Prof. Dr. M. Mehdi ERGÜZEL; “Türk dili,  Türk milletinin kalbidir, zihnidir”     Atatürk

İnsanlık tarihi boyunca; milletler, devletler, medeniyetler, savaşlar ve barışlar gören dünyamız, asırlar içinde çeşitli kültür hareketlerine ve fikir zenginliklerine de sahne olmuştur. En ilkel topluluklardan uzay ve bilgi çağı sayılan günümüz toplumlarına kadar milli kültürlerdeki "kendine haslık" korunagelmiştir. Çünkü insanlar gibi toplumlar da kendilerine has olmayı, başkalarından farklı bulunmayı bir değer kabul etmiş ve sahiplenmişlerdir. Başkalarına benzeme merakı kadar milli olma tavrı da bir denge içinde sürdürülmüş, zaman zaman kültür çatışmaları yaşanması, kendi kalma iradesinin bir göstergesi olmuştur. Kültürün millete has oluşu, medeniyet öncesi ve medenilikle birlikte yaşayan "milli üst yapı" özelliğinin ülkemiz fikir hayatında en az bir asırdır sosyologlarca yorumlandığı, bilhassa Z.Gökalp ,E. Güngör ve O. Türkdoğan'ın çalışmaları istikametinde olgunlaştığı bilinmektedir. Aslında millet olarak varlığımızı değişik coğrafyalarda bugüne kadar devam ettirebilmemiz de milli kültür değerlerine bağlı kalmamız ile mümkün olmuştur. Kültürün batı kaynaklı bir kelime olduğu, Gökalp'in eserlerinde 'hars' kavramıyla anlatıldığı, aydının milli harsın tabii ocağı halka giderek millileşmesi anlamında "tahris / milli kültürü edinme" kavramının da kullanıldığı malumdur. 19. asrın batılı düşünürlerini okuyan ve devrinin Türk şair ve yazarlarını gençlik yıllarından beri inceleyen, değerlendiren Cumhuriyetimizin lideri Mustafa Kemal de milli kültürü temel kabul etmektedir: "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür. Türkiye Cumhuriyeti çocukları kültürel insanlardır. Hem kendileri kültür sahibidirler hem de bu özelliği muhitlerine ve bütün Türk milletine yaymakta olduklarına kanidirler." der. Kültür, ona göre, insan olabilmenin temel şartıdır. Bu gerçeğin farkında olan "okumak, anlamak, görebilmek, mana çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek ve zekayı terbiye etmek." yolunda bütün enerjisini ortaya koyar. "Çünkü, milli dehanın gelişmesi" dış tesirlerden korunmuş bir kültürel yapı ile mümkündür. Milli kültür, milletin özüne dayanmalıdır. Yüksek seviyeli aydınlar yetiştirmek de ancak milli kültürümüzü yükseltmekle gerçekleşebilir. "Milli kültürün her çığırda açılarak yükselmesi" ise Türk Cumhuriyetin en önemli idealidir. O halde ne yapılmalı? Milli kültürümüz, diğer kültür ve medeniyet seviyelerinin üzerine çıkarılacaktır!.. Nasıl? Milli kültürümüzü her türlü vasıta ve tedbirle besleyerek. Milli kültürün temeli, dildir, Türkçedir. Kültür işlerinin başında Türk diline layık olduğu değeri vermek gelir.Çünkü milli ve zengin bir dille ilim, felsefe ve edebiyat hareketleri yürütülebilir. Türkçeyi aslında var olan güzelliğine , ifade kudretine ulaştırmak, onu tanımayı, tarihi köklerini bilmeyi ve işlemeyi gerektirir. Bir dil, ait olduğu milletin kültürünü, medeniyet değerlerini, onu kendisi yapan her varlığı ifade etmesiyle manevi vatan mesabesindedir. " Türk demek, Türkçe demektir." sözü bu manada bir devlet kurucu olarak Atatürk'e çok yakışmaktadır. Kendi milli varlığını ve milliyet idrakini dilinde yaşamak, bütün zamanların millet kalabilme şartını ifade eder. Kültür,"şuurla işlenmiş bir lisan"a dayanmadıkça layıkıyla millileşemez. Milletin aydınları da zaaflarını gideremez, hep kusurlarıyla uğraşır durur. Halbuki " Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek (öğrenilip öğretilebilecek) bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır." Türkçeyi sevmek yetmez. Onu yükseltmek; zirve eserlerini okuyup tanımak, inceliklerini fark etmek, zamanın zevkine uygun üslupla sunmak da lazımdır. "Türk