Prof.Dr. M. Mehdi ERGÜZEL, “Vatan, Türkçe’dir. Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır. Ancak Türkçe çekildikten sonra oralar vatan olmaktan çıkar. Vatanın gövde ve ruhu Türkçedir..” Y. Kemal BEYATLI

Günümüz Türkleri; doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde bu büyük tarihin, coğrafyanın ve dilin varisleridir. Yeryüzünde bugün 250 milyondan fazla Türk'ün dili, aynı köklere dayanmaktadır. Yapılar aynıdır, dizilişler ve kurallar aynıdır. Ancak farklı coğrafyalarda, farklı siyasi yapılar içinde, farklı alfabeleri kullanarak bazı planlı uzaklaşmalara mecbur bırakılmak, Türk dil birliğini zedelemiş, bazı sıkıntılara maruz bırakmıştır. Türkiye dışındaki Türklerin yakın zamana kadar bizimle kültürel ve ekonomik münasebetleri yok gibiydi. Son 25 yıldır yaşanan demokratik gelişmeler, yeni kurulan Cumhuriyetler, dil meselesini de gündemin ilk sıralarına taşıdı. Gaspıralı'nın hepimizce hala benimsenen "Dilde-Fikirde-İşte Birlik" ülküsü Türk toplulukları arasında kabul görmüştür. Ancak Rus papazı şarkiyatçı İlminski ve arkadaşları bu akımı durdurmak ve İstanbul Türkçesinin Müslüman Türkler arasında "ortak dil" olmasını önlemek için Çarlık Rusyasının ve sonrasının da ayırıcı baskılarıyla "her Türk boyunun ayrı birer yazı dili olması" hususunda Tatar, Kazak, Özbek aydınlarını yanıltarak dil birliğinden kopardılar. Türkler birbirini kolay anlayamaz hale getirildi. Komünist dönemde de her bir Türk topluluğuna farklı Kiril alfabeleri uygulandı, böylece edebi diller birbirinden iyice uzaklaştı. Aynı dilin değişik coğrafyalardaki ağız farkından öteye gitmeyen küçük fonetik ayrılıkları derinleşerek zorlama yazı dillerine dönüştürüldü. Düşünün, Türkiye'de her il, mahalli köy söyleyişlerine dayalı yayınlar yapsa, İstanbul Türkçesinden uzaklaşılsa idi 90-100 yıl içinde Anadolu'da edebi bir dil bu ölçüde gelişebilir miydi? Günümüzde durum nedir? Türkler, farklı siyasi yapılar içinde birbirleriyle görüşüyor, gidip geliyor, anlaşmalar yapıyor, karşılıklı okullar açıyor, öğrenci gönderiyor, ortak kültürel çalışmalara girebiliyorlar. Kasım 1991'de Marmara Üniversitesinde yapılan ortak alfabeye geçişle ilgili ilk toplantıda "34 harfli çerçeve Türk alfabesi" benimsenmiş, bir ay sonra bu alfabeyi Azerbaycan Parlamentosu kabul ederek 32 harfini aynen Azerbaycan Türkçesinin harfleri olarak uygulamaya koymuştur. Mayıs 1992'de Ankara'da yapılan Sürekli Türk Dili Kurultayı'nda aynı alfabenin diğer Türk yazı dilleri için esas alınması, "yakın sesler için tek harf kullanılması" prensibine uyulması istenmiştir. Eylül-Ekim 1992'de Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te yapılan toplantıda".Dünya ile bütünleşmede,çağdaş bilim ve teknolojinin imkanlarından faydalanmada etkin bir araç olduğu kabul edilen Latin alfabesine geçiş için ülkelerin bilimsel çalışmalarının devam etmesi gerektiği " kararına varılmıştır. Nihayet 08-10 Mart 1993'te Ankara'da "Alfabe-İmla Konferansı" toplanır, "ortak sesler için aynı işaretleri kullanma", "bir sese bir harf" ilkesine bağlı kalınarak 34 harfli Ortak Türk Alfabesi'nde fikir birliğine varılır. 21-23 Mart 1993'te Antalya'da yapılan "Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı'na da çok sayıda delege, siyasetçi, bilim adamı katılır : Dil-Alfabe Komisyonu sonuç raporunu, son derece önemli bulduğumuz, önceki ve sonraki toplantıların arasında tecrübe, bilgi birikimi bakımından da bir karar köprüsü oluşturduğunu düşünüyoruz. 2002'de rahmetli B.Vahapzade haklı olarak diyordu ki :"Gaspıralı'nın ideasını hayata geçirmek için önce Türk halkları arasında alfabe birliğini gerçekleştirmeliyiz. Çünkü alfabe birliği olmadan dil birliği olmaz. Dil birliği olmadan fikir birliği olmaz, fikir birliği olmayınca iş birliği de mümkün değil." Heyecanlı ve romantik yorumlar dönemi geride kalmış olmalıdır. Son 25 yıl içinde yapılan çalışmalar ve önümüzdeki 10-15 yıl içinde yapılması gerekenler bugün için bellidir. Temenni ve şikayetten ziyade neler gerçekleşti, problemler nelerdir? Bunlar üzerinde değerlendirme yapılmaktadır. · Türkiye'nin ev sahipliğinde ve rehberliğinde alfabe birliği meselesi -küçük ihtilaflar dışında- bütün Türklerin kamuoylarına, en azından aydınlarına anlatılabilmiştir. · Alfabe birliğinin beslediği asıl mesele, Ortak Türkçe çalışmalarında seviye ve hız kazanmaktır. Türkiye'den diğer Türk illerine, oralardan bize kültürel, siyasi, ekonomik gidiş gelişler artmıştır. İhtiyacı karşılayabilecek bazı sözlükler hazırlanmış, metinler yayınlanmıştır. · Lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Oralarda