta, vücuttaki kan damarları zayıflamakta, cilt kurumakta, saçlar beyazlamakta, hipoglisemiye yol açabildiği gibi MS hastalığı belirtilerini de arttırmaktadır. Glikoz şurubu ayrıca kalbin yağlanmasına, kabızlığa, gıda alerjilerine ve adrenalinin artmasına da yol açmaktadır. http://www.poliklinik.org/glikoz-surubu-ve-zararlari.html      Gıda üretimi yapan şirketlerin , şeker pancarından elde edilen gerçek şeker yerine  glikoz şurubunu kullanmasının nedeni  ürünün raf ömrünü uzatması ve şekere nazaran daha az maliyetli olması olarak açıklanıyor.  Şeker kanununu, şeker piyasasını , AB uygulamaları ve AB pazarı ile uyumlu hale getireceği  savı ile  savunanlara  ithaf en   Türkiye de  % 10 ların  üstüne çıkan   glikoz  kullanım oranının,  AB ortalamasının 4,9 olduğunu ancak  Türkiye gibi şeker ihtiyacını  pancar şekerinden karşılama  imkanı olan  Almanya´da  1,9 Fransa´da , İngiltere ve Hollanda´da %0 olduğunu hatırlatırım.       Güçlü Türkiye´yi inşa etmek istiyorsak  bu ülkeyi yönetenlere düşen çok önemli görevler var. Günlük çekişmeleri bir yana bırakarak gerçek bir vatanseverlikle  bize zamanında Avrupa Birliği masalıyla yutturulan zokaları  çıkaralım. Ülkeler diz çöktükleri dönemlerde tavizler verirler. Ama bunları bir kenara yazarlar ve  en kısa zamanda  bu boyunduruklarından kurtulurlar. En başta  1994 ten beri  dahil olduğumuz Gümrük Birliği anlaşmasını  yeniden gözden geçirelim.  Bize bu süreçte imzalatılarak  pazar haline getirildiğimiz ne varsa  bütün anlaşmaları gözden geçirelim. Tarım içler acısı durumda?Yukarıda şeker pancarının hikayesini anlattık. Türk tütünü dünyanın en iyi tütünüydü. Yok ettik.  Çukurova  beyaz altınla kaplıydı. Pamuğu dolayısıyla tekstilimizi yok ettik.   Daha neler neler .  İnsanlar üretmeden zengin olabilirler. Fakat bir ülke üretmeden   kesinlikle zengin ve güçlü olamaz.  Alpullu ayağa kalkıyor. İnşallah üretmeye başlayacak  . İnşallah tüm memleketimde   bir üretim seferberliği başlayacak ayağımızdaki prangalardan kurtulunca? Son Söz O´nun..?Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden, rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar.?   M. K. ATATÜRK