Prof. Dr. M.Mehdi ERGÜZEL

Kendini mazileri atilere nakletmeye memur hisseden ve Türkiye'yi çağlar üzerin­den aşırarak yeni asra taşıma idealine gönül vermiş her vatan evladı bilir ki bu şerefli va­zifenin biricik yolu eğitimden geçer. Yarınki Türkiye'yi bugünden hazırlamak için ken­dimize dönelim ve memleket realiteleri üstüne eğilelim, fikir ve ruh cephesinde bizim olan ne var ise onları araştıralım ... diyen bir mütefek­kirimiz, istikbale yürürken kimlerle ve nasıl hareket edeceğimizin cevaplarını arıyor, yo­rumlar getiriyordu. Aradan yıllar geçti, biz hala yarın için nasıl bir insan modeli üzerinde ittifak sağladığımızı bile tam manasıyla kararlaştırmış sayılmayız. Ne­redeyse Hacıyatmaz'ı bizden daha istikrarlı bulacak kadar fikir ve sistem değiştirme karga­şalarını üstüste yaşamaktayız. Geleceğe ge­leneksiz yönelme gibi tezatlar nedense yadır­ganmıyor. Halbuki yeniliğin ufuklarına milli tecrübelerle bakılır ve evrensel hamleler an­cak köklerden dallara doğru tayin edilmiş bize has bir yaşama üslubuyla hazırlanır. İnsanın Allah'tan bir emanet olduğu şuuruyla hareket edecek nesiller, bütün bal­talamalara rağmen hala bazı milli müessese­lerin desteğiyle yetişebiliyorsa, en verimli yatırımın kime yapılacağı gerçeğini fark edenlerin gayretleri hedefine varmış ve dualar kabul olmuş demektir. Ancak Anadolu'dan doğuya ve batıya doğru genişleyen daireler halinde, varisi bu­lunduğumuz tarih ve coğrafyada yeniden nizam-ı alemi temine gelen erler olmak mis­yonumuzu yetişmekte olan çocuklarımıza ve gençlerimize bir hayat düsturu olarak ver­medikçe, milli rönesansımıza hazır sayılama­yız. Hayata ve insanlığa nasıl bakacağını bilen, bilgi, maharet ve tavır kazanmış ne­siller yetiştirmenin önemini kavramak; ya­bancılaşmadan çağdaşlaşmanın yolunu da anlamış olmak demektir. Devletimizi ve milletimizi, Türk-İslam dünyasının ve insanlığın her türlü meselesine aşina kad­rolarla 21. asra hazırlayabilme idealimiz, kendini yenileyemeyen ve tartışmaya açmayan bozuk bir eğitim düzeni ile asla gerçekleşemez. Türkiye'nin maddi ve manevi kalkın­masını temin edecek fikir ve kalem sahipleri büyük ölçüde yetişmiştir. Siyasi kadroların ce­saretle uygulama yapmasını beklemektedir. Bütün mesele; dertlerin devaya, ya­raların neştere olan ihtiyacını gizlememek, milletin huzurunda hakkın, ilmin, doğrunu hakimiyeti yolunda gece-gündüz çalışmaktır. Sağlıklı ve medeni bir cemiyetin te­melleri eğitimle atılır. Bu temeller üzerinde yükselecek şahsiyet binaları yine ilme da­yandırılarak inşa edilir. Milletin bekası için te­meller sağlam tutulduğu gibi çağın şartlarına göre gerekli düzeltme ve yenileme çalışmaları da ihmal edilemez. Bu bir dün-bugün-yarın me­selesidir. Bu dava bir kökler ve dallar davası­dır. Ülkemizde eğitim işlerinin yolunda git­mediği, artık sağır sultanın bile malumudur ama kendilerini eğitimin sultanı sananlar, ça­ğın gerçeklerine ve ilme kulaklarını kapalı tutmağa kararlı ve ayarlı görünmektedir. 