Prof. Dr. M. Mehdi Ergüzel

Banarlı Hoca ve Türkçe, ayrılmaz ikilidir. Nihat Sami Banarlı kimdir? Nasıl yetişmiştir? 1907-1927 arası çocukluk gençlik yılları.. Sonra hocaları: Yahya Kemal ve Fuad Köprülü. Osmanlı'nın son yıllarıdır. Altı asırlık Devlet-i Aliyye çöküyor. Milliyetçilik hareketleri hız kazanmıştır.1944'te 37 yaşındadır. Fikir arkadaşları, Orhan Şaik ve Ayverdiler arasındadır. Hocalığının olgun yıllarında, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu ve İstanbul Eğitim Enstitüsünde seçkin şahsiyetlerle birliktedir. Kimleri tanımış ? Nesli, güvenilir bir "Son Osmanlı ve İlk Cumhuriyet nesli"dir: Y.K.Beyatlı, A.H.Tanpınar, A.N.Tarlan, S.Ayverdi, A.N.Asya, N.F.Kısakürek, O.Ş. Gökyay, M. Kaplan, A.Türkeş, İ.Kafesoğlu, P.Safa, R.O.Arık, H.S. Tanrıöver,F.N.Çamlıbel, İ.H. Sevük, A.Kabaklı, T.Buğra, T.Banguoğlu.gibi değerler bu dönemin fikir, sanat, siyaset ve tefekkür erbabıdır. Onu ilk defa 1968'de Çapa'daki mavi çinili tarihi okulumuz Yüksek Öğretmen Okulu'nda Yahya Kemal'in vefatının 10.Yılı programında dinledim. Rahmetli Ahmet Kabaklı hocamız da konuşmacılar arasındaydı. Nihat Sami Bey; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Edebi Bilgiler, Lise 1-2-3 Türk Dili ve Edebiyatı.. gibi ders kitapları yazdı ve bu eserler yıllarca okutuldu. 50 yıl süren edebi cazibesini, konuştuğu güzel Türkçesi ve yazdıklarıyla temin etti. Kubbealtı Akademi Mecmuası'nı Ocak 1972'de çıkardı. Milli bir edebiyat hareketi olarak sonraki nesle 50 yılı bulan bir emanet bıraktı. S. Ayverdi, Ahmet Kabaklı, Faruk K.Timurtaş, Muharrem Ergin ve M.N.Hacıeminoğlu gibi fikir ve ilim erbabıyla"Yaşayan Türkçemiz Mücadelesi"nde bayrağı zafer gönderine çekti. Mücadelesinden asla vazgeçmedi ve emanet olan davayı sonraki nesle devretti. Banarlı Hoca, iz bırakanlardandı. O nesil, kibar ve seviyeli insanların birliğidir. Demokrat, milliyetçi ve mukaddesatçı bir nesildir. Savaş görmüş, nice yiğit erler, paşalar kaybetmiş yeni devlet kurmuş çileli ve gururlu bir nesildir. Banarlı Hoca, bir Türkçe dervişidir...Turan ve İslam Türkçesinin bahadırı Banarlı Hoca 20. asrın bir Türkmen kocasıdır. Nihat Sami BANARLI'ya göre: "Türk'ün irfan ve gönül gücüyle fethedilmiş kelimeler."vardır. Yunus Emre'nin Türkçe'yi kavrayışı ve kullanışı, bir dilin sesi ve mimarisi milli olmalıdır. Ancak günümüzde mukayeseli dil bilimin vardığı neticeye bundan yedi asır önce Türkçeyle varılmış olması, öylesine isabetli bir anlayışa uygundur. 51. baskısının yapıldığını yeni öğrendiğim Türkçenin Sırları kitabını yeniden, ürperterek, içimden ve dışımdan dalgalanarak, düşünerek, çizerek bir daha okudum: Yazı başlıkları bile mesajlarla doludur. İçindeki, Banarlı'ya has düşündürücü kavramlar ve hükümler art arda gelir: İmparatorluk Dilleri, Kelimelerin Tadı, Kelimelerin İzdivacı, Fethedilmiş Kelimeler, Kelimelerin Millileştirilmesi, Dil ve Kültür İmparatorluğu.Büyük dillerin hiç biri öz değildir. Dillerin kelimeleri değil sesleri millidir. Mimarisi millidir. Kelimelerin yan yana gelmesinden oluşan söz istifi millidir...