"Hayır" diyebilmek

Eşimin Facebook´ta paylaştığı "Sokrates ve Demokrasi" başlıklı bir alıntı çok beğeni topladı. Alıntıda "Bir gemide yüz yolcu bulunsa, geminin nerede, nasıl ve hangi yönde yelken açması gerektiğini, kaptan mı daha iyi bilir, yoksa o yüz yolcu mu ?" örneği veriliyor. Bu örnek, Platon´un Sokrates diyaloglarını yazdığı Devlet kitabında daha farklı bir şekilde anlatılır (*). Yanlış anlaşılmasın, Sokrates demokrasiye karşı tek adam yönetimini savunmuyor, ideal devleti en iyi ancak bir filozofun yönetebileceğini, fakat böyle bir kişinin halk çoğunluğu tarafından seçilmesinin güç olduğunu söylüyor. Sokrates´in endişesi Demokrasi için eğitimli seçmenin önemi, birçok düşünür tarafından dile getirilmiş. Seçmen yanında, seçilecek kişiler de önemli. Bu konuya Emre Kongar bir yazısında değinmiş (**). Kongar, "Kaht-ı rical" yani "Devlet adamı kıtlığı" sorununun, Osmanlı İmparatorluğun temel çöküş nedenleri arasında sayıldığını yazıyor. Socrates, gemiyi zor durumdan kurtarmak için, yolcuların arasında yeni emekli olmuş tecrübeli bir kaptan, veya gemide daha becerikli bir yardımcı kaptan olmadığını varsayıyor. Sanki seçimin mevcut kaptanla bu işi bilmeyen bir demagog arasında geçeceğini ima ediyor. Seçmenlerin eğitimi kadar, iyi bir adayın ortaya çıkması da Sokrates´in demokrasi endişesini azaltabilir. İyi adaylar nasıl yetişir? Teori ve pratiğin birleştiği örnekler var. Osmanlı´nın yükselme devrinde, şehzadeler sancak beyliği yaparak yönetim tecrübesi kazanırmış. Son yerel seçimlerde CHP, başarılı ilçe başkanlarını büyükşehir adayı göstererek doğru bir iş yaptı. Amerika Birleşik Devletlerinde bir ilçede, Milli Eğitim Müdürü, İtfaiye Müdürü, Savcı, Kaymakam gibi çok sayıda pozisyona seçimle gelinir. Bu kapılar bütün vatandaşlara açıktır. Başarılı olanlar eyalet valiliği, ABD başkanlığına kadar seçimlerle yükselebilir. Bizde hangi genç, sadece kendi yeteneğine güvenerek, önündeki 5-10 yıl için böyle planlar yapabilir? Eskiden varmış. Örneğin, 2900 nüfuslu Karacakılavuz beldesi belediye iken, bir vatandaş belediye başkanı seçilebilir, başarılı işler yaptıktan sonra ileri makamlara aday olabilirdi. Şimdi bu olanak yok, bütün beldeler mahalle oldu. Milletvekilliği, beş yılda bir yapılan seçimlerle ve çeşitli parti içi oyunlarla tıkanmış, hayallere kapanmış durumda. ABD´de iki yılda bir, Yeni Zelanda´da üç yılda bir, dar bölgelerde seçim yapılıyor. Sık yapılan seçimler ve adayların dar bölgelerde seçmenlere kolayca yakınlaşması, hem seçmenleri hem adayları eğitiyor, başarılı insanların önünü açıyor. Burası Türkiye! Ülke genelinde bu sorunları çözmek zor, ama parti içinde iyi niyetle yaklaşarak bir takım adımlar atabiliriz. Önce, bir canlının hücreleri gibi, partinin temel yapı taşı olan, CHP ilçe örgütlerinden işe başlamalı. İlçe yönetim kurulu üyeleri, yönetim kurulunda çalışmanın, Salı akşamları iki-üç saat, başkanın monologlarını dinlemekten, kişiler üzerine laflamaktan ibaret olmadığının farkına varmalı. Yönetim kurulu üyeleri "Benim de beynim var" diyerek ortaya çıkmalı, iki yıl sonra liste dışı kalmayı göze alarak, çözümler, öneriler getirmeli, "hayır" diyebilmeli. İlçe yönetimi kendi kendine çalıp oynamamalı. Ankara´da ve yerelde bazı "otoriteler" yanında, üyelerin sesine de kulak vermeli, dışlayıcı değil birleştirici olmalı. Gençlerin, kadınların, bütün üyelerin anlamlı projelerle katılımı ve eğitimi sağlanmalı. Bekliyoruz. (*) http://platonunsakali.blogspot.com/2016/07/platon-devlet-6-kitabnn-incelemesi.html (**) http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1374834/kaht-i-rical-devlet-adami-kitligi.html