“Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla / Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla…” Yahya Kemal

Şair ve yazarların eserlerinde dili kullanış tarzları veya kelimelere kazandırdıkları, umumi olanın yanı sıra hususi manalar, okuyan yahut dinleyen üzerinde müspet, menfi tesirler bırakabilir. Bu bakımdan kalem sahibinin yazdıklarının farklı açılardan monografik çalışmalara ve tahlillere tabi tutulması faydalı olmaktadır. Biz, savaşların eksik olmadığı ihtiyar dünyamızda, yirminci asır Türk şiir ve nesir edebiyatının, devrine ve sonraki nesillere derin tesirleri olan fikri ve edebi şahsiyetlerinden Yahya Kemal'in bazı şiirlerini ve bilhassa "Selimname"yi dikkate alarak ne tarzda bir "savaş üslubu" kullandığını anlamaya ve değerlendirmeye çalıştık Şairimiz bir serhat çocuğudur. Açık Deniz şiirinden hatırlayacağınız üzere, çocukluğu Balkanlarda geçmiş, asırlarca milletimizin vatanı olan ve fakat kaybedilen "Bizim Diyarlar" dan ayrılmak zorunda kalmanın ıstırabıyla "hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygularla" dağ taş gezdiği "Rakofça Kırlarının hür havasını" artık alamayacak olmanın acısını, "kökü toprakta kalmış kendi kesilmiş ağacın sızısı"nı ömür boyu yaşayan ve tarihimizin haşmet günlerine sığınan, belki de içindeki "bitmeyen ağrıyı dindirecek" teselliyi, sonsuzluk iştiyakıyla engin mazi denizlerinde arayan mustarip bir şahsiyettir. Yahya Kemal'in şiirlerinde; tarihe gönderme yapan ve okuyucuyu geçmiş asırların insanları üzerinde düşündüren "damarlarında gür bir imanla ateşten bir kan taşıyan, yeryüzünü fethetmek için gelmiş fatih nesilleri" anlamaya davet eden bir üslup vardır. "Akın zevkini rüzgardan alan" nice bin atlı adeta yeryüzünün serhaddi var mı yok mu, bilmiyormuş gibi ufuklardan ufuklara, o dağdan bu dağa "Kızılelma"sının peşinde, asırlarca, "yedi kat arşa doğru uçup" durmaktadır. Şaire göre, sonsuzluk dersini rüzgardan alan böyle bir nesle ve "ruha, vatan dar görünür; daima başka sefer, başka ufuklar görünür." Tuğlar bazen Mohaç ovasını dalgalandırır, bazen "ak tolgalı beylerbeyi"nin ardında "çocuklar gibi şen bin atlı" "dev gibi bir orduyu yenme" nin coşkunluğu ile "Bir yaz günü Tuna'dan kafilelerle geçmekte" dir, bazen mehterin nakkaresi veya kösü "pür-velvele" Otranto önlerindedir, bazen "İstanbul kapılarındaki Yeniçeri, Fetih marşı eşliğinde "gülbank çekmekte, bazen Ok meydanında, İhtiyar Bektaş Subaşı " İstanbul muhasarası olurken aldığı gaza yarasından çekip çıkardığı altın ok"u taktığı yayı germekte, bazen de Barbaros, iki yüz pare gemisiyle "yeni doğmuş ay" aydınında "seferden" dönmektedir. Ve nihayet dünyayı iki padişaha dar gören Yavuz Sultan Selim Han, "din ü devlet mülk ü millet içün" Çaldıran-Mercidabık-Ridaniye yollarına düşmektedir. Hülasa bu şiirlerin, tarihi zaferlerimizle ilgili olarak, "toprağı vatan yapan" manevi kudret eli değmiş bir gaza yahut cihat tarafı vardır ki düşünülmeden olmaz..Bu mısralarda, Itri'nin nağmeleri gibi "Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz"; sadece "bize benzer bir kainat akmakta" dır..