Prof.Dr. M.Mehdi ERGÜZEL

Her seviyedeki aydının, mesleki ve sosyal hayatında ana dilini güzel ve hiç olmazsa hatasız kullanması beklenir. Eğitim ve öğretim aşamalarından geçmiş insanlar; aileden başlayan, üniversitede ileri düzeylere ulaşan, bütün hayat boyu edinilen tecrübelerle zenginleşen bilgi ve kültür birikimlerini ancak ana dilleriyle en iyi şekilde ifade ederler. Eğer bu şekilde yetiştikleri düşünülen yüksek tahsilliler, okul sonrası çalışma hayatlarında konuşma yazma hatalarına sık sık düşüyorlar ve çevrelerini gördükleri eğitim konusunda hayrete ve şüpheye sevk ediyor iseler üzerine çok ciddi düşünülmesi, incelenmesi, analitik yorumlardan çarelere gidilmesini gerektiren önemli eğitim yanlışları var demektir. Biz bu değerlendirmemizde yakın çevremizden, kendi meslek tecrübelerimizden yola çıkarak temel eğitimden çok üniversitelerdeki - 1982 sonrası - ana dil eğitimi ile ilgili düşünce ve önerilerimizi ortaya koyacağız. Üniversitelerimizde 1982 öncesine kadar uzmanlık bölümleri dışında ayrıca bir ana dil kültürü (Türk Dili) dersine ihtiyaç duyulmamış, bu eğitimin lise bitirme ile beraber tamamlandığı kabul edilerek yüksek okulların uzmanlık eğitimi dışına çıkmaması görüşü hakim olmuştu. Fakat 1970'ler sonrası Türkiyesinde üniversite mezunlarının bile ana dillerini ifade ederken hoş görülemez hatalara sıklıkla düşmeleri, 1982 YÖK Kanunu ile beraber üniversitelerimizin bütün bölümlerine, iki yarıyıl okunmak üzere, Türk Dili dersi konulmasını kaçınılmaz hale getirmişti. 1982'den beri bu uygulama devam etmektedir. İlgili dersin programı, gramerle beraber doğru ve güzel Türkçeye götüren imkanları da verdiği halde üniversite öğrencilerinin arzu edilen hedefe ulaşamadıkları noktasında fikir birliği vardır. Yüksek okul bitirmiş birçok gencin neredeyse dilekçe bile yazamadıkları, bazılarının hala iki lafı bir araya getirmekte zorlandıkları tarzında dolaylı dokundurmalar yapılıyor. Ortada ciddi hataların olduğu açıktır. Bugün 200 civarında üniversitemizin yüzlerle ifade edilen fakülte ve sayısı binleri bulan bölümlerinde, Türk Dili dersi şu veya bu şekilde alanının uzmanları okutmanlar tarafından uygulanıyor. Herhalde metot ve üslup birliği özlenilen seviyeye ulaşılamamış olmalı ki verim konusunda şikayet ve yakınmaların yanısıra yapıcı, yönlendirici öneriler de zaman zaman gündeme getiriliyor. Bize göre, üniversitelerimizde bir öğretim yılı, haftada iki saat görülen Türk dili dersleri faydalı ve gereklidir.Uygulama birliği,dersi işleyiş tarzı, kaynak çeşitliliği gibi temel noktalarda esneklik, demokratlık, evrensellik, bilimsellik ve milliliğin esas olduğu gerçeği de dikkatten uzak tutulmamalıdır. Ana dil kültürü ilk ve orta öğretimde 10-11 yıl boyunca grameriyle birlikte verilmek zorundadır. Okuldaki eksiklikleri gidererek test ayrıntılarıyla zaten yeteri kadar gramer pratiği yaptırdığı düşünülürse, üniversitede Türk dili dersi için gramer ağırlıklı bir uygulamanın, seçilerek gelmiş öğrencide olumlu bir tesir yapmayacağı açıktır. Bu yüzden lise mezunlarının % 40-50'lik iyi yetişmiş bir kısmının okuduğu üniversitelerin 4-6 yıllık fakültelerinde ve yüksek okullarında Türk dili dersi daha ziyade bir kültür dersi olmalıdır. Bu ders, ileri seviyede edebi zevklerin konuşulduğu bir sanat dersi, Türkçe hatalarını düzelten, doğru kuralların son bir defa hatırlatıldığı gramer kuralları uygulama dersi ve en nihayet