ŞAPŞİRİK

Sevgi, belik örgülerinin içinden çıkıp sağa sola dağılmış, alnının üzerinden gözüne inen uzun siyah saçlarını eliyle düzeltti. Evlerinde dikiş makinası olmadığı için annesinin elde diktiği basmadan, paçaları lastikli, elbisesinin boyuyla neredeyse aynı uzunluktaki şortunu giydi. Annesine haber verip, evden çıktı. Kahvehanenin yanındaki ulu çınarın geniş dallarına tırmandı. Yanında oyuncak bebeği bir süre onunla kurduğu evcilik oyununu oynadı. Birden aklına ilkokul üçüncü sınıfa geçtiği için yılsonu karneleriyle birlikte öğretmeninin dağıttığı tatil kitabı geldi. Ağaçtan inip eve gitti. Kitabını aldı. Kendine gölge bir yer düşündü. Elinde kitabı, kurşun kalem ve kuru boyaları, komşu evin duvarıyla kendi evlerinin arasında kalan hulisa denilen dar, toprak patika yolun kenarına oturup ayaklarını uzattı.  Duvara yaslanmış bir halde, kitabının son sayfasında yer alan, noktaları takip ederek çizdiği şekli, ortaya çıkarmak için elindeki kurşun kalemi kullandı. Heyecan içinde, çıkacak şekli tamamlayıp boyadı. Hava öyle sıcaktı ki, kalın gölge bile fayda etmedi. Etraf sessizdi, ortalıkta kimseler yoktu. ? Sevgi, acaba Can´ı çağırsam mı? Diye aklından geçirdi. Ama çağırmadı.  Yanında arkadaşı olsaydı, tatil kitabının bilmece dolu sayfasına geçecekti.  Yalnız olduğu için kitabın ortalarında yer alan kısa öyküyü okudu. Kendini meşgul edecek bir şeyler bulmak istedi. Fakat tek başına yaptığı hiç bir şeyden keyif almadı. Uzunca bir süre elindeki kitabın sayfalarını çevirdi resimlerine baktı, kendi kendine konuştu. Arada bir şarkı da söyledi. İyice sıkılmıştı. Kalktı üstünü, başını silkeledi, eve gitti. Evin işlerini yeni bitirmiş, sundurmada oturmakta olan annesi, onu görünce: ?Neyin var senin öyle yüzün düşmüş? ?dedi. ?Canım sıkıldı bebeklerimle oynayacağım. Geçen gün terzi Hatçe teyze, kumaş parçaları vermişti ya, onlardan bebeklerime elbiseler yapacağım,? dedi. Annesi:  ?Peki, yap ama sakın etrafa kumaş parçalarını saçma, ortalık batmasın,? dedi. Akşam üzeri babası tarladan geldiğinde heyecanlı görünüyordu. Elini yüzünü yıkadı üstünü değiştirdi: ?Sofrayı kurun, bir şeyler atıştırıp gideyim. Bizim kahveci Hüso, televizyon almış, geçerken gördüm duvara kocaman bir sandık monte etmiş. Kapağına da bir kilit takmış. Televizyonu içine yerleştirip kilitlemiş. Açılış saati gelene kadar herkes erkenden gidip yer kapar, ben açıkta kalmayım,? dedi.  Annesi: ? Evet biliyorum karısı, dün çeşme başında komşulara, televizyon alacağız diye bahsetti.? Sevgi´yi de bir heyecan sardı. Babası yemeğini yedikten sonra kahvehaneye gidince Sevgi de arkasından gitti.  Kahvehanenin önü mahalle çocuklarıyla doluydu. Arkadaşı Can da oradaydı. Onlarla bir süre, kahvehaneyi çevreleyen duvarın dışında kalan, ağaçlara tırmanma yarışı yaptı. Ebelemece, saklambaç gibi oyunlar oynadı. Hava hafiften kararmaya başladı. Kulağına gelen sesle  dikkat kesildi: ? Uygun adım marş, marş,? Kahvehaneden gelen sese yönelip baktığında televizyonun açıldığını,? dört sıra halinde tüfekli askerlerin yürürken, onlara komut veren askerin bir takım talimatından sonra durup göndere çekilen bayrak eşliğinde istiklal marşının okunmasını izledi. Kahvehanedeki herkes ayaktaydı.  