Prof.Dr. M.Mehdi ERGÜZEL

TARİHÎ DÖNEMLERDE TÜRKÇE / ORTA TÜRKÇE DÖNEMİ : Türk yazı dilinin gelişerek edebi şivelerin oluşmaya başladığı dönem kaynaklarda farklı isimlerle tanıtılır. "Müşterek Orta Asya Türkçesi" de denilen bu zamanlar 11 ile 15. asırlar arasıdır. ( Ergin : 1962) Başlangıçta Karahanlı Türkçesiyle temsil edilen bu dönem 13. asırdan sonra değişik coğrafyalarda doğu, batı, kuzey ve güneye göçerek açılan milletimizin aynı kök ve gövdeden yayılan dalları halinde Türkçemiz yeni şivelerle gelişmesini sürdürmüştür. Bu asırlar için "Orta Türkçe" adlandırması da yaygındır. Orta Türkçe döneminin şiveleri şunlardır : Karahanlı ( Hakaniye ) Türkçesi : 940 tarihinde Karahanlı hükümdarı Satuk Uluğ Buğra Han'ın İslamlığı resmi din olarak kabul etmesiyle başlayan bir dönemin yeni imkanlarla gelişen Türkçesini temsil eder. Bu ilk Müslüman Türk Devletinde Kaşgar başta olmak üzere kültür merkezleri oluşur. İlim, sanat, ticaret ve siyaset hareketleri canlanır. Bir taraftan tesirleri devam eden Uygur yazı dilinin yanı sıra Kur'an alfabesi ve İslami kavramlarla yeni kelimeler de yerleşmeye başlar. Karahanlılar zamanında İlk İslami Türkçe eserler olan Kutadgu Bilig, Atabetü'l-Hakayık, Divan-ı Hikmet, Kur'an Tercümeleri ve ilk sözlüğümüz Divanü Lugati't-Türk kaleme alınır. Bu dönemde bin yıldan fazla bir zamanda kullanılacak olan Kur'an yazısı Arap Alfabesine de geçilmiştir. Divanü Lugati't-Türk'ten seçme metinler: SAV / ATASÖZÜ Örnekleri Kişi alası içtin yılkı alası taştın . İnsanın alası içinde hayvanın alası dışında. Tag tagka kavuşmas kişi kişige kavuşur . Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur. Közden yırasa köngülden yeme yırar. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Harezm - Altın Orda Türkçesi : 11. yüzyılın başlarında Gazneli Mahmud'un aldığı Ceyhun ırmağı etrafındaki o zamanki doğu İran topraklarına 1040' tan başlayarak Kıpçak ve Kanglı boylarıyla birlikte Oğuz ve Türkmenler yerleşir. Türklerin sayısı arttıkça bölgede Türkçenin de sesi yükselir. Karahanlı Türkçesine dayalı Kıpçak , Oğuz şiveleri etrafında yeni bir konuşma ve yazı dili serpilmeye başlar.11. asrın ortalarından başlayarak 12, 13 ve 14. asrın edebi dili bu coğrafyada da eserler vermeye başlar. Bu Türkçe Harezm bölgesinden Altın Orda'nın Saray ve Kırım şehirlerine kadar yayılan Oğuz , Kıpçak ve değişik Türk boylarının kaynaşarak kullandığı ve anlaştığı ortak bir dil haline gelir. Karahanlı Türkçesinden Çağatay Türkçesine geçiş devresi kabul edilen Harezm Türkçesi döneminde önemli eserler yazılmıştır. Bu eserlerden biri, Zemahşeri'nin 1144'te tamamlayıp Harezm Şahı Atsız'a sunduğu Mukaddimetü'l-Edeb'tir. 7500 kelimelik Divan'dan sonra 3500 kelimesiyle Orta Türkçenin en zengin kelime kadrosuna sahip sözlüğüdür. Arapça öğrenmek isteyenler için o dilde fakat Türkçe kelimelerin ışığında yazılmıştır. Bir başka eser Müslüman olan Moğol emirlerinden N. Tok Buga'ya sunulan 1310'da Rabguzi'nin yazdığı dini menkıbeler ve İslami bilgilerden oluşan Kısasü'l-Enbiya'dır. Bir diğer eser, İslam mahlaslı Şeyh Şerif Hoca'nın 1313'te yazdığı kabul edilen 900 beyitlik dini, tasavvufi manzum bir eser olan Muinül- Mürid'dir. Bu dönemin en meşhur eserlerinden biri de 1342'de Kutub adlı bir yazar tarafından yapılmış, Nizami'nin Farsçasından Türkçeye ilk tercüme olan Husrev ü Şirin mesnevisidir. Altın Orda hükümdarlarından Tini Bek ve eşi Melike Hatun