Ege’de bir sahil kasabasının denizle iç içe olan cafe’sinde kolumda yürüyen uğur böceğinin arada bir açılan kanatlarına bakıyordum.
Turuncu renkli, siyah benekli elbisesi ile çocukların da sevgilisidir bu minik canlılar. Kimlere hangi uğurları getirdi bilmem ama oldum olası severim uğur böceklerini. Hiç gitmesin, hep benimle kalsın isterim. Arada bir açsa da zar gibi şeffaf kanatlarını, duygularımı anlamış gibi o da uçup gitmedi hemen. Ağaç dallarını sallayan sert rüzgardan mı etkilendi, yoksa "uuuç uuuç böcecik "nakaratından mı bilemiyorum, bir süre sonra havalanıp gitti.
Ben, önümde uzayıp giden masmavi denizin kumsalı öpen berrak dalgalarına bakarken, yan taraftaki masaya bir tatilci arkadaşın geldiğini fark ettim. Garsona soğuk bir meşrubat söyledi oturur oturmaz. Besbelli havanın neminden, öğlenin yakıcı sıcağından bunalmıştı. Beyazları yoğun dağınık saçları bile terden ıslanmıştı. Sanki benim yaşımda, sanki benim gibi Trakyalıydı.
-Merhaba dedim, buralı mısınız?
-Yok dedi, ben Edirne'liyim.
Tahminimde yanılmamıştım.Tesadüfe bakın ki, o da emekli öğretmenmiş benim gibi. Bize yakın ilçenin köftesi ve sucuklarıyla tanınan köyünden olduğunu söyleyince muhabbetimiz telvelenmeye başladı. 80 darbesini getiren o zor ve karanlık yıllarda Edirne Eğitim Enstitüsü'nde öğrenciymiş. Birkaç isim sordum sohbete yeni bir rota çizmek için. Akrabam da olan bir ismi duyunca gözlerinin içi parladı. Çok yakın bir arkadaşı olduğunu belirtirken niyetimi de anlamış gibi; "-Zaten onunla düşüncelerimiz de aynı." deyiverdi. Aslında o da beni çözmek, benden emin olmak istiyordu.
"Düşüncesi aynı olmak" çok önemli ayrıntıdır bir davanın sevdalıları için. Başka türlü yoldaşlık yapılmaz, çetin yollar aşılmaz, çileye talip olunmaz ki. Dostluklar böyle oluşur, arkadaşlıklar böyle pekişir. Kan kardeşliği vardı çocukluk zamanlarımızda. Bileğimizin bir yerini çizer, oradan sızan kanı emerek kan kardeşi olurduk. Kan kardeşliği; koşulsuz fedakarlık, ölümüne sadakat demekti."Muhtaç olduğumuz kudret"i bulurduk damarlarımızda. Dayanışmanın, yardımlaşmanın, millet olmanın gereği de bu olmalıydı. Gençlik yıllarımızda kandaki asaletin ruhunu kavramaya başlamıştık. Kan kardeşliği can kardeşliğine dönüşmüş, ülkücü olmuştuk. Ülkücüler kadar birbirine adanmışlık yoktur hiçbir cemaatte, dernekte veya ideolojik çatıda.
Ne ki; kollektif oluşumlarda lider değişince veya değiştirilince ideolojik kodların değişmeye başladığını fark edersiniz. Bununla birlikte heyecanların genetiğinde de bozulmalar başlar. Sisteme panzehir olduğunuzu düşünürken, sisteme eklemlendiğinizin farkında bile olmazsınız. Sonrası tam bir fetret devridir. Adanmışlar gözden düşürülüp, çeşitli bahaneler ve hakaret dolu sözlerle değersizleştirilirken, atanmışlar yeni gözdeler haline gelir. Kim eleştirel bir düşünceyi seslendiriyorsa o artık tehlikeli bir adamdır. Kim istişareyi demokrasinin temel ilkesi kabul ediyorsa o artık sakıncalı bir üyedir. O zaman bu safraları(!) derhal partiden uzaklaştırmak, teşkilattan atmak gerekir. Tedavisi zor olan bir hastalıktır bu. MHP'de dört beş seneden beri yaşanan trajedi budur. Kimler kimler harcanmadı ki!