21. asrın ışığında, yeni yüzyılın ufuklarında gibi sözleri­n modalandığı günümüzde Türk eğitimi kendini kabul ettirememiş, güven uyandıra­mamış; memleket evlatları, 5-10 yıl sonrasını göremez olmanın tesadüflerine ter­k edilmiş olma duygusuna iyiden iyiye alışır olmuştur. Eğitimdeki manzarayı ana hatlarıyla res­medelim. Şikayetten, tenkitten teşhise ve tedaviye doğru düşünce ve tekliflerimizi ortaya koyalım. Sonra kurtarıcı göndermesi için dua edelim: Ola ki rahmet kıla ol Padişah; ol Kerim ü ol Rahim ü ol İlah. Efendim, son 20-30 yıldır dalgalanan her şey gibi eğitim işlerimiz de piyasanın insafına terkedildi. Ortalama her 1-2 yılda bir değişen ba­kanlarla birlikte kadrolar, anlayışlar ve prog­ramlar da değişiyor. Adeta istikrarsızlık planlı bir tarzda teşvik ediliyor. Nasıl oluyor da 14-15 defa Milli Eğitim Şurası yapılmasına rağmen 16.sına 17.sine ve sonrasına bir türlü hazırlanılmaz ve neden son 15-20 yılın hızlı değişim akışında hala milli eğitimde birçok konu, kamuoyuyla istişaresizdir her şey, ben yaptım oldu, mantığıyla toz dumandır ? Ve nasıl olmuştur da ülkemizin fikir alemindeki yaygın kanaate göre en güvenilmeyen zayıf sahalardan biri de eğitim işlerimiz olmuştur. Bizim bize ettiğimizi düşman et­mez diyenleri haklı çıkarmak için nasıl da ileri bir başarısızlık ihtisası yapıvermişizdir ... 18 milyonun üzerinde çocuğumuz ve gencimiz, ilkokuldan üniversiteye kadar bir milyonu aşan öğretmen ordusuna teslim edilmiştir. Yarınımızı kurmak üzere milyarlarca lira feda edilmektedir. Ancak ne öğrencilerin ne ana-babaların ve ne de öğretmenlerin şikayeti bitmektedir. Milli Eğitim davasında yuslat, daima bir başka bahara kalmaktadır. Türk Eğitimi hala kurtarıcılarını bekle­mektedir. Himmet ve gayret kılıcı kuşanmış meç­hul kahramanlar nerelerdedir? Bugünün yaşı 40-50 ve üzerindeki ne­silleri, okul hayatını daima hürmetle ve min­netle yad eder. Bu insanlar öğretmenlerini ana baba gibi sevdiğini, mektebi bazen evinden çok benimsemiş olduğunu her vesile ile ifade ederler. O zamanların öğretmenleri için de ta­lebeleri birer evlattan farksızdır. Hangimizin hatıraları arasında öğretmenden ayrılık acısı yoktur? Ancak aradan geçen yıllar ne yaptı ve hangi uğursuzluk tılsımı dokundu ki işler sarpa sardı ? Neden çocuklar, gençler, veliler; okullara ve öğretmenlere 20-30 yıl öncesi kadar sevgi ve güvenle yaklaşmıyor ? Öğretmenler itibar kaybına ve mesleki seviye zaafına düşe düşe birer dert küpü olmuşlardır. Hele büyük şehirlerde idealist öğretmen adeta kaybolmuş, mumla aranır hale gelmiştir. Ticari tavır ala­mayanlar neredeyse eğitimci sayılmaz olmuş­tur. Mesleğine aşkla bağlılık fazileti, üç beş saf dost arasında teati edilen bir söz oluvermiştir. Özel okullar, kurs merkezleri, özel dersler ...Anadolu Liseleri, Çok Programlı Liseler, Kolejler, İmam Hatipler, Teknik Liseler, LYS, YKS ...ve okullar arası başarıda derin farklar.. derken eğitim hayatımız zenginliği içinde çıkmaz sokaklara düşmüştür. Yıllar boyu peşinde koştuğu halde is­tediği yerlere gelemeyen genç bedenler her yerde bir adaletsizlikten, haksızlıktan şikayet ederek, arabeskten arabeske