Sınıfın gürültüsünden diğer sınıflarda ders yapan öğretmenler de rahatsız olmuş ve birer birer bizim sınıfın kapısının önünde toplanmışlardı

Öğrencilik yıllarında çoğumuzun başından ilginç olaylar geçmiştir. Bu yaşadıklarımızın bazıları, aradan uzun yıllar geçse de belleğimizden silinmez. Belleğimizin bir yerinde üzeri küllenmiş köz gibi durur. Sanıyorum lise birinci sınıftaydım. Her zaman olduğu gibi o gün de öğle arasında eve gittim. Kaldığım ev okula epey uzaktı. O nedenle özellikle öğle arası evime hızlı hızlı gidip aynı hızla da okuluma dönmem gerekiyordu. Olanaklar kısıtlı olduğu için öğle yemeğini dışarıda değil de evde yiyordum. Bu mecburiyet sayesinde kar, kış demeden düzenli spor yapmış da oluyordum. Biz gelelim olay gününe. Her zaman olduğu gibi o gün de zil çalınca koşar adımlarla eve gitmiş; alelacele bir şeyler atıştırarak, aynı tempoda okuluma dönmüştüm. Öğleden sonraki ilk derse ucu ucuna yetişmiştim. Öğleden sonraki ilk ders öncesinde öğrencilerin çoğu sınıflarına girse de genellikle sınıf kapıları girip çıkanlar yüzünden açılıp kapanırdı hep. Koridorun başında öğretmen görünürse kapı önünde biriken öğrenciler paldır küldür içeri girip sıralarına otururlardı. Ne hikmetse o gün bizim sınıfın kapısı alışık olmadığım bir şekilde kapalıydı ve kapı önünde kimsecikler yoktu. Öğretmenin sınıfa girdiğini ve dersin başladığını sandım. Bu durum karşısında heyecanım artmış, biraz da korkuya dönüşmüştü. Adımlarımı sıklaştırarak kapıya yaklaştım, sınıftan uğultular yükseliyordu. Kapıyı tıklayıp elimi kapının koluna uzatıp kolu çevirdim ama kapı açılmadı. Sınıftan müthiş bir gürültü geldiği için bir gariplik olduğunu sezdim, ama durumun ne olduğunu anlayamamıştım. Kapıya vuran mı istersin, sıralara vuran mı? Kapı kolunu bir iki yokladım ama nafile, kapı açılmıyordu. Koridorun başına doğru baktım, ders öğretmenim de sınıfa doğru geliyordu. Hemen öğretmenime yönelerek: ?Sınıfın kapısı açılmıyor öğretmenim.?  dedim. Öğretmenim kendinden emin ve sakin adımlarla kapıya doğru yürümeye devam etti. O da kapıyı yokladı, ama kapı açılmıyordu. Sınıfın gürültüsünden diğer sınıflarda ders yapan öğretmenler de rahatsız olmuş ve birer birer bizim sınıfın kapısının önünde toplanmışlardı. Yanımıza gelenlere ben ve öğretmenim durumu izah ettik. Bu arada okul idarecileri de  ?sanırım gürültüyü duymuş olacaklar ki- yanımıza geldiler. Onlara da durumu izah ettik. Sınıfımızdan gelen çığlıklar, naralar ayyuka çıkmıştı. Öğretmenler ve idareciler içeriden gelen gürültüyü susturmak için bağırıp çağırıyorlardı, sınıf kapısına vurarak; ?Susun! ? deseler de içeride onları duyan yoktu ki. Öğretmenler ?Susun!? diyerek kapıya bir vurursa sınıftan misliyle yumruklar iniyordu kapıya ve gürültü daha da artıyordu. Okul savaş alanına dönmüştü sanki. Neden sonra hizmetliler bir şekilde kapıyı açmayı başardılar. Kilidi mi kırdılar, menteşeleri mi söktüler, bilmiyorum. Sınıf kapısı bir şekilde açılmıştı. Sanki içeriden hiçbir zaman çıkamayacaklarmış gibi bir korkuya kapılan arkadaşlarımın kimisi ağlamaklıydı, kimisinin yüzü pancar kırmızısı olmuştu. Nihayet öğretmenler ve idareciler sınıfı yatıştırdılar. Maceralı geçen o gün tamamlamış gibi görünse de konu henüz kapanacağa benzemiyordu. Derslerimize gelen öğretmenlerin öğütleri bir iki gün devam etti. Üçüncü gün eğitsel kol çalışma saatinde müdür yardımcıları ile disiplin kurulunda görevli öğretmenlerimiz, ellerinde teksir kâğıtları ile sınıfa