Şimdi sen madem ki bu tarihin çocuğusun, eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü evladısın

"Şimdi sen madem ki bu tarihin çocuğusun, eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü evladısın; atalarının sana miras bıraktığı her güzel şeyi seveceksin ! Ataların bize miras bıraktığı en güzel iki şeyden biri bugünkü Türk vatanı ise ikincisi Türkçe'dir.. Tanpınar'ın Haşim için söylediğini ben Nihad Sami Bey için söylemeliyim; "Bizim nesil edebiyat dünyasına Banarlı'nın yıldızı altında girdi." Lisede onun edebiyat kitaplarını okumuş ve sevmiştik. Metinler güzeldi, sorular düzgün ve düşündürücüydü. Belki hepsinden önemlisi; Türklük duygusunu "Türk'ü sevmeyi öğreten bir üslup" kullanmasıydı. Ama bu üslup, bağırıp çağırmayan, nutuk atmayan zarif ve milli bir üsluptu. 1907 doğumlu Nihad Sami Bey'in edebi bilgilerle ilgili kitapları daha 35 yaşlarında iken bütün ülke sathında yayılmaya başlamış ve okunur olmuştur.Destanlar çağından son devirlere kadar Türk milletinin Türkçe ile ne harikalar meydana getirdiği ve bu eserlerin edebi özelliklerini anlatıp sevdirdiği bu kitaplar yarım asra yakın bir süre iki üç neslin edebiyat zevkini beslemiş, Türklük duygusunu zenginleştirmiştir. Çeşitli vesilelerle dile getirmekten zevk aldığı Türkçenin "Anadolu ve Balkanlar Türkiyesinde" asırlarca işlene işlene kemale eren ve İstanbul'da zirveleşen güzelliğini ondan dinlemek şansını da bulduk.1968 Kasım'ı Yahya Kemal'in vefatının 10. yılıydı ve Banarlı Hoca Çapa Yüksek Öğretmen Okulundan yeni emekli olmuştu, fakat konuşma davetlerine icabet ediyordu. Kendisini ilk defa orada dinlemiştim. Neredeyse 52 yıl olmuş.Lise son sınıftaydık, üniversiteye hazırlanıyorduk. Anadolu'nun 70 değişik Öğretmen Okulundan seçilerek gelmiş gençler kitaplarını okudukları adamı kürsüde görüyor ve dinliyordu. Tane tane konuşuyor ders anlatır gibi sakin, sade kendisine has bir ahenkle Yahya Kemal'i tanıtıyordu. O, Yahya Kemal'in en yakın arkadaşlarından biriydi. Onun eserleri hakkında, asıl kaynağından en sahih bilgilere sahip olmanın imtiyazını taşıyordu. Üstadı Yahya Kemal'e, Banarlı kadar sadık ikinci bir edebiyatçı, araştırmacı var mıdır? Banarlı, Y. Kemal'in sağlığında kitap halinde görmediği bütün eserlerini gün ışığına çıkaran, titiz bir dikkatle hepsini edebiyat alemine sunan çalışkan bir adamdır. Y. Kemal Enstitüsünü kuran, yaşatan sonrakilere emanet eden odur. Banarlı Hocayı, Enstitünün de bulunduğu Kubbealtı Kültür ve Sanat Akademisi / Vakfı çatısı altında muhtelif vesilelerle dinledik, istifade ettik. Türkçe zevkimizi geliştirmeye çalıştık. Banarlı, Y. Kemal'e vefası ve onu Türk milletine bütün eserleriyle tanıtmasının yanı sıra kendi edebiyat tarihçiliği ve yazarlığı ile de müstesna bir şahsiyettir. Yazılarının başlığı bile hafızalardan silinmeyecek kuvvettedir: Milli Romantizmin İdraki, Milli Karakter Terbiyesi, Sürü Psikolojisi, Çalışma İnkılabı, Kelimelerin Tadı,Kelimelerin İzdivacı,Fethedilmiş Topraklar Gibi, Türkçenin Gül Bahçeleri. Sayısı 500'ün üzerinde olan, vefatından sonra on kitap halinde yayınlanan makale ve denemeleri, kültür ve edebiyatımızın, cemiyet hayatımızın neredeyse bütün konularına yönelmiş gibidir.Yahya Kemal'den sonra, en çok Mehmet Akif ve İstiklal Marşı üzerinde yazıları olan Banarlı'nın edebiyat tarihçiliği, zaten başlangıçtan yirminci asra kadar bütün dönemleri, yazar ve şairleri incelemektedir. Ama onu günümüz çocuklarına kadar asıl tanıtan ve sevdiren eseri Türkçenin Sırları'dır. Bu kitap Türkçe adına endişelerin dile getirildiği bir milli hassasiyetler yumağıdır. Yazar, hayatını adadığı güzelim Türkçenin düşürülmek