Şimdi bunları niye anlattığımı düşünüyorsunuz belki. Bazı yazılarımı A.Çehov'un hikayelerine benzeten okurlarım var. Yani hikayede sonuç yok. Sanki yarım kalmış gibi. Aslında yazar" hikayeyi siz devam ettirin" der gibidir. Yok yok öyle yapmayacağım ben. Gizli saklı kalmasın hiçbir düşünce.
Hemşerimle ülkücülüğümüz pekişince tanıdığı bazı arkadaşları sordum ona. Ani bir refleksle elini yelpaze gibi birkaç kere arkaya doğru sallayarak ve yüzünü de buruşturarak:"-Bırak şunları ya. İYİ Parti'li oldu hepsi." deyiverdi. Refleks refleksi doğuruyor işte. İkinci cümleyi kurmasına fırsat vermeden; "-İyi Parti'ye geçmişler, iyi yapmışlar. Kötü partiye gitmemişler ki. Biliyor musun, ben de İyi Parti'liyim. Üstelik bu partinin siyaset tarzını beğeniyorum."dedim. Bunu benden hiç beklemediği, şaşkınlığından belliydi.
Ülkücü hareket siyasal arenada liberal kapitalizmin ahlaksızlığına ve Marksist- Komünist barbarlığın zulmüne başkaldırdığında, MHP Milliyetçi-Toplumcu üçüncü yolu çözüm olarak takdim ediyordu Türk milletine. Üniversitede öğrenciydim o yıllarda. 3 Mayıs'larda Spor Sergi Sarayı'nı dolduran ve yeri göğü inleten on bin gençten biriydim. Ülkücülerin kalesi Edirnekapı yurdunda kaldım iki yıl. Meslek hayatımda saldırılara uğradım, soruşturmalar geçirdim, sürgün yedim. Suçum ülkücü olmaktı. Kaç ülkücü cenazesine omuz verdim gözyaşlarına boğularak. Van'daki ülkücüyle Edirne'deki, İstanbul'dakiyle Gaziantep'teki ülkücü tanırdı birbirini. Azdık ama özdük.Tek sevdamız vatandı. Çelikten serttik hainlere karşı, ama Yesevi hikmetleriyle ruhlarımız dipdiri, kalplerimiz Muhammedi muştularla sıcacıktı. Her ülkücü ay yıldızlı bir bayraktı. Çanakkale'de, Sarıkamış'ta,Sakarya'da, Dumlupınar'da Mehmetçik neyse ülkücü de oydu benim için.
Hemşerime dedim ki; "-Hangi partide olursa olsun ülkücüler kardeştir. Her ülkücü davasına sadakati ve ülkesine katkısı ölçüsünde değerlidir. Her partinin içinde iyiler olduğu gibi kötü karakterli insanlar da olabilir. Toptancı bir anlayışla bütünü kötülersek bu insafsızlık olur. Daha düne kadar MHP'ye oy veren milyonlarca insan, MHP'de yöneticilik yapmış binlerce arkadaşımız, Ülkü Ocakları'nda Genel Başkanlık görevlerinde bulunmuş yiğitler bugün başka partilere üye olunca mı kötü oluyor?! Sağlıklı bir kafa böyle düşünebilir mi?!
Demokratik kültürde partiler de, partinin başındaki liderler de mukaddes ve dokunulmaz değildir. Dün söyledikleriyle bugün savundukları taban tabana zıt olanlar,dün söylediklerini bugün inkar edenler sizce lider midir? Dün "Yansın Suriye!" diye ortalığı birbirine katanlar, bugün Esad'la görüşmenin gerekliliğini savunuyorsa "Bu nasıl bir siyasettir?" diye eleştirmeyelim mi? Bakıp beslediğimiz ÖSO mensupları bayrağımızı yakma alçaklığını gösteriyorsa , o zaman Afrin'de,Azez'de Mehmetlerimiz ne için şehit oldu diye sormayalım mı? Oy verdiğimiz partilere sevgimizi ve bağlılığımızı başka partileri kötüleyerek, onları hain ilan ederek yapmaya kalkarsak bunun bize de, ülkeye de bir faydası olmaz. Kimin ne kadar ülkücü olduğunu merak ediyorsak, araştırmaya önce kendimizden başlamalıyız.
Hemşerim benimle tanışmaktan ve bu sohbetten ne kadar memnun kaldı bilmiyorum. Ama ben bir ülküdaşımla hatıraları yadetmenin tarifsiz mutluluğunu yaşadım. Partiler farklı olsa da kardeşliğimiz bakidir. Varlığımız TÜRK varlığına armağan olsun.