geldiler. Tüm sınıfa dağıttıkları kâğıtlardaki soruların altında cevap yazılacak kadar boşluklar vardı. Konu anlaşılmıştı. Kilitlenen sınıf kapısı ile ilgili bir soruşturma başlatılmıştı. Önümüze koyulan soruları okuyup vicdanımızın sesine kulak vererek doğru cevaplar vermemiz isteniyordu. Sorulardan biri,  ?Kapının kilitlemesine neden olan ve sınıf içinden kapı kolu ile oynayan ya da kapı kolunu zorlayanlar kimlerdi?? Diğer bir soru ise ?Dışarıda sınıftan kimler vardı?? şeklindeydi. Dışarıda sadece ben vardım ve  ?Dışarıda sınıftan kimler vardı?? sorusuna herkes   ?Elmas Balım? cevabını vermişti. Bu durumda ortaya şöyle bir yorum çıkıyordu: ?İçeriden birkaç öğrenci kapıyı açmak istemiş fakat dışarıda olan Elmas Balım kapı kolunu tutarak öğrencilerin koridora çıkmalarını engellenmişti. Kimin ne yaptığı belli olmayan bu boğuşma esnasında da kapının kilidi bozulduğundan, sınıfın kapısı öğrencilerin üzerine kilitlenmiştir??Bu duruma göre suçun yarısı bana kalıyor, diğer yarısı da sınıf içinde kapı kolunu zorlayarak içerdekilerin dışarı çıkmalarına engel olanlara? Sınıf içinden kapıyı zorlayanlar üç kişi olarak belirlendi. Sonuç olarak fatura dört öğrenciye kesilmişti. Benim için çok zor bir durumdu. Bu işte benim hiçbir suçum yoktu ama bu duruma kimseye inandıramıyordum. Annem, babam köyde yaşıyorlardı. Onlar zaten hiçbir şeyime karışmazlardı. ?Siz okumuş adamlarsınız, biz cahiliz.  Doğrusunu siz daha iyi bilirsiniz a oğlum.? derler çok şeyimize karışmazlardı. Karışsalar ne olacak ki? O zaman telefon yok, İnternet yok. Nasıl haber vereceğim ki? O yıllarda ağabeyimin yanında kalıyordum.  Zaten işi başından aşkındı adamın. Ben böyle konuları kendisine pek açmazdım zaten. Kendini anlatamamak ne zor şeydi ya Rabbim! Suçsuz olduğumu bile bile suçlanmak ve bu yüzden cezalandırılmak ne büyük bir haksızlıktı.  Soruşturma bitmişti. Bizler disiplin kurulunun kararını beklemeye başladık. Nihayet beklenen gün geldi çattı. Dört öğrenci idareye çağrıldık. Bizlere uzun uzun nasihat edildi. Bu olaydan dolayı ?okuldan uzaklaştırma? veya ?okuldan atılma? cezası alabileceğimiz, eğer ceza alırsak sicilimizin bozulacağı ve dosyamızın bir ömür boyu bizimle gideceği vurgulanmıştı. Bu soruşturmanın sonunda okuldan atılmak da vardı. Okuldan atılırsam köye ne yüzle dönerdim. Ailemin ve beni tanıyanların yüzüne nasıl bakardım? Milletin diline sakız olmak da vardı işin sonunda. Ben bunları aklımdan geçirirken disiplin kurulu başkanı olan hocamız ağzından baklayı çıkardı: ?Sizleri az önce anlattığımız durumlara düşmekten kurtaracağız. Cezanızı sopayla ödeyeceksiniz.? dedi. Tahtanın yan tarafında bir çiviye deliğinden asılı duran, o metrelik cetveli yerinden çıkaran bir hocamız avuç içlerimize çok sert bir şekilde birkaç defa vurdu. Öyle sert vurdu ki  dayanılmaz bir acı hissettim. Öyle yanmıştı avuçlarım sanki üzerlerine benzin döküp yakmışlardı. ?Şimdi doğru sınıflarınıza!? cümlesini duyar duymaz kendimi can havliyle dışarıya atıp lavaboya koştum. Elimi suyun altına tuttum. Musluklardan akan soğuk su sayesinde az da olsa elimdeki yanma azalmıştı. Yıllar geçse de ben bu olayı hâlâ unutamadım. Suçsuzluğumu herkese haykırmak istiyorum ama biliyorum ki artık bu hesaplaşma mahşere kaldı. Şimdi düşünüyorum da bu şekilde bir olaya karışıp hüküm giyen ömrü hapishanelerde çürüyüp giden nice günahsız, suçsuz,  zavallı, çaresiz insan vardır. Onları varlığını düşündükçe çok üzülüyorum.    Elmas Balım