İfade abidesi cümle yapısı millidir.Mantık millidir.Türk, ancak dili dolaştığı zaman devrik cümle kurar. Türkçe'ye davet olunan "her kelimeyi, ebem kuşağı altından geçmişçesine" Türkleştiren milli bir dil haline getiren, "zafer" asırlarında kazanılan edebi güzellikler; her yeni yetişen nesle sabırla anlatılmalıdır. Yabancı kelimelerin İngiliz tabiiyetine kabullerinin nüfus kağıdının verilmesi, o kelimelerin İngilizleşmesidir. Yabancı kelimelere İngiliz sesi vererek millileştirmek İngilizce'deki %75 yabancı kelime ne demek? Bir dilin doğuşunda karakterinde ananesinde ve dehasında başka dillerden derlenmiş kelimeleri millileştirme hayatı ve kudreti varsa artık o dili öz dil yapmaya kalkmak; dili kendi tabiatından ve dehasından uzaklaştırmaktır ki bunu artık cehaletin ve dalaletin elleri yapar. Ona göre, Türkçe'yi anlayış, Türk tarihini olduğu kadar Türk diline Kaşgarlı Mahmud'un "yüce Tanrı devlet güneşini Türklerin burçlarına doğdurmuş onlara Türk adını kendisi vermiş" gibi cümlelerin ışığı altında bakabilmekle mümkündür. Türkçe'nin dar, mahdud ve küçük bir millet dili olduğunu sanmak ve sandırmak değil "büyük millet dili" olduğunu bilmek ve anlamak lazımdır. Büyük ve fatih bir milletin dili öz dil / dar dil olamaz, imparatorluk dili olur..Bu dil "ruh ufuklarını açan" bir dildir. Engin vatan topraklarından gelen asırların seslerini besteler halde taşıyan Anadolu ve Balkanlar ile Kafkaslar ve Orta Doğudan ve Asyalardan rüzgar estiren bir Türkçedir. Banarlı'ya göre; Türkçe'de İdil ırmağının akışından yükselen seslerin yanı sıra, Nil Nehri'nin taşkınlığı coşar, Dicle'nin, Fırat'ın, Tuna'nın, Meriç'in, Anadolu ırmaklarının uğultuları duyulur ve nihayet Y. Kemal'in Itri şiirinde söylediği: "Ta Budin'den Irak'a Mısr'a kadar / Fethedilmiş uzak diyarlardan / Vatan üstünde hür esen rüzgar / Ses götürmüş bütün baharlardan" İşte bu ses bir dehadır. Türkçe'nin birleştirici, toparlayıcı gücüdür. Anlamayana ne demeli ? Anlayanlarla muhabbet eylemeli. Hülasa Türkçe'nin musikisi ve muhtevasında : "Nice seslerle gök ve yerlerimiz / Hüznümüz şevkimiz zaferlerimiz / Bize benzer o kainat akmıştır" Banarlı'da: "Milletlerin olduğu gibi kelimelerin de tarihi vardır. Bir milletin ataları; asırlarca o kelimelerle duymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle sevmiş ve bu kelimeleri tamamiyle milli bir sanatla işleyip (yontup) Türk yapmışsa evlatlar artık bu kelimelere düşman kesilemezler. Yunus, Karacaoğlan, Fuzuli, Y. Kemal, Arif Nihat, Mehmet Akif, N. Fazıl, F. Nafiz gibi şairler yetişebiliyorsa bu dil dünya ölçüsünde büyük bir lisandır. Büyük milletlerin dili de muhterem olur, daraltılamaz. "Bizim şeref ve zafer hatıralarımızı taşıyan kelimeler atılamaz, verilemez, bizimdirler, bizim kalacaklardır." Muhafazakarlık, vefadır. Dilleri dil yapanlar, milletlerdir. Bir de milletlerin dillerini seven, anlayan ve ilahi bir güzellikle kullanan büyük şairlerdir. Büyük şair demek, milletin dilindeki güzel sesi duyan ve duyurandır. Ona göre biz, Türkçeyi yıkmak ve daraltmak değil, yapmak ve yaşatmak davasındayız. Şair o dilin en güzel ve işlenmiş kelimelerini seçer. Türkçe'nin güzelliklerine alıcı gözle bakamayanların Farsça'yı Mantıku't-Tayr sanma gafleti karşısında Nevai'nin milli tavrı vardır. Nevai-Fuzuli ittifakı "diken gibi sert