Şair, tarihi atmosfer içinde savaş tablolarını, öncesi, sonrası ve telmihlerle nasıl vermektedir, hangi kavramlara istinat etmektedir ? Bunların listelenip konularına göre tasnifinden hareketle kelime ve kelime gruplarının semantik değerlendirilmelerinin yapılması önemlidir Yahya Kemal'in Şiirlerinde "Savaş"a Dair Kavramlar: Yahya Kemal'in Milli Mücadele yılları yazılarının toplandığı Eğil Dağlar kitabı seferberlik dolayısıyla askere çağrılan bıyığı belki de henüz terlemiş, eli kınalanmış Anadolu çocuğunun bir vazife sadakatiyle söylediği şu türküyle başlar ki her okuyuşumda gönlüme hüzün çöker : "Eğil dağlar eğil, üstünden aşam / Yeni talim çıkmış, gidem alışam..." "Ordu milletlerin en çok döğüşen en sarpı" olmakla iftihar ettiğimiz, muharebe meydanları kadar gönül alemlerinde de Yunuslayın binalar inşa eden milletimiz, şüphesiz askeri gücünün yanında devlet kurmayı ve yaşatmayı, silah ve pazu gücünü bir medeniyet yürüyüşüne dönüştürmeyi başarmış, "taşı yenen nice bin işçisi ve mimarıyla" sivil ve asker ahengini sağlamış; şaire, heybetli Süleymaniye'nin üstadı Koca Sinan için "Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı" dedirtmiştir. Biraz evvel belirttiğimiz türküdeki talime alışmaya giden karayağız Mehmed, bu mabette "Ta Malazgirt ovasından yürüyen" sayısız Mehmetler'den nişane olmak üzere yine aynı şairin bayram namazında "ön safta oturmuş nefer esvaplı, derin gözleri yaşlarla dolu" diye tavsif ettiği milyonlarca gençten biridir. Bu tablolar bugün için de böyledir. Yahya Kemal, şiir kitaplarında yer yer tarihimizin şeref sayfaları olan zaferlerimize göndermeler yapar, bizi heyecan ile düşünce arası bir yerlerde tefekkür ve tahassüse çağırır. Süleymaniye'de Bayram Sabahı'ında istiklal zevkinin, ihtişamın ve huzurun kaynaklarını anlarsınız, Akıncılar'da cesaretin, gözü karalığın ve bir dava uğruna şehadetin zirvelerinde iken Mohaç Türküsü'nde bu cengaverlerin cennete süzülüşüne şahit olur ve kulağınızda şehitlere söyletilen şu mısralar yankılanır: " Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden, Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden." Ok şiirinde bir savaş hazırlığı demek olan ok atma, nişancılık müsabakalarının birinde geçen duygulu bir ustalık ve yiğitlik sahnesi anlatılır. İstanbul'u Fetheden Yeniçeri'ye Gazel; meydanları dolduracak, gökleri inletecek gümbürtüde ve fakat "şemşir aşkına, pir aşkına, Tekbir aşkına, Türk'ü gönderen yed-i Takdir aşkına ." milli-İslami muhtevası Yahya Kemalce mayalanmış nefis bir savaş şiiridir. Şairimizin bu ve benzeri diğer şiirleri ile farklı konudaki diğer şiirleri arasına dağılmış zafer ve kahramanlık mesajları veren mısralarda geçen kavramlar müşahhas ve mücerret mahiyette olabilmektedir. Mücerretler fetih,inanç,ideal ve manevi hayata dairken, müşahhaslar savaş vasıtaları,silah,at,kılıç,gürz,.gibi unsurlardır. Biz bu tespit ve tasnifi Eski Şiirin Rüzgarıyla kitabında özel bir bölüm olan Selimname'yi hareket noktası alarak bilhassa kelime kadrosundaki gramatikal tercihleri, bunların muhtevaya uygunluğunu sayıya dayalı olarak sade bir yaklaşımla ele alma cihetine gittik. Selimname, Yahya Kemal tarafından, Yavuz Sultan Selim için ayrılmış özel bir şiir dizisidir. Yedi bölümden oluşmuş terkib-i bent tarzında onar beyitten 70 beyit 140 mısra ve takdim kıtasıyla 144 mısraya ulaşan uzunca bir savaş ve kahramanlık manzumesidir. Giriş kıtasından sonra Başlayış, Sefer, Çaldıran, Toplayış, Mercidabık, Ridaniye ve Rıhlet bölümleri gelir. Metinlerde toplam 99 cümle, 202 kelime grubu ve 818 kelime