Marş bitince bütün çocuklar aynı ağızdan, ?televizyon açıldııı! ? diyerek kahvehaneye koştu. Sevgi, babasının yanına gitti. Oturabilecekleri yer yoktu. Ayakta durarak, sandalyede oturan babasının dizine kolunu dayadı. Takip eden günlerde kahvehaneye gitmeye devam etti. Çocuklar, zaman zaman televizyonda gördükleri bir takım hareketleri taklit ederek eğlendi. Tabi bu durumdan Sevgi, rahatsız oldu, yaramazlık yapan çocuklara katılmak istemedi. Çocuklara: ?Uslu durun, sürekli ses yapıyorsunuz bizi buradan attıracaksınız,? dedi. Bu dediği Can´ın hoşuna gitmedi. Sevgi´ ye bakarak, alaycı bir  tavırla ağzını yamultup, ?Şapşirik, sen kızsın ne işin var kahvehanede evine git? dedi. Gözlerini patlatarak dil çıkardı. Bazı çocuklar babalarının kucağında, bazıları yere oturmuş, boyunlarını yukarı kaldırmış bir halde televizyonu izledi. Sevgi kahvehanedeki tek kız çocuktu. Siyah beyaz görüntülü televizyonda TRT´nin kendi programlarının yanı sıra  yabancı kaynaklı programlar da vardı. İlk gecenin şaşkınlığıyla tüm çocuklar heyecanlıydı ve aşırı gürültülü sesler çıkardıkları halde kimse onlara kızmadı. Akşamları çocuklar, gelip babalarının yanında bir şekilde yerlerini aldı. Televizyonda çeşitli diziler vardı. Cumartesi akşamları oynayan ?Beyaz Gölge? adlı dizide, okulun basketbol takımının genelde siyahi olan çocuklarının her bölümünde çeşitli sorunları olur, tam bir iyilik meleği ama aynı  zamanda tatlı sert bir adam olan koç, bu sorunları çözmeye çalışırdı.  Beyaz Gölge dizisinden sonra mahallede çocuklar bir ağaca basketbol potası taktı.  Sevgi´de bazen topunu aldı, karşıdan  atarak potadan geçirmeye çalıştı. Topu geçiremediğinde mahallenin yaramaz çocuğu Can : ?Şapşirik, basket atmak erkek işi, kızların işi değil, sen çekil şöyle kenara,?dedi alay etti. Halbuki okulda öğretmenleri, erkek ve kız çocukların arasındaki  eşitsizliğin olmaması yönünde bir takım söylemlerde bulunmuştu. Bunun arkadaşı tarafından dikkate alınmaması onu üzdü. Sevgi, Tatlı Cadı dizisini pek sevdi.  Tatlı cadı burnunu şöyle bir oynattı mı yapamayacağı sihir yoktu. Kocasının patronuyla olan sorunlarını hep sihir yardımıyla çözdü. Annesi ise Samantha´nın bir ölümlüyle evli olmasından hiç hoşlanmadığı için, olmadık kötülükler yaptı. Salı akşamları Pinokyo´nun maceralarını, okuldan kaçışını, hep kötü arkadaşlarına kanışını ve babasını üzüşünü izledi. Cuma akşamları sevimli Heidi, Peter, Büyükbaba ve Clara´nın maceralarını izledi. Doğa sevgisini; kırları,  dağları, ağaçları sevmeyi bu çizgi filmden öğrendi. Bir yıl sonra. Heidi çizgi filmi tamamen bittiğinde yayına Şeker kız Candy çizgi filmi girdi, sadece mahallenin