dilini, medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstermek"; ilim, fikir ve sanat aleminin görevidir. Bu dilde büyük fikir adamları yetişebildiğini Yusuf Has Hacip, Yunus, Fuzuli ve Karacaoğlan kadar yakın devirde Akif, Yahya Kemal, Arif Nihat Asya ve Cemil Meriç gibi yazarlar, Huzur romanının yazarı ve Çile'nin şairi göstermiştir. "Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir." Bu servetin gafili olmak ,cahil olmakla eşdeğerdir. " Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını an'anelerini, hatıralarını ve menfaatlerini. kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor." Dil, milliyetin ta kendisidir. Kelimeler, milli hafızamızdır. Onlara ilgisiz kalınamaz. Her kelimede tarihin izleri vardır." Bilmek fiili bizi, Bilge Kağan'a kadar götürür. "Alper Tunga öldü mü?" sorusunda Kaşgarlı Mahmud'un muhteşem eseriyle bin yıl öteden günümüze destani hatıralar akseder. Sagudan mersiyeye köprüler kurulur. 16. asırdan Baki'nin feryadı Kanuni'nin vefatına ağlar: "Aldın hezar bütgedeyi mescid eyledin Nakus yerlerinde okuttun ezanları." Bu dil köprüsü, kültür köprüsüdür. Altından yüzyılların kıvama ermiş mana ırmakları akar. Bu suları bulandırmaya hakkımız yoktur. Atatürk'ün "Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel ahenkli dilimizi kullansınlar." sözünden bu yana Türkçe büyük sıkıntılara düşürülmüş ve kültür hayatımız, bozulmaya çalışılan Türkçenin hastalık yıllarında zaafa uğramıştır. Artık dilimizin iyileşme, toparlanma, ayağa kalkma çağındayız. Gerginlikler bitmiş ,dil etrafında kopan fırtınalar dinmiştir. Türkçe Sözlük 350 bin kelimeyi aşmış modern şivelerle oluşabilecek Ortak Türkçe Sözlük için ise bir milyon kelime hedeflenmiştir. Artık kelime sayısında problem yoktur. Kurallar sağlamdır. Şiveler arası araştırmalar artmaktadır. Hangi kelimelerin asırlar içinde nasıl kullanıldığını gösterecek örnekli yüzyıl sözlüklerine, kavram lugatlarına da ihtiyaç duyulmalıdır. İfade kalıplarının, duygu, düşünce ve hayallerin anlatılabilme imkanlarının ortaya konulduğu yeni çalışmalar Türkçenin yeniden doğuşu olacaktır. Bazen bir türküdeki tek mısra, aklımıza başımızdan alıyor bizi derin düşüncelere salıyorsa bu Türk'ün ve Türkçenin gücüdür. Sosyo-psikolojik yorumu yahut dil psikolojisi açısından değerlendirilmesi elbette yapılmalıdır. Milli kültürün geliştirilmesi, Türkçenin olgunlaştırılması ile yakından alakalıdır. Mevcut kelimeler korunurken yeni kelimelere, yeni kavramlara doğru kanat açılacaktır. Dil, durgunluğa tahammül edemez. Yine Atatürk'e kulak verelim: "Yeni Türkçe kelimeler teklif edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat Türk dilinin yapısını zorlamak olmaz. Bu bünye meselesini Türk dilinin olgunlaşma seyrine bırakmalıyız." Düşünen, okuyan, yorum yapan, çağını idrak eden her aydın, önce ait olduğu toprağın sesini dinler ve milli kültürün çocuğu olduğunu bilir. Diğer kültürlerle ilgilenir ama küçüklük duygusuna kapılmaz. Çünkü kendi irfan kaynaklarını tanımaktadır, milli zevki gelişmiştir. Ana diline bağlılığını da bu zevk destekler. Kendi dilinin ihtiyaçlarını bilir. Yanlışları düzeltir, hatada ısrar etmez. Türkçenin tabii söz dizimi kurallarına uyar. Yabancı kültürler onu bilgi ve ifade yenilikleri bakımından ilgilendirir. Onları nasıl Türkçe anlatabileceğimizin yollarını arar. Çünkü hiçbir dil dışa kapalı olamaz. Kendi içine de kapanamaz. Kültürler arası alış veriş daima vardır ama ölçü kaçmamalıdır. Milli kültür ile dilin arasındaki ayrılmaz yakınlık, Türkçemizin sürekli, şuurlu gayretlerle işlenmesi sonucunda daha da artacaktır. Atatürk'ün "Milli kültürümüzü, mütemadiyen, her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür." sözü Türkçenin gelişmesi manasına da gelir. Çünkü her kültürel hareket milli dilin etrafında sema eder.