GÖKSEL ÇAKIR
VİCDAN MEDENİYETİ VE DOĞU TÜRKİSTAN
"Kaybedilmiş bir Medeniyetin çocuklarıyız" Diyordu Dündar Taşer...Haklıydı. Medeniyet kurucu millet olan Türkler, asırlarca iman ve aksiyonla bir büyük medeniyetin bayrağını taşıdı.
Şüphesiz Türk İslam Medeniyeti adıyla meşhur medeniyetin ilk temsilcisi Osmanlı değildi.Osmanlı, bu medeniyetin zirve haliydi. Bu medeniyet bayrağını en ileriye götürendi Osmanlı...
Altında Türk imzası olan bu medeniyetin elbette sosyal, siyasi, ekonomik ya da estetik pek çok yönü var. Bütün mesele bu ihtişamın bir ahlak üzerine kurulmasıydı. Yuvasız kuşlara bile vakıf kuran bir "Vicdan Medeniyeti"
Biz bunu kaybettik. Hani bir şeyi kaybettiğinizde her şeyi kaybettiğinizi hissedersiniz ya, bu da böyle bir kayıp olarak yazıldı deftere...
Yuvasız kuşlara vakıf evler kuracak kadar ince işleyen bir vicdandan, otobüste yaşlıya yer vermeyi aklına bile getirmeyen bir anlayışın girdabına düşüverdik. Güzel ülkem, yaralı vicdanlar memleketine dönüştü adeta...
Vicdan, bizde medeniyet kurucu bir unsur iken "Mazluma karşı Yunus, Zalime karşı Yavuz" Olmak gibi elmastan kılıçlarımız var idi..
Yesevilerin, Yunusların, Hacı Bektaşların, Mevlânaların, Aziz Mahmut Hüdailerin hamura maya kattığı bu vicdan medeniyeti artık tarihin bir konusu mu oldu dersiniz?Galiba, evet!
Çünkü bu vicdanın taşıyıcısı devletti.Tarihimizde devlet, millet vicdanının ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Gönül fethetmeyi bütün fetihlerin üzerinde görüp varlık gayesini bu zemin üzerine oturtandı Devlet anlayışımız.
Peki ya şimdi?
Zulmü haykırmak, seslerini duyurmak için bu vicdan medeniyetinin topraklarına, devletine sığınıp aylarca havaalaninda mahsur bırakılan gözü yaşlı Türkistanlı ihtiyarlara pasaport soran Devlet....
Artık bütün dünyanın aşikare gördüğü bu mezalime yine aşikare kulak tıkayan, mazlumun sesini camisine sokmayan, hutbede üç kelamı çok gören bir başka devlet girdi içimize...
Çağrıldığı uluslararası platformlarda bir kez olsun-firsati olduğu halde-ağzını açmayan, Devlet....
Medeniyet kurucu en mühim unsurunu başka başka kapılarda gezerken kendi toprağının altına gömen, vicdanını kaybetmiş Devlet..
Birseyi kaybedince her şeyi kaybetmek böyle oluyor işte...
Eğer Devlet, hükümranlığını vicdan üzere değil cüzdan üzere kurarsa netice budur.
Titreyip kendine dönmezse devlet, Doğu Türkistan kamplarda, işkencelerde bitmeye ölmeye devam edecek insanımız.
Vicdanı ayağa kaldırmazsa devlet, zalimlerin zulmü artık periyodik bir meşruiyet zeminine oturacak.
Bu vicdan medeniyetini bu topraklara Türkistan´ dan gelen ecdad kurdu. Bu Devlet, Doğu Türkistanlı Uygur bebeklerinin de devletidir.
Bu vicdan mescitlerde yok ise ya daha başka nerede olacak? Diyanet işleri Başkanlığı Çin Komünist Partisinin altınlarıyla mı kuruldu?
Vicdan medeniyetinin bayrak diktiği bu topraklarda bu vicdansizlık nedir?
Allah için düşünün, Allah için konuşun! Ve tabi vicdanlarda Allah (CC) varsa.