düşerken, sayıları gitgide artan lüks mekanlardan taşan me­zuniyet baloları, diş gıcırdatan masraflarla, renk­li sayfalar ve ekranlar dolusu kahkahalar sun­maktadır. Eğitim işlerinde dertli çoğumuzca ma­lum sayısız manzaradan bir kaçı böyle iken hangi eğitimin şurası, diye soranlara Ziya Paşa mı cevap versin: Hayr umulur mu, böyle bir gecenin seherinden ? Umulur ... Çünkü , meşruiyet içinde ça­reler tükenmez. Çünkü Cumhuriyeti kuran irade Eğitim işlerinde behemahal muzaffer olmak lazım geldiğine, üstüste nesilleri inan­dırmıştır. O halde teşhisten çareye giden yolda neler yapılmalı ? Önce durum tesbiti için çok değişik çevrelerden insanlar, gençler ve çocuklar din­lenilmeli. Yazılı ve sözlü basında Türkiye'nin ve Türk Milletinin en önemli meselesinin eğitim olduğu ve bu yolda ortak bir kamuoyu oluşması hu­susunda ne lazımsa yapılmalı. Adeta bir Eği­timde Diriliş Hareketi başlatılmalı. Yanlışların ve doğruların söylenmesi yolunda geniş bir hürriyet havası estirilmeli, her konuda şeffaf olunmalıdır. Ben yaptım oldunun faturası ağırdır. Eğitim gemisinin kurtarılması, dünya ufuklarına evrensel yelkenlerini açabilmesi için her düşünce kıyasıya tartışmaya açılmalı­dır. Şu sorulara döne döne cevap aranmalıdır: Resmi ve özel eğitimimiz ne haldedir? Hangi okullar niçin daha başarılıdır ? Temel, orta ve yüksek eğitimin eksikleri ve meziyetleri nelerdir? Türkçe, yabancı diller karşısında ne duruma düşürülmüştür? Çocuklarımız niye okumaktan soğu­muş, kitaptan niçin kaçar olmuşlardır? Gençler niçin beklenildiği ölçüde sağlıklı düşünemiyorlar, ana dilleriyle niye düzgün konuşamıyor, iki lafı bir araya getiremiyor ve düzgün yazamıyorlar ? Çocuklarımızın önemli bir bölümü, nasıl ve hangi şartlarda sinirli, bencil, kavgacı, gergin, alıngan, gündelik yaşayan, kaba ve hatta pervasız oluverdiler? Örnek davranışlar, niçin çoğunluğun değil de azınlığın özelliği halinde kalıverdi? Öğretmen yetiştirme, meslek içi eğitim niçin ihmale uğradı, sıradan hale geldi ? Eğitimde dünya standartları ve ge­leneğimizde denenmiş başarılı öğretmen yetiştirme uygulamaları niçin terk edildi ? 10 dakikalık minibüs yolculuğu 2-3 lira iken günde 5-6 saatlik eğitim yolculuğu niçin bedavadır ? Bu nasıl bir mantıktır ki özel bir okulda aynı iş, neredeyse günde 200-300 lirayı bulmakta, yıllık 50-100 bin liralardan söz edil­mektedir. Bu işin ortası, ücret ve rekabetin denetlemesi, dengelenmesi, kontrolü yok mudur ? Varsa nasıldır ? Tevhid-i Tedrisat/ Eğitim Birliği böylesine sarsılmalı mıydı ? Hali vakti yerinde olandan, eğitime maddi destek almak, fakire de burs vermek, zor bir iş midir? Türkiye çapında büyük şehirlerden başlayarak 10-15 bin nüfuslu yerleşim yer­lerine kadar etüt, kurs merkezleri, kolejler açılır, milyonlar bu işin sermayesini oluştururken devlet okulları niçin bu gerçeğin ve eğitim piyasasının ilmi usullerle işletme mantığına uzak kalmıştır, denilmesin mi ? Vakıf okullarının dünyanın en sağlıklı sistemi olduğu bilinirken ve hantal devletçi eğitim anlayışından kurtulmak mümkün iken niçin yıllarca