meramı güzel ifade edebilme inceliklerinin arandığı, denendiği bir konuşma yazma dersi olmak zorundadır. Elbette işin temelinde kitap okuma ve düşüncelerini yazarak, anlatarak yorumlama alışkanlığı bulunmalıdır. Bu derslerde öğretim üyesi, resmi programın esneklikleri içinde öğrencilere edebi-fikri eserler okuma zevk ve sorumluluğunu kazandırmalı, dersin gereğine ve yararına onları inandırmalıdır. Karşısındakiler artık çocuk değildir, yarınki Türkiye'nin elit tabakasıdır, milyonlarca ana-babanın göz bebeğidir. Bu gençler bilmeli ve inanmalı ki yarınki doktor, mühendis, hakim, iktisatçı, subay, öğretmen, ilahiyatçı hemşire, turizmci.eğer meramını rahat ifade edemiyorsa sahasında beklenen ölçüde başarılı olamaz. Kültürlü bir aydın hangi meslekte olursa olsun önce güzel konuşur ve yazar. Ağzından çıkanı kulağı duymayan, sözünü ölçüsüz ve hesapsız kullanan hangi tahsilli insan yadırganmaz? Halbuki zarif davranışlara bağlı olarak disiplinli genç bir aydının ölçülü, sağlam ve mantıklı konuşmaları, yazışmaları daima saygı uyandırmıştır. Zaten dersin konulma amaçlarından biri de, bir süredir zayıflayan ana dildeki yeteneklerimizi tekrar kazanmak ve geliştirmektir. Üniversitemizdeki Türk dili dersleri için yaşayarak tesbit ettiğimiz yanlışlardan ziyade verim ve güven artırıcı tekliflerimizden bazılarını şöylece sıralayabiliriz: - Derslerde takip edilmek üzere bir kitap tavsiyesinde bulunulmamalıdır. Belki -kaynakça olarak- ilgili kitapların bir listesi, seçme serbestliği tanınarak verilebilir. Fakat bu liste, yasakçı bir sınır koymamalıdır. - Türk ve dünya edebiyatının klasik değer taşıyan eserleri kadar günümüzün ünlü yazarlarının eserlerinin de okunup değerlendirilmesine fırsat verilmelidir. - " Siyasi olmamak ve ahlaki zaaf taşımamak " kaydı ve tavsiyesi, gençlere onların kolay anlayacağı sembolik hatırlatmaların ötesinde bir engelleyici tutuma dönüşmemelidir.Bu özgür seçim içinde onlara edebi, fikri kitap incelemeleri yaptırılabilir,bu çalışmaların sınıfta sözlü olarak sunulması, sohbetinin yapılması imkanı sağlanabilir. - Telaffuz geliştirici ve söyleyişi düzeltmede yararlı olmak bakımından kısa seminer ve konu sunma çalışmaları, şiir okumaları, fıkra-hikaye anlatma denemeleri yaptırılabilir. - Bilhassa sosyal ve mesleki hayatları için insanlar arası ilişkilerde nerede nasıl konuşulup susulacağı, dobra dobra konuşmanın aslında pek de medeni bir incelik olmadığı konusu sınıf içi uygulamalarla gösterilebilir, gençlerin hafızalarında canlı izler bırakılabilir. - Demokratik, hoş görülü bir konuşma üslubunun önemi, sabrın, konuşana saygının ve dinlemenin önemi, uygarca ve görgülü yaşamanın gereği olduğu nezaketle hatırlatılabilir. - Sert ve insafsız bir gramer dersinin; esrarlı, içinden çıkılmaz girift soruların, ancak uzmanlarının bileceği konuların bu derse getirilmesi sakıncalıdır. Yanlışta ısrar edilerek "o hocadan çok çektik" şikayetine yol açılmamalıdır. - Mezuniyet sonrası genç doktor, mühendis, müftü, savcı, iktisatçı bu derslerde lisede eksik kalan taraflarıyla ileri bir ana dili kültürü aldığını düşünmeli, o öğretim yılındaki dersleri saygıyla hatırlamalıdır. - Her hafta yazı denemeleri yapmaları özendirilmelidir. Çalışmalarıyla ilgilenilmeli, pratik tavsiyeler sınıfta genel olarak söylenmelidir. Seviye grupları da dikkate alınarak hiç birinin hevesi kırılmamalıdır. Zira her genç farklı kişilik özellikleri