ÖLÜM MELEKLERİ
Bölüm 3: ? Hartheim Rönesans Sarayı
Hartheim Sarayı 17. Yüzyılda Avusturya´nın en önemli ve değerli Rönesans Saraylarının arasında yer almaktaydı. 19.Yüzyılın sonunda Sarayın Prensi Starhemberg tarafından Avusturya ülke yardım kuruluşuna bedensel, zihinsel engelliler ve psikolojik hastaların özel bakımı için Rönesans sarayı hediye edildi. 1938´de Adolf Hitler tarafından Avusturya ve Almanya ülkesi birleştirildi bununla birlikte Nationalsozialist Rejime geçildi. Böylelikle uluslararası dernekler tarafından desteklenen yardım kuruluşu anlaşması sonlandırıldı ve bireysel yönetime geçildi.
Yeni sağlık yasaları oluşturuldu. Nationalsozialist bir ülkede tamamen safkan ve sağlıklı bir nesil yetişmeliydi yani kısacası zihinsel veya bedensel engelli, psikolojik sorunları olan insanlara yer yoktu. Onların bakımı için fazladan ilaç, hasta yatakları veya fazladan sağlık personeli bütçesine ihtiyaç vardı. Bu da gereksiz bir şeydi. Hastalıklı insanlardan kurtulunca hem bütçeden fazla harcama olmayacaktı hem yeni yasalarına göre planlanan safkan temiz ve sağlıklı bir nesil yetişecekti. 1940 senesinde Sarayda değişimler başladı. Hasta yatakları çıkartıldı. Gaz odalar inşaa edildi. Bekleme ve toplama salonları ve krematorium inşaa edildi. Saray bir küçük ötenazi merkezine dönüştü. Yapılacak olan tüm işlemlerin gizli tutulması gerekiyordu ve bunun için çok iyi ?ÖLÜM MELEKLERİ? ekibi hazırlamıştı.
İlk nakil işlemleri birinci ölüm meleği Psikiyatri Doktoru ?´Rudolf Lonauer´´ tarafından başlatıldı. Hartheim sarayına medikal bölüm şefi olarak görev alan doktor aynı zamanda başka şehirde, bir bakım evinde başhekimdi. Bu her iki yer arasında nakilleri kolay bir şekilde gerçekleştirmesini sağlıyordu. Lonauer´in merkezde kendince kutsal görevleri vardı:
Ötenazi merkezine getirilen hastaların dosyalarını incelemek,
İnsanların ölüm emrini vermek,
Sahte ölüm nedeni belirlemek,
Halka yalan açıklamalarda bulunmak.
Ötenazi merkezinde ikinci bir ölüm meleği daha vardı. Doktor ?´Georg Renno´´. Kendisi Psikiyatri doktoru Lonauer´in yardımcısıydı ve aynı görevlerden sorumluydu. Merkezde insanların başına neler gelecek o canavarların kararına bağlıydı.
Merkezin sorunsuz bir şekilde kurbanların nakil işlemlerine devam etmesi gerekiyordu. Burada üçüncü ölüm meleği ?´Christian Wirth´´ devreye giriyordu. İlk görev yeri Almanya da ki ötenazi merkezinden Avusturya´daki merkeze özel olarak getirttirilmişti.
Görev alanları ise şöyle sıralanabilir:
Ölüm merkezinde yeteri kadar personel bulundurmak
Engelli insanları tespit edip merkeze nakillerini sağlamak
Kül kavanozlarını eğer isterlerse ailelerine teslim etmek
Kül kavanozlarının nereye ve neden gönderildiğinin takibini yapmak
Bütün her şey tıkır tıkır işliyordu. Hiçbir sorun görünmüyor değil mi?
Şimdi diyeceksiniz ki aileler bunları fark etmiyor mu? Ben canlı olarak verdim çocuğumu veya abimi veya ablamı babamı artık her kimse, bana nasıl oluyor da kavanoz içinde külünü ve teselli mektubunu veriyorlar. Plan o kadar kusursuz ki, aylarca çok güzel bir şekilde işlemiş. Ölüm raporunda bulaşıcı akciğer veremi taşıyordu, diğer hastalara bulaşmasın diye cesedi yakmak zorunda kaldık yazarsalar tabi kî inanırsın. Teslim ettikleri küller bile kendi yakınlarına ait değil. Cesetleri yaktıktan sonra topladıkları dev kül fanusları vardı. Oradan alıyorlardı. Zaman içerisinde sadece engellileri değil dışarıda bulunan Nazi kamplarında bulunan esirleri de getirmeye başladılar. Yeni sağlık yasası altında 2 farklı harekâtı tek bir çatı altında topladılar.
Şimdi gelin sarayın içini kurbanların gözünden adım adım gezelim.