adına hazırlanan eser, 4370 beyittir. Kerderli Mahmud'un yazdığı kırk hadis açıklaması olan 444 sayfalık Nehcü'l- Feradis ise sade diliyle devrin sevilerek okunmuş dini, ahlaki eserleri arasındadır. Bir başka manzum eser de Muhammed Hoca Big adına 1353'te Harezmi'nin yazdığı gazel ve kıt'alardan oluşan Muhabbetname adlı kitaptır. Kuman-Kıpçak Türkçesi ( Kuzey Türkçesi ): Bazı kaynaklarda Kuzey Türkçesi bazılarında Kuzeybatı Türkçesi olarak geçen Kuman-Kıpçak Türkçesini konuşan ve yazan Türkler, 1017 yılından başlayarak 1050 yılına doğru Orta Asya'dan kalkıp Hazar ve Karadeniz'in kuzeyinden geçip Doğu Avrupa'ya Tuna boylarına kadar yerleşen akıncı ve savaşçı bir Türk topluluğudur. Avrupalıların Kuman dediği bu Türkler 1100'lerde Ruslara yenilince yerlerini yine doğudan gelen akrabaları Kıpçaklara bıraktılar. Müslüman kavimlerin Kıpçak adını verdiği bu yenilerin de 13. asra kadar kaldıkları, Moğol baskılarıyla başka alanlara yayıldıklarını tarih söylemektedir. Balkanlarda, Macaristan ve Bulgaristan'da, Kafkaslar'da da Ermenistan ve Rusya'da Hristiyanlaşarak kaybolan bu Türkler'in bir kısmı da Müslüman olarak güneye Mısır'a indi, Memlük devlet kuruluşunda rol aldı, önce asker sonra devlete hükümran oldular. Kıpçaklardan kalan ilk eser Codex Cumanicus'tur. Ne zaman yazıldığı tespit edilemeyen, İtalyan tüccar veya rahipler tarafından hazırlandığı sanılan iki defter halinde Latince, Farsça, Kıpçakça üç sütun halinde Almanca-Kıpçakça, Latince-Kıpçakça iki küçük sözlüktür. Bu sözlükte dini ibareler, atasözleri ve bilmeceler yer almaktadır. Memluk Kıpçaklarından kalan eserler de yerli halk olan Araplara Türkçe öğretmek üzere kaleme alınan sözlükler, gramer, dini eser, askerlik ve savaş konularında olanlardır. Kıpçak Türkçesi dönemi eserlerinden bazıları : İrşadü'l-Müluk ve's-selatin ; Arapçadan, Berke Fakih'in 1387'de tercüme ettiği bir fıkıh kitabıdır. Kitab fi'l-fıkh bi-lisani't-Türki ; tek nüshası Millet Kütüphanesinde bulunan 1421 yılına ait yazarı bilinmeyen bir fetva kitabıdır. Baytaratü'l-Vazıh ; Arapça'dan Tolu Bey'in emriyle çevrilmiş bir tıp kitabıdır. Çağatay Türkçesi ( Doğu Türkçesi ) : Karahanlı ve Harezm Altın-Orda Türkçelerinden sonra 13. ve 15 yüzyıllar arasında aynı coğrafyalarda kendini gösteren ve eserler veren Çağatay Türkçesi için bazı kaynaklarda, yönü itibariyle Doğu Türkçesi de denilmektedir. Bu dönem, başlangıç yahut "Klasik öncesi / Nevai'den evvelki dönem" sayılmaktadır. Nevai ile 15. asırdan 17. asra kadar "Klasik /Nevai dönemi"gelmekte, 17. asırdan sonra ise bu Türkçe yerini bugünkü torunlarının konuşup yazdığı Özbek Türkçesine bırakmaktadır. Çağatay adı Cengiz'in oğullarından Çağatay'a dayanır. Çağatay Türkçesi, Karahanlı ve Uygur yazı dilinin devamıdır. Orta Asyanın diğer mahalli şivelerinden de etkilenerek Farsçanın edebi geleneğinden de unsurlar alarak gelişmiştir. Çağataycanın yazıda ve konuşmada yaygınlaştığı kültür merkezleri, Timurlular ve sonrası yılların şehirleri olan Horasan ve Maveraünnehir çevresindeki Semerkant, Herat , Merv ile Belh şehirleridir. 