sanılan Türkçe ile gül yaprağı gibi ince şiirler söylemek" idi. Sevgililerinin adı Türkçe olanlar için bahar, Türkçe'yi hatırlatır. Kelimeler önlerinde birer bahar gülü güzelliğiyle renklenir. Türkçe'nin incelikleriyle söylenmiş her söz, her şiir onlar için birer gül demetidir. Fuzuli, "soyumun dili" dediği Türkçe ile şarkın en güzel Leyla ile Mecnun hikayesini yazmıştır. Ona göre, Y. Kemal'in Türkçesi hiçbir zaman uydurma kelimelerle birleşmemiş ve her zaman şairin her şeyden çok inandığı Türk halkının zevkiyle işlenerek yaratılmış ve yaşatılmış kelimelerle aydınlanmıştır. 1940-80 arasında Türkçe bir takım dış kaynaklı telkin, talimat ve sebeplerle siyasetin tuzağına düşürülmüş "vahim bir dil hastalığına" kurban edilmek üzere baltalanmış, nice güzel kelime biçilmek istenmiş zevksiz, tatsız, yavan tilcikler ortalıkta kol gezmeye başlamıştır. Türk halk zevki bir kelimeyi Türkçeleştirirken ona öyle sihirli bir ses öyle bir ahenk verir ki, kelime ifade ettiği manasının adeta notası, musikisi olur. Bazan rengi kokusu ve buğusu olur. Kelimelerin bir vatan ırmağı akar gibi yürüyüp giden güzellikleri vardır. Kız, erkek bütün vatan çocuklarına bu milletin dili sevmekteki gururu bir iman gibi tattıracak, bir kültür ve terbiye tarzı geliştirmek önemli işimizdir.Maddeye ruhu, tene canı katan Yüce Tanrı, güzelim Türk kelimelere de milli karakterimizi katarak asırlarımızın aynasında aksettirmiştir. Lisanımızda milli vicdana yerleşmiş, gözlerin gönüllerin ve dillerin süsü olmuş birçok güzel ve asil kelimeyi "yabancıdır" aldanmışlığıyla öldürmek isteyenlere fırsat verilmemelidir. O kelimeler en azından milletimizin sesiyle söyleyişiyle Türk zevkinin ona verdiği mana ve musikiyle evlenmişlerdir. "Halkın kelime yaratma dehası"nın nefis örnekleri kelimelerin izdivacından doğan "nur topu gibi" gürbüz mana evlatlarıdır. Hasılı, Türkçe'de kelimelerin izdivacı dallarında türlü çiçekler açmış yeşil bir cennettir ki orada milli zevkimizin yarattığı daha böyle ne çiçekler derlenir. İnsanlar vardır ki, dünyaları hep böyle kelimelerle örülmüştür. Onlar kelimelerle duyar, kelimelerle düşünür; kelimeleri birer mücevher dizisi gibi her kıymeti üstünde hissederler. Ben onlardan biriyim. Kelimeler asırların ve asırlarca o kelimeleri konuşanların onlarla duyan ve düşünenlerin onlarla seven sevilenlerin yaratıp güzelleştirdiği beğenip Türkçeleştirdiği canlı ruhlu ve musikili varlıklardır. Onlar uçsuz bucaksız zaman sanatkarının doldurduğu zengin ve renkli, asırların biriktirdiği aziz ve tılsımlı mücevherlerdir. Türk dili birçok eski kelimelerini yerlerine daha güzellerini buldukça terk etmiş fakat eskiden beri güzel her kelimesini mutlaka yaşatmıştır.Türkçe'nin çağlar ve diller boyunca macerası, biraz da bu güzel (ses ve mana güzelliğini) aramak duygusundandır. 