TAM GÖRÜNEN YARIMLIKLAR

Uzun yaz aylarına girmek üzereyiz. Gurbetçilerin içleri kıpır kıpırdır şimdi. Çünkü 1 senedir uzak kaldıkları vatanlarına sevdiklerine kavuşacaklar. Onları o kadar iyi anlıyorum ki, aynı heyecanı senelerin verdiği alışkanlıkla bende hissetmekteyim. Yurtdışında yaşayanlara en uzun hangi ay diye sorsanız hiç düşünmeden Mart derler. Mart, bizim için bir geçiş dönemidir, çünkü izin yaklaşmıştır ama günler uzadıkça uzar geçmek bilmez. Nihayet bittiğinde hazırlıklar yavaştan başlar alışverişler yapılır, çam sakızı çoban armağanı hediyeler alınır büyük bir heyecanla... Günler daha bir hızlı geçer, geri sayım başlamıştır çünkü. Beklenen gün gelir, valizler zaten hazırdır. Arkadaşlarla vedalaşılır helalleşilir, çıkılacak uzun yolculukta seni neyin beklediğini asla bilemezsin. Vatana bir an önce ulaşabilmek için uykusuz, yorgun sürülen araçlarla senelerce o kadar gurbetçiye mezar olmuştur o yollar ama sağ salim sınır kapısına ulaştığında gördüğün o TÜRKİYE yazısı ve dalgalanan al bayrak herşeyi unutturur insana. Sonra  vatan topraklarında ilerler, sevdiklerine kavuşursun. Gurbetçiler izin süresince uyumak istemez her anını değerlendirmeye çalışır çünkü günler sayılıdır. Uyursalar zamanlarını ziyan etmiş olurlar. Herkesi görmek isterler her yeri gezmek, her şeyi yemek içmek, her anın tadını çıkarmak. Siz bakmayın onların şen şakrak gülüp konuştuklarına içlerinde bir yer hep yarımdır. Geçen sene gördüğü çocuklar daha bir büyümüştür. Arkadaşları, akrabaları bir sürü düğünler yapmışlardır. yeni doğanlar olmuştur, aralarından ayrılanlar, daha bir sürü olaylar ama hiçbirini görememişlerdir sadece fotoğraflarda tanıklık ettikleri için bu içlerinde hep bir yaradır. İznin son haftasına girildiğinde içlerdeki mutluluk yerini hüzne bırakır. Dönüş günü yaklaştıkça gelirken heyecanla hazırlanan valizler gözler yaşlı, içler buruk olarak doldurulur bu sefer. Ben çocukluğumdan hatırladığım bir anıyı hiç unutmam. Biz yola çıkmadan bir gece  önce annemin bütün ortada olan oyuncaklarımızı dolaplara kaldırırdı. Yada ufak tefek eşyalarımızı. Sebebini sorduğumda biz gidince anneannenle deden görüp üzülmesinler, demişti. Bazen düşünürüm: Gidene mi zor, kalana mı;diye? Her ikisi de aynı derecede sanırım. Çünkü bir daha görüşüp görüşemeyeceğinizi asla bilemezsiniz. Bu sene canlı, kanlı ayrıldığın  canına, aldığın acı bir telefon haberiyle bir kutu içinde ve her zaman seni karşılayan sıcacık vücuduna bu kez buz gibiyken sarılabilirsin. Ya da senin olmayan yabancı ülkelerde vefat edip bir uçağın bagaj bölümünde bilmem hangi yolcunun ayakları altında bir tabut içinde de gelebilirsin. Buradaki gibi hemen kolayca defnetmiyorlar. Cansız bedenler bile gariptir gurbetlerde! Cenaze işlemleriyle uğraşmaktan insanlar acılarını yaşayamazlar. Tüm bunların ihtimal olduğunu bildikleri için gurbetçiler daha bir sarılırlar sevdiklerine. Kokularını daha bir içlerine çekerler, bir daha hiç duyamayacaklarmış gibi ve burada vedalaşma cümleleri girer devreye. Yarın görüşürüz, haftaya görüşürüz, gelecek ay görüşürüz diyemezler birbirlerine. Ölmezsek seneye görüşürüz derler. Ölürsek de birbirimize kuran okuruz. Bu teyzelerimden birinin vedalaşmaya geldiğinde yaptığı ve dua denince aklıma ilk gelen veda cümlesidir. Ayaklar geri gide gide arkamızdan su dökülerek çıkılır yola. Evet avrupa, amerika vs. kısaca gurbet güzeldir. Çalışma saatleri kısadır mesela, haftada 40 aatten fazla çalışmazsın, sağlık sistemide iyidir.İstediğin gibi yaşarsın, lüx ya da sade, senin tercihine kalmıştır. Trafik kuralları iyidir herkes uyar. Kimse kimseyle tartışmaya girmek istemez yada suç işlemek. Çünkü polisten çok korkarlar. Kurallar kesindir. Torpil yoktur orda, neyse o dur. Daha sayabileceğim bir sürü artısı var ama bir de anlattığım bu yönü vardır. Sözün kısası gurbette yaşamak ne kadar iyi ve rahatta olsa, orada yaşayanlar hep YARIMDIR...   ElifCe