15. asır ortalarından itibaren Hüseyin Baykara dönemiyle birlikte klasik Çağatayca' nın ve Türkçenin büyük şairlerinden, yazarlarından biri olan Ali Şir Nevai gelir. Nevai, divanı dışında beş mesneviden oluşan hamsesi ve Türkçenin Farçadan üstünlüğünün anlatıldığı Muhakemetü'l-lugateyn' i ile edebiyat ve kültür tarihimizde derin izler bırakmıştır. Bu devrin ikinci edip ve şairi Nevai' nin arkadaşı da olan hükümdar Hüseyin Baykara aynı zamanda divan sahibidir. Çağatay Türkçesinin diğer önemli ismi 15. asrın sonunda Afganistan ve Hindistan'da bir Türk devleti kuran Babür de kendi hayatını anlattığı Babürname'si ile tanınmıştır. Bu devir Türkçesinin Özbekçeden önceki son ismi Şecere-i Terakime (Türklerin Soy Kütüğü) adlı eseriyle tanınan Ebulgazi Bahadır Han'dır. Batı Türkçesi ( Güneybatı Türkçesi, Oğuz-Türkmen Türkçesi ) : 10. asırda Orta Asya'da Aral gölü ile Sirderya dolaylarında Yenikent merkez olmak üzere bir devlet kuran Oğuz Türklerinin bir bölümü zamanla önce Buhara'ya sonra Horasan bölgelerine yerleştiler ve buraların Türkleşmesinde rol oynadılar. 1040' taki Dandanakan savaşından sonra Büyük Selçuklu Devletini kuran Oğuzlar; İran, Azerbaycan ve Irak'a yöneldiler ve nihayet 1071' de Malazgirt'te "Bizans'ın paslı kilidini kırarak" Anadolu' yu Türklere ve Türkçeye açtılar. Bu mübarek hadise, Türk tarihinde önemli dönüm noktalarından biridir ve bir cihan devletinin ilk temellerinin atıldığı, büyük bir medeniyetin filizlenmeye başlamasının ebediyete kadar devam edecek adıdır. Selçuklu Türk Devleti, Anadolu Türk Beylikleri, Osmanlı Türk Cihan Devleti, Türkiye Cumhuriyeti hepsi birbirinin devamı olarak "Ta Malazgirt ovasından yürüyen Türk oğlu" nun sonsuzluğa doğru yürüyüşünün şerefli isimleridir. Oğuz Türkleri' nin bir kısmı Kafkaslarda ve İran' da kalır ve yerleşirken bir kısmı güneye indi, Irak, Suriye ve Kuzey Afrika'ya kadar uzandı, Adalar' a ve Rumeli' ye geçti. Karadeniz'in kuzeyinden gidenler ve başka Türk kollarıyla birleşip kaynaşanlar oldu. Kafkaslar ve İran bölgesindeki Oğuzcaya Doğu Oğuzcası sonra da Azerbaycan Türkçesi, asıl kaynaşma ve üst üste Oğuz boylarının buluşma merkezi olan yeni vatan Anadolu'daki dilimize de Batı Oğuzcası veya Türkiye Türkçesi denildi. Bu büyük medeniyet yürüyüşünün en manalı zaferleri, Türkçenin bin yılda kazandığı muhteşem eserlerdir. Mimaride, musikide, güzel sanatlarda şehirlerde ve köylerde "taş ile toprak arasında" yuvalar, dergahlar, ordular kurulurken Dede Korkutlar, Yunuslar , Mevlanalar, Aşık Paşalar, Karacaoğlan ve Fuzuliler de Türkçenin ihtişamlı mana renklerini nakış nakış dokumakta idiler. Anadolu'dan ve Rumeli'ye, Kafkaslar'dan Kerkük'e kadar bin yıl içinde Türkçe'nin sadece "bize benzer kainat"ı anlaşılmadan, okunmadan, sevilmeden, köklerdeki, Orta Asya'daki ana kaynaklarla dil ve ilim bağları kurulmadan bugün 250-300 milyon Türk'ün Tanrı Dağlarından Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada konuşup yazdığı zengin Türkçe anlaşılmış olamaz. Her taraftaki genç Türklerden bu bilgi ve internet çağında yeni dil teknololojileri geliştirecek, kolay anlaşma sağlayacak çalışmalar yapmaları beklenmektedir. Anadoludaki Türkçe, 11. asırdan itibaren önce Şelçuklu döneminde eserler verir. 12. ve 13. asırlarda Anadolu Beylikleri döneminde telif ve tercümeler ortaya konur. Osmanlı'nın kuruluş dönemi sayılan 14. asır ile İstanbul'un fethine kadar olan 15. asır ortalarından itibaren de olgunlaşma dönemine girilir. Buraya kadar olan dönem için, kaynaklarda Eski Anadolu Türkçesi veya Eski Türkiye Türkçesi tabiri kullanılmaktadır. Sonrası, Yeni Türkçenin Anadolu'daki Osmanlı devirleridir ki Osmanlı Türkçesi genel adıyla belirtilir, klasik öncesi, klasik dönem, klasik sonrası gibi tasniflere gidildiği de görülmüştür.