13. asır Anadolu'da Türkçe'nin şahlanışı bakımından Yunus Emre asrıdır. Bu dil ortak İslam medeniyeti içinde öteden beri gelişmeye başlamış yine ortak medeniyet dillerinden Türkçeleştirilmiş kelimelerle zengin bir İslami Türk dilidir. Yunus'un Türkçesi'nde ışıldayan nur işte asırlarca akıp gelen bu Türkçe'nin dehasıdır. İstanbul'u Türk yapışımızla ev'i, su'yu, yasa'yı, sıra'yı ve para'yı Türk yapışımız arasındaki fark nedir ? İş, yalnız almakla değil alınana milli damgayı vurmaktadır. O zaman kelimelerin de İstanbul gibi bütün Anadolu gibi her şeyden çok Türk olduğu görülür. Şimdi bu kelimeleri kovup bir küçüklük duygusu içinde üzülmeye sebep ne? Bizim dil konusunda yapacağımız iş, "kelime fethi"nden hatta kelime ithalinden korkmamaktır. Şu şartla ki, onlara asırlarca Türk milletinin yaptığı gibi derhal milli damgamızı vurabilelim, Türkçenin sesi ve estetiğiyle millileştirelim. Her kelimeyi mümkün olduğu kadar çok ve değişik manalarda kullanmayı zevk haline getiren Türk halk dehası, nice kelimeyi nice mana zenginliğine ulaştırmıştır. Halk zevki ve bu zevkin inceliğine varmış şairler, kelimeleri de renkler gibi, ışıklar gibi kullanmışlar. Kelimelere renk gibi ışık gibi vuran halk duygusu onların seslerinde yeni manalar tutuşturur. Alın bir fiili "düşmek" gibi "almak" gibi "gelmek" gibi şiirlerde ve türkülerdeki macerasını inceleyin hayran kalırsınız. Dil ve şiir tarihinin asırları kelimelere büyük imkanlar vermiştir. Onlarla resim yapılır, musiki bestelenir, sevilen insanlara en sıcak aşk duyguları söylenir, kelimelerle ordular zafere sevkedilir ve nihayet raks ederler. M. Kemal Atatürk bir sohbet sırasında, dide tasfiyecililere: "Y. Kemal'in vehmi sizin ilminizi mağlub etti." diyor Fuzuli'nin duasına bakınız : "Ben erenlerin himmetiyle öyle umuyorum ki bu Türkçe kitabı bitireceğim, ben Türk'üm ve Türkçe söylemek istiyorum, Tanrım benden iltifatını esirgeme." Milletlerin öyle şairleri öyle muharirleri vardır ki kelimeleri bir lezzet gibi kullanırlar, sözü Türkçe kelimelerle tatlandıran Fuzuli gibi. Bunlar; her biri üzerinde asırlar ve vatanlar boyu Türk atalarının emeği geçmiş, onların dil, kültür ve gönül lisanı olmuş kelimelerdir.Bizim dil hengamemizde işlenen suç, Türkçe'yi yalnız Türkiye topraklarında dokuz asır işlenmiş bir dil olmaktan çıkararak fakir bırakmamızdır. Halbuki Türkçe bir mecazlar ve cinaslar lisanıdır. Onda her kelimenin birçok manası olmuş, her kelime birçok başka sözle birleşerek zengin bir mana alemi bir kelime anlamı kurmuştur. Türkçe'den, Türkçe veya Türkçeleşmiş bir kelime atmak çok kere bir kabile halkını toptan öldürmek kadar kabarık sayıda bir harcayıştır. Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Yunus Emre, Dede Korkut, Nevai, Fuzuli, Karacaoğlan, Yahya Kemal, A. Nihat, N. Fazıl Türkçe'nin büyük aşıklarıydı. Onun için ebedi oldular. Onlar "Türkçe duyuşu Türkçe deyiş haline getirmiş"lerdi. İslami Türk zevki ve kültürü, bu kelimeleri, fethettiği ülkelerden çok kere çiçek derler gibi derlemiş, kendi zevk ve mana bahçelerinden yetiştirip güzelleştirerek beyaz Türkçeye mal etmiştir. Dillerde bazı sözler o dillerin edebiyatına derinden işlenir, başka sözler başka kelimelerle birleşerek türlü ifade cilveleri yaratır. Bu sözler dillerde bir ses, bir mana, bir hatıra güzelliği uyandırır, milli edebiyatın yüzlerce bazan binlerce güzel mısra veya cümlelerine işlenir ve böylece milletin hafızasına, hatırasına öyle yerleşir ki, adeta döküldüğü kalıbın şeklini alan su gibi milli dile bir akış, milli gönüle bir doluş hali yaşatır.