çocukları  değil  kahvehanedeki babaların da ilgisini çekti. Candy´nin yanından hiç ayırmadığı bir rakunu vardı. Başlarda acıklı daha sonra romantik bir hale bürünmüş ve bir bölümde erkek arkadaşı Terry ile ilk defa öpüştüklerinde, ertesi gün Sevgi okulda diğer kızlara bu sahneyi anlattı. Çarşamba akşamları, babasının izlediği filmlerden en çok sevdiği dizi film, ??Charlıe´nin Melekleri? Üç kadın polisin maceralarını konu eden bu dizide rol alan oyuncuların gerçek adlarını babası ezbere biliyordu. Charlıe´nin meleklerinin bir patronu vardı. Yüzünü hiç görmezlerdi. Bunun yerine her bölümde patronun kendilerine verdiği ve yerine getirecekleri görevleri, Bosley adında şişman, sevimli birinden öğrenirlerdi. Her birinin ayrı yeteneği olan bu üç kadın bazen karateyle, bazen silahla, bazen de dişiliklerini kullanarak olayları çözer, suçluları adalete teslim ederlerdi. Diziyi seyrettikleri gecelerden birinde çocuklar öyle çok ses çıkarmış öyle çok meleklerin taklidini yapmışlardı ki. Kahvehane sahibi Hüso öfkeyle: ? Bu böyle olmaz!  Çocuklarınıza söyleyin kahvehanenin dışına çıkartın. Çaylarınızı dağıtırken birinin ayağına takılıp çayları deviririm, çocuklarınızı yakarım diye çok korkuyorum,? dedi.  Herkes kahveci Huso´ya hak verdi. Sevgi ve diğer çocuklar, babaları tarafından dışarı çıkartıldı.  Sevgi hemen kahvehane duvarına çıktı oturdu. Televizyonun Sesi yüksekti, uzakta olsa görüntüsü yeterliydi. Onu gören diğer çocuklarda duvarın üzerine çıkıp oturdu. Sevgi, okulun açık olduğu zamanlarda hafta sonları yazın duvarın üstünde, kışın kahvehanenin içinde babasının yanında televizyon  izledi. Beşinci sınıfın bitirdiği gün okuldan elinde karnesiyle çıktı. Sevinçle eve koştu. Annesine:  ? Babam nerede? Karnemi göstermem lazım,? dedi. Elinde karnesi Hüso´nun kahvehanesinde babasını buldu. Karnesini gösterdi. Babası: ? Aferin kızıma biliyordum iyi bir karne getireceğini,? dedi. Elini cebine attı, şıngırtı sesleri arasında eline geçen paralardan birini harçlık olarak Sevgi´ye verdi. Yüzünde garip bir ifadeyle kahvehanede oturan diğer insanlara baktı: ? Sevgi, kızım bak! Sen büyüdün artık, öyle her aklına estiğinde kahvehaneye giremezsin, hatta artık hiç girmemelisin, burası kızlara göre bir yer değil,? dedi. Sevgi başını eğdi. ?Oysa daha dün çocuktu. Hangi ara büyümüştü de kız olduğu için kahvehaneye giremeyecekti. Sahip olduğu cinsiyet nedeniyle erkek çocukların aşağılamasına ve bazı haklardan yararlanmasını engellemelerine, böyle bir eşitsizliğe razı mı olacaktı. Büyümüş olmak ona, bunları mı getirecekti? İnsanları farklı kılan cinsiyetleri ya da fiziksel özellikleri miydi? Düşüncelerinin, davranışlarının hiç mi önemi yoktu?? Diye düşündü, çok üzüldü. İçinden geçenleri babasına söylemeyi çok istedi ama yapamadı.                                                                                                                            28.04.2018 / Nurcan BALIBEY