taşır. Her edebi türün farklı meraklıları olacaktır. Şiirden öyküye, romandan düşünce eserine, yerliden yabancıya kadar çeşitliliği bulunan esnek bir edebi yelpaze sunmaya çalışılmalıdır. - Milletimizin ve insanlığın ortak değer ve idealleri konusunda fikir birliği sağlayıcı konulara da yer verilmelidir. - Cumhuriyeti kuran irade ve kadronun vatanseverlikleri, ulusal kültüre bağlılıkları, tarih bilinçleri, bilime saygıları, demokratik olgunlukları uygun vesilelerle, yapmacık olmayan, içten, doğal, güzel bir üslupla gündeme gelmelidir. Türk Dili Eğitimi Metne Dayanmalıdır Elli altmış yıldan beri Türkçenin düşürüldüğü durumla ilgili ciddi ve canlı bir gündem vardır. Basında hemen her hafta köşe yazarları, konuyla ilgili yorumlar yapmış, yanlışları düzeltmeye, teklifler getirmeye devam etmişlerdir. Rahmetli ilim ve kültür adamlarından bugünkü kalem sahiplerine doğru; N.S.Banarlı, A.Kabaklı, N.Hacıeminoğlu, F.K.Timurtaş, Hakkı Devrim, N.Alpay, Şiar Yalçın, F. Hepçilingirler, Ö.Asım Aksoy, O.Sinanoğlu, A.B.Ercilasun, M.Doğan, İ.Pala, B.Ayvazoğlu, M.Kara, M.Argunşah ve Oktay Sinanoğlu'nun uyarıcı, düzeltici yazıları ile diğer bilim ve düşünce adamlarının kitapları kültürümüzü zayıf düşüren "dil yaremizin" iyileşmesi yolunda "doğru Türkçe" ye çağıran, yarım asır önce çağırından çıkmış olan dil tartışmalarının bittiğini, bugün artık bir zamanların her bakımdan kavgalı çevrelerinin bile yatıştığını ortaya koyması, ilim ve uzlaşma yoluna girildiğini göstermesi bakımlarından ümit vericidir. Türk Dilinin canlılığının devamı için alınan tedbirler, kanun hazırlıkları, yabancı dil eğitimi konusundaki bazı gelişmeler, toplumda ana dilimizle ilgili bir kamu oyu oluşması yönünde son derece faydalıdır.Çünkü çok zamandır Aşık Paşa gibi "Türk diline kimesne bakmaz idi" diyecek bir aldırmazlık hali vardı. Geçen yıllar içinde siyasi zeminin de yumuşamasıyla dilci çevreler arası dalgalanmalar duruldu daha sakin bir değerlendirme dönemine girildi. Ancak bu sefer de yabancı dille eğitim hevesi ilkokulları dahi saracak kadar şaşırtıcı boyutlara ulaştı. Ana-babalar, sanki yabancı dil öğrenmezseler, çocukları işsiz kalacaklarmış gibi bir telaşa kapılarak onları yarıştan da öte bir ihtirasla zorlamaya, piyasaya milyarlar dökmeye başladılar. Özel dersler ve özel okullar ise ayrı bir pastadan pay kapma yarışının unsurlarıydı. Cumhuriyet'in kuruluşundan beri binlerce köyümüze kadar ulaşan okullarımız, bütün ilçelerimizde, büyükçe beldelerimizde canlanan yüzlerce lisemiz ise yeni yüzyılın eşiğinde sistem bozulmaları sonucu "tarifsiz kederler" içine düşürüldüler. Devlet okullarına güven kalmaması ne demektir? Ekonomide devletçilikten kaçılırken özerkleşme yahut özelleştirme otuz yıldan beri herkesin dilindeyken, eğitimde tamamen devletçi kalınması mümkün müdür? Üzülerek ifade edelim ki, eğitim, evlere şenlik bir hale getirilmiştir. Üniversite kazanmak uğruna yüzbinler bunalımlara düşürülmüştür. Mesleğinin uzmanı, kurmayı öğretmenler yetiştirilememiştir. Çıkar yol, gelenekten ilhamlı çağdaş bir " Vakıf Okulları ve Eğitim İşletmeleri " ile Cumhurbaşkanlığına bağlı veya YÖK sistemi içinde öğretmen adaylarına yüksek lisans ve doktora istikameti verecek "Türkiye Öğretmen Akademisi" kurulmasıdır. Bu düşünceler hızla yayılmaktadır. Ümit ederiz ki daha fazla gecikilmez. Dileğimiz, okullarda kaybedilen kuşakların, tekrar okullarda kazanılmasıdır...