susulmuştur ? Milli Eğitim kurumları halk-devlet-eğitimci üç­genine dayalı bir sistemle ayakta kalabilecekken ve çağdaş olabilecekken bu gerçek niçin gündem dışı tutulur ve niçin bu imkanlar bir kaç zengin zümre çocuğunun imtiyazı olarak bırakılır? Kitaplar niçin güzel basılmaz ? Niçin yabancı dil yayınlarıyla yarışa girilmez ? Niçin kitap kiralama sistemi geliştirilmez ? Niçin yıl sonlarında çöp bidonları ve okul koridorları nefretle yırtılmış kitaplarla dolar? Bu nasıl ter­biyedir? Bu çocukları nasıl bir eğitim bu hale getirmiş olabilir ? Şu ülkenin pırıl pırıl evlatları, ilkokul­dan üniversiteye uzanan yolda niçin kendi kültür ve edebiyatlarının klasiklerini okuyamadan gelir ? Niçin ve nasıl ? Başarısızlıkta nasıl bu kadar başarılı olunabilir ? Niçin ikide birde müfredat ve programlarla ders kitapları değiştirilip durulur ? 11-12 yıl boyunca çocukluktan genç­liğe doğru giderken, her yıl 10 kitap okunsa 100 Temel Eser olur. Bizim çocuklarımız arasın­da Ömer Seyfettin'i, Dede Korkut'u, Kutadgu Bilig'i, Yunus Emre'yi, Mevlana'yı ... Sadece is­men bilen bazan yanlış bilen, ama eseriyle, metinle yüz yüze gelmemiş binlerce insan vardır. Siz Şekspir okumamış bir İngiliz, Ser­vantes okumamış bir İspanyol, Konfüçyüs okumamış bir Çinli, Dostoyevski okumamış bir Rus, Hugo okumamış bir Fransız ve İncil okumamış bir Hıristiyan yahut Tevrat oku­mamış bir Yahudi düşünebiliyor musunuz? Ama bizde Hadis ve Kur'an deyince tüyleri diken diken olan bir sürü aydın vardır. Bunlar hangi havayı teneffüs ettiler, hangi sulardan içtiler? Üniversiteye giriş sınavı sonuçları, feda edilen on bin­lerce gencin hazin hikayesini anlatır. Binlerce test sorusuyla zihni iğdiş edilerek altüst olmuş genç adamları ve gelinlik kızları kaybetmenin ezik­liği ile sokağa çıkamaz hale getirmenin hesa­bını hangi mahkeme kime soracaktır ? Bütün kabahat çocukların mı ? Her ülke kendi eğitim sistemini kendi şartları ile sürekli yeniler ve gelenekle yeniliği uzlaştırır­ken biz Batı'dan Uzak Doğu'ya uzanan zik­zaklarla dolu haritada kendimizi değilse kimi aramaktayız ? Şairin "Öz cebimizde kaybetti­ğimiz güneşi başka bahçelerde arama bed­bahtlığı" dediği yoksa böyle bir gaflet hali midir? Sorular uzar gider ... Marifet cevaplarda. Bu ülkenin düşünen eğitim sevdalıları yarının Büyük Türkiye gönüllüleri bu girift yumağı çözmek zorundadır. Yarınımızı omuzlayacak çocuklarımızın yetişmesi donuk zihinlere, çilesiz çehrelere, ateşsiz ve aşksız gönüllere teslim edilemez! Eğitimde muazzam bir dirilişe ihtiyacı­mız vardır. Vazgeçmek, durgunluğa ve yanlışa rıza göstermek, idealist ve inanmış insanlara yakışmaz. Uyuşuk zihinleri fikren uyandıracak, dargın gönülleri ferahlatacak, yüreklere serin sular serpecek düşünce kaynakları harekete geçmelidir. Memleketin fikirde, sanatta, ilimde ve aksiyonda zinde kuvvetleri eğitim davamızda iş başı yapmalıdır, tefekkür burçları aydınlık tutulmalıdır. Milli Eğitimimiz, en geç Cumhuriyet'in 100. Yılının öğretim dönemi başlarken kendi modeliyle genç yetiştirmeye de başlamış olmalı­dır