ve bizde "Ortak Türkçenin kaynakları ,gramerleri, sözlükleri ve söz varlığı üzerinde eser vermiş, tecrübe sahibi uzmanlar yetişmiştir, yetişmektedir. "Bir proje halinde yürütülen 20 Türk yazı dilini içine alacak olan Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü çalışmaları... yine 20 Türk yazı dilini içine alacak olan karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Grameri projesi ekipler halinde yürütülmeye devam etmektedir." (Ercilasun 2000: 10) · Başta Kültür Bakanlığımız olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı ve Üniversiteler Türk dünyası edebiyatlarını tanıtan yayınlar yapmakta, antoloiler hazırlamaktadır. Bilhassa 24 ciltlik, Başlangıçtan Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Kültür Bakanlığı'nın en büyük hizmetlerinden birisidir. · Yaşayan Türk yazı dillerinin, birbirlerinden haberdar olabilmesi, aktarmalarla ve alfabe birliğiyle mümkün olduğuna göre, İstanbul Türkçesinde uzlaşmak, Gaspıralı'nın 120 yıl önce açtığı yolun -80 yıllık kapanmaya rağmen- yeniden açılması hayırlı olmuştur. · "21. yüzyıl bütün Türk dünyasında Ortak Türk Dilinin kabul edilip kullanıldığı bir asır olacaktır. Ortak Türkçe içinde dilbilgisi terimleri, kelime gruplarının sınıflandırılması ve adlandırılması, cümle anlayışı, cümlelerin adlandırılması ve sınıflandırılması, değerlendirilmesi, cümle tahlil metotlarında birlik ve beraberlik olacaktır." (Karaörs 1996: 613) Yukarıda sıralanan görüşler ve benzerleri; Gaspıralı'dan zamanımıza bütün Türk dünyasında siyasi şartlara göre kısılan ve yükselen seslerle dile getirilmektedir. Şaheser, tekrar uyanmıştır, yeniden uykuya dalmayacak, gaflete düşmeyecektir. Demokrasinin nimetleriyle, ilmin öncülüğünde, barış içinde, ekonomik zenginliklerle desteklenerek İstanbul Türkçesi'nin aydınlığında yeni bir uzlaşma dönemi açılmıştır. Ortak Türkçenin gerçekleşmesi yolunda bizim tekliflerimiz şunlardır: · Türk Cumhuriyetleriyle karşılıklı yürütülen öğrenci-öğretim üyesi gidiş-gelişleri, artarak devam etmelidir. · Eğitim seviyelerine göre; çocuktan yetişkine kadar değişik kimselere hitap edebilecek özelliklerde sözlükler, konuşma kılavuzları, CDler, web siteleri, uzaktan eğitim programları hazırlanmalıdır. · Günümüze kadar yayınlanmış gramer ve antolojiler, uzmanlarınca tekrar ele alınarak halk için kolay anlaşılır hale getirilmeli, ifade kalıpları karşılıklı olarak verilmelidir. · Lehçeler veya şiveler arası benzerlikler öne çıkarılmalı, farklılıklar bir zenginlik olarak korunmalı, işlenmelidir. · Rusçanın ve Batı dillerinin genel Türkçe içindeki tesirini azaltıcı tedbirler alınarak, Türkçe karşılıklar bulunmalıdır. · Bilim terimlerinde de dünya ile uyumlu ortak Türkçe kavramlar geliştirilmeli, mevcut kaynaklar zenginleştirilmelidir. · İhtilaflar değil yakınlıklar önemsenmeli, uzlaşma kanallarının kapanmasına asla fırsat verilmemelidir. · Türk Dünyası Edebiyat ve Bilim Armağanları ihdas edilmeli; sonuçlar, her yıl bir Türk başkentinde ses getiren törenlerle duyurulmalıdır. · Türk tarihi, dili ve edebiyatının iki bin yılını temsilen, adı ve eserleriyle anılacak şahsiyetler için biyografik kitaplar yazılmalı, senaryolar , filmler ortaya konmalı ve bunlar bütün Türk alemine yayılarak milli mensubiyet ve birlik duygusu perçinlenmelidir. · Türkiye'nin gül bahçelerinde asırlardır açan şiir, destan, hikaye ve roman.. çiçekleri, milli bir romantizm için ortak Türkçenin kaynakları arasında bütün Türk illerine ulaşmalıdır. Batı dünyası .kendi milli romantizmlerin öz kaynaklarını işleyerek kurdular ve başardılar. · ...Ve nihayet Avrupa Birliği , gibi İslam Konferansı gibi dünyaya açık ve örnek bir Türk Birliği oluşturmak için demokrasiyi bütün kurumlarıyla sindirmiş, hukukta ideal ölçülere ulaşmış, ekonomisi canlı, üniversiteleri gelişmiş, parası değerli bir Türkiye'ye ihtiyacımız vardır. Bu noktada büyük Atatürk'ün yıllar öncesinden bugünleri görerek soydaşlarımızla işbirliği imkanlarına hazırlanmamızı istemesi tekrar bir milli görev olarak hatırlanmalıdır. Azerbaycan'ın değerli evladı Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzade'nin ortak Türkçe ideali için yaptığı yorumla yazımızı bağlıyoruz: " Ben bu meselenin çözümünde ilk olarak bütün Türk halkları için iletişim dili olarak Türkiye Türkçesi'nin esas alınmasını makbul sayıyorum. Ben diyorum ki; her Türk kendi ülkesinde, kendi lehçesinde konuşsun, yazsın ama aramızda yapılacak toplantılarda, görüşmelerde her birimiz için iletişim dili olarak Türkiye Türkçesi esas alınsın." (Vahapzade 2002: 208)