vardır. Bu kelimelerin 118'i.fiil, birleşik fiil, filimsi, 688'i isim ve 12'si edat cinsi kelimelerden oluşmaktadır. Edebi metinlerin değerlendirilmesinde, yazarın veya şairin tercih ettiği kelimelerin çeşitli bakımlardan tasnifi yorumu aydınlatıcı ipuçları sunabilir. Mesela Y. Kemal'in Kendi Gok Kubbemiz kitabında kullandığı kelime kadrosu ile Eski Şiirin Rüzgarıyla'da seçtiği kelimeler arasındaki farklar şuurlu bir edebi tavrın ifadesidir. Bu tavır, manzumelerin ilhama değil şairini yıllarca meşgul eden edebi bir iradeye ve kültüre dayandığını gösterir. Harbe Dair Mücerret ve Müşahhas Kelimelere Bakış : Yukarıda sembolik olarak yüz kelime etrafında sayıları verilen ve değerlendirmeye sunulan kelimelerde şairimizin savaş gibi hem maddi hem manevi cepheleri olan bir hadiseyi adeta dengede tutarak yüzde 40-60 gibi bir sınıra koyduğunu fakat maddi gücü yüzde onluk bir nispette de olsa öne çıkardığını görüyoruz. Çünkü savaş ne kadar idealler uğruna vatanı milleti korumak ve temsil etmek için yapılsa dahi realiteye, maddi güce muhtaçtır. Hazırlıksız, silahsız, sadece inançlara ve maneviyata istinat eden bir muharebe kazanılamaz ve kalıcı olamaz. Çünkü "Savaş bir hiledir." Taktiktir, tekniktir. Düşmanın gücünü kıracak maddi şartlar, maneviyat temelinin üzerine kurulmuş olmalıdır. Yahya Kemal'in bu uzun savaş şiirindeki kelime kadrosu bize madde-mana dengesinin korunarak "Hazır ol cenge, ister isen sulh u salah.." mesajının bir başka ifadesi gibi görünmüştür. Sözün özü; yirminci asır Türk Edebiyatının ve fikir hayatının, bize göre, fikirlerinde istikrar ve isabet olan ender şahsiyetlerinin başında gelen Yahya Kemal, tarihimizin iktidar süresi kısa fakat başarıları yüksek ve derin iz bırakıcı olan Yavuz Sultan Selim'in İran ve Mısır üzerine seferlerini hareket noktası yapmış, Çaldıran-Mercidabık-Ridaniye zaferleri etrafında bir Selimname yazarak bu kahramanlığı tarihi- İslami-edebi bir temele oturtarak değerlendirmek istemiştir. Metnin edebi tahliline girmeden, sadece kelime kadrosunu tasnif ederek, şairin hangi kelime ve kavramlardan yola çıkarak tarihi atmosferi canlandırmaya çalıştığını, savaş tablolarını verebilmek için dilin imkanlarından nasıl faydalandığını o devrin anlam dünyasına nasıl nüfuz etmek istediğini tespite ve kavramaya gayret ettik. Netice olarak gördük ki şair; 1. O devrin dilini kullanmaktadır 2. İslami kavramlara hakimdir, seferlerin dini cephesini müdriktir. 3.Tarihi bilgileri kullanmada mübalağa etmemekte, kelimeleri insaf ölçüleri içinde seçmektedir 4. Şiir yazmanın tabii gereği olarak edebi sanatlara uygun bir ustalıkla yazmaktadır. 5 Kelime tercihlerinde tekrara düşmemeye, zengin bir lugatla yazmaya hassasiyet göstermektedir. 6. Tarihi bir konuyu işlemesi sebebiyle devri hatırlatacak kelimelerin yanısıra terkiplere ve telmihlere başvurmaktadır. 7.Arkaik farz edilen kelime ve kavramları, bilhassa terkipleri günümüz Türkçesiyle mesut bir izdivaca götüren modern veya neoklasik yeni bir üslup kurmayı başarmıştır. 8.Cümle yapıları itibariyle mısra ve beyitlerin uzamaya imkan vermeyen sadelik ve kısalığı, söze, hikmetli ve hatırda kalmaya uygun bir lisani güzellik katmıştır. 9. Yahya Kemal'in bütün metinlerinde yer alan kelime ve kavramlar dünyası yeni tasniflere tabi tutulduğunda yazarın özel sözlüğüne de ulaşılmış olacaktır.