Ön kayıt odası
Burada kıyafetlerin çıkartılıp doktorlar tarafından muayene ediliyorsun.
Fotoğrafların çekiliyor.
Gaz odası
Kalabalık ve korku içerisinde hadi ?´temizlenmeye´´ gidiyorsunuz talimatıyla adımlarını atıyorsun.
Çelik bir kapıdan içeri giriyorsun, tavanı alçak ve içeride duş başlıklarıyla döşenmiş bir banyoyu andırıyor. Bir an evet bu son değil gerçekten temizleneceğiz diyorsun.
Kapılar sımsıkı kapandıktan sonra görevine ?´sessiz katil´´ Karbon monoksit gazı giriyor devreye. Çok değil en fazla yarım saat içerisinde bir damla daha hava alabilmek için duvarları tırmalaya tırmalaya boğularak can veriyorsun.
Ceset odası
Cesetleri tek tek yakmak bazen günlerini aldığı için, muayene sırasında tespit ettikleri altın dişleri bulunan köleleri ayırıp onları sökmeye fırsatları vardı.
Krematorium odası
Sadece iki tane krematorium fırını bulunan ötenazi merkezi cesetleri zaman darlığından fazla yakamıyorlardı. İşlemlerine elektronik değirmende kemik tamamen toz haline gelene kadar devam ediyorlardı.
Sarayın bahçesinde külleri topladıkları fanus artık dolmak üzere olduğundan küllerin bir kısmını tuna nehrine dökmeye başladılar. Bununla birlikte yaktıkları insan sayısını da rahatlıkla gizleyebileceklerdi. Böylelikle etten kemikten oluşan bir insan tamamen yok oluyor ve dünyada artık yer kaplamıyordu.
19.Yüzyılda Prens nerden bilecekti özel bakım için hediye ettiği sarayın zamanla ölüm merkezine dönüştürüleceğini. 1945 yılında 2. Dünya savaşı bittiğinde psikiyatri doktoru Lonauer tüm nazi askerleri ile birlikte tüm delilleri yok ederek tutuklanmasın diye intihar etti. Doktor Renno ise kaçmayı başardı. 1961 senesine kadar izini belli etmeden yaşamayı başarmış olsada tutuklandı. Tam 6 yıl mahkeme karşısına çıkması sürdü. Ötenazi merkezinde yaptıkları ile yargılanıyordu. Bir doktor olduğu için mahkeme heyetini kendisinin hasta olduğuna inandırması zor olmadı ve tutuksuz yargılandı. 1997 senesinde hakettiği hapishanede değil evinde 90 yaşında yaptıklanlarından hiç pişmanlık duymadan bunu herkese gururla anlatarak ölmüştür.
Saray şimdi Müze olarak hizmet veriyor. Dikkatlerden kaçmayacak bir detay var. Sarayın bütün odalarını kurbanların adım adım gittiği yerlerden ziyaretçilerde gidiyor fakat bir yükseltiyle. Yerden yaklaşık 15cm bir yükselti yapılmış ki ziyaretçiler kurbanlar gibi aynı yollardan yürümesin diye. Odaların tavanları alçak gaz odasının duvarları insanların tırnak izleriyle dolu. Zavallı köleler çıkabilsinler diye can çekişirken duvarları tırmalamışlar. Bunu çıplak göz ile de görebilirsiniz. Ve Krematorium odası, orasını sadece tavandan aşağı Krematoriumun yerini gösteren bir ışıklandırma aydınlatıyor. Sizler müzeye ziyarete gittiğinizde ne hissedersiniz bilemem ama ben okul yıllarımda gittiğimde çocuk aklımla Avusturya´ da günlerce yağan yağmurların orada canice katledilen masum insanların gözyaşları olduğunu düşünürdüm. Günümüzde Hitlerin mezarı bilinmiyor, kendi vasiyeti üzerine yakılıp küller Tuna nehrine savrulmuş da olabilir, hiç bilinmeyen bir kasabada kimsesizler mezarlığında isimsiz bir mezarda da yatıyor olabilir. Ama bilinen birşey var ki milyonlarca masum insanın öldürülmesini emretmiş yaşadığı yüzyıla damgasını katil olarak vurmuş bir cani... O günleri bir nebzede olsa anlatan ´´Çizgili Pijamalı Çocuk´´ ve ´´Piyanist´´ filmini izlemenizi öneririm. Bizim seyrederken bile dayanamadığımız korkunç olayları o insanlar birebir yaşamışlar.
ElifCe
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bölüm 1
http://www.59haber.com/kose-yazilari/a-12-897-a-155105-bolum-1-auschwitz-olum-fabrikasi-5556.html
Bölüm 2
http://www.59haber.com/kose-yazilari/z-511611-z-569191-bolum-2-mauthausen-olum-merdivenleri-5597.html