istendiği duruma isyan etmekte ve bütün aydınları "Samimi bir Türkçe sevgisi" etrafında meseleye sahip çıkmaya çağırmaktadır. Türkçenin Sırları "Türk dilininin nice güzelliklerini, üstünlüklerini, inceliklerini ahengini, ne kadar asil ve büyük bir milletin dili oluşundaki gögüs kabartan yücelikleri sayfalarında toplayan", son elli yılın gençleri ve okumuşları üzerinde derin tesirler bırakmış, adeta klasikleşmiş bir kitaptır. Halit Ziya'nın 1. Türk Dili Kurultayı'ndaki konuşmasına başlarken söylediği "Ben Türkçenin ezeli bir aşıkıyım, hepimiz öyle değil miyiz?" sorusuna en güzel cevaplardan biri bu eser sayılmalıdır. Banarlı, Türkçenin buhranlı macerasına, yanlış ve metotsuz, ilim dışı dil tutumlarına dikkat çekerken "milletimizin ve milliyetimizin dayandığı her mukaddesi yıkmak isteyenleri" de teşhir etmekte, kalem ve fikir erbabını uyarmakta, doğrularda birleşmeye davet etmektedir. Türkçenin Sırları'nı düşünen ve düşündüren Nihad Sami Bey, dilimizin imparatorluk dili olmanın şeref ve gururu ile fethedilmiş kelimeler kazandığı asırlar içinde zenginleştiğini anlatır ve şöyle der: "Kelimeler üzerinde oynamaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Çünkü; kelimeler milletindir. Şu fani dünya saadetleri içinde hiçbir şey aziz Türk çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar güzel bir hizmet değildir. Çünkü diller milletlerin en aziz, en tılsımlı, en kıymetli servetleridir." Banarlı bu eserinde " .. çağların emeği ile böylesine güzel ses ve mana kazanmış kelimelerin neden şu veya bu hoyratlıklar içinde ziyan edilmemesi lazım geldiğini " anlatır. Türkçe'nin " şiiri yalnız sazla değil dilin kendi mimarisi içinde musiki ile söyleyen bir milletin lisanı olduğunu" belirtir. Ona göre, ".bir tarih boyunca işlene yontula güzelleşmiş, halk şiirine, aile harimine, milli vicdana yerleşmiş kelimeleri sevmemiz, anlamamız ve korumamız tabiidir. Öyle kelimeler, dillerde efsanenin nisan yağmurundan düşen damlaları sedef içinde saklayıp işledikten sonra iri ve parlak inciler haline koyması gibi zamanla ve sabırla işlenmişlerdir. Bu halis incileri bir takım incik boncukla değiştirmek en azından incideki kıymeti anlamamaktır..." Nihad Sami Banarlı, 20. asır Türkiye'sinde yetişen vatan evlatlarına Türkçe'nin zevkini tattıran,onları edebiyat tarihimizin zirve eserlerine yönlendiren, milli gururu okşayan yorumlarıyla güven duygularımızı geliştiren mümtaz bir şahsiyettir, seviyeli düşünen bir fikir adamıdır. Nihad Sami Bey'i doğumundan 113. yıl sonra vefatının 46. yılında rahmetle anarken, bugünün gençlerine " Bir dil nasıl sevilir ve yüceltilir ?" sorusunun güzel bir cevabı olan aşağıdaki satırları yeniden düşünmeye ve onu diğer eserleriyle birlikte sürekli gündemde tutmaya davet ediyorum :" "Türk Dili bugünkü Türkiye topraklarına eski Asya ülkelerimizin hür ufuklarla çevrili bozkırlarından kopan hür ve erkek sesli bir musiki ile gelmiştir. Bu sebepledir ki Türkiye Türkçesinde eski bozkır sesleri ve İdil ırmağının akışından yükselen sesler vardır. Fakat onda bu kadim sesler yanında Nil nehrinin taşkınlığı da seslenir, Dicle'nin, Fırat'ın Tuna'nın, Meriç'in ve Anadolu ırmaklarının akışları da... Türkiye Türkçesinde Karadeniz kıyılarının poyraz rüzgarı kadar canlı, çevik ve çabuk sesleri de vardır, Adalar denizi sahillerinin lodosu, zeybek musikisi ve efe raksı gibi heybetli ağır ve ufukları doldurucu sadaları da... Aynı dil, Tanrıdağı rüzgarlarının uğuldayan seslerinden ne kadar hatıra saklıyorsa, Macaristan ovalarında dünyaya Türk gücünü tanıtmak isteyen Sultan Süleyman ordusunun hür davullarından da o kadar heybet ve hatırayla yüklüdür.."