MİLLET ? HALK VE BAŞBAKAN
Başbakan ısrarla millet ile halk arasındaki farkı karıştırıyor. Beyinler karışmakla kalmıyor sosyoloji ilmi de bundan payını alıyor.
Halk kimdir? Bir devlet içinde yaşayan insanların tamamına halk denir. Halkın içinde çoğunluktan azınlığa doğru çok çeşitli milletler olabilir. Türkiye’de Rum, Ermeni, Yahudi azınlığı vardır ama yüzde 97 nispeti Türk’tür. Kürtler de yüzde 80 çoğunluğuyla Türk soyundandır. Siyasi Kürtçülerin bunu kabul etmemesi sosyoloji ilmini hiç ilgilendirmez; ilim gerçeklerle hareket eder, kabul ya da retlerle hareket etmez.
Millet kimdir? Dili, dini, kültürü, tarihi, kaderi, tasada ve kıvançta bir ve beraber olan toplulukların adıdır.
Millet ve farklı milletleri 3 noktada görmemiz gerekiyor;
Mezarlıklarına, ibadethanelerine ve nikâhlarına bakacağız; bunlar farklıysa topluluklar farklıdır. Burada Tük ve Kürt aynı mı, ayrı mı? Başbakanımız sıkça tekrar ettiği bu konuda hem kendini ve hem de insanlarımızı da yanılmaktadır; nedir o husus? Millet ile halkı aynı torbanın içine koymak. “Kürd’ ü, Türk’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Roman, Rum’u, Ermeni’si, Yahudi’ si… İşte daha ne aklınıza gelirse bu ülke içinde yaşayan insanlarımızın tümüne, ‘Millet’ denir. “ Diyor.
Oysa Lozan Antlaşmasında, Türkiye’de halk iki kısımda kabul edilmiştir. Müslim ve Gayr-i Müslim! Gayr-i Müslimleri de ibadethaneleri farklı olduğu için Ermeni, Rum, Yahudi olarak tasnif etmiş ve Süryanileri daha farklı olarak Kadim Hıristiyan unsuru statüsüne almıştır.Ve bunlar aynı zamanda “ Vatandaş” olduğu için tümüne Türkiye halkı, aralarında husumet doğmasın, kötü gözle bakılmasın, kardeşlik ve dostluk daha bir artsın diye de hepsine birden Türk demiştir.
İşte birleştirici anlayış budur. Din, inanç temelinde halkını tasnif eden, birleştiren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iktidarı AKP, halkı etnik kalıplara dökerek farklılaştırmış, herkese şirin görünmek için de “ Faklılıklarımız zenginliğimizdir” tabirini icat etmiştir. Bu mantığa göre, daha fazla zenginlik için daha fazla farklılık yaratmak gerekecektir.
Bu algılama biçimi AK Parti iktidarıyla başlamış bulunuyor. 90 yıllık cumhuriyet sürecinde fitnenin kırılma noktası 2002’dir. O tarihe kadar Doğuda batıda her bir TC. Vatandaşının Türklükle ilgili herhangi bir problemi olmamıştır.
Şu tabirlerin güzelliğine bakalım:
“Rum asıllı Türk vatandaşı”
“Ermeni asıllı Türk vatandaşı”
“Yahudi asıllı Türk vatandaşı”
“Süryani asıllı Türk vatandaşı”
Vatandaşlık alt payda, Türklük üst çatı… Kaldı ki, hangi devlet söz konusu olursa olsun dünyanın tamamında kurucu millet, egemen millet vardır. Kurucu milletin dili, kültürü, örfü, an’ ane, gelenek ve inançları üzerine anayasalar, yasalar yapılır ve uygulanır. Azınlık hakları ise hem milli anayasada hem uluslar arası yasalarda zaten mevcuttur.
Ermeniler Bizde azınlık iken Ermenistan’da egemendir.
Rumlar burada azınlık iken Yunanistan’da egemendir.
Keza Yahudiler de öyledir.
Başbakan gibi “millet” demekte ısrar edersek o takdirde “halk” kim olmaktadır? Ne yazık ki, siyasi mülahazalarla AK Partili camia da bu tanımlamaya yatmış görünüyor. Türkçe’ de, At izinin kurt izine karıştırılması deyimini unutmayınız. Maalesef, Başbakan büyülü biçimde bunu anlatmaya devam ediyor.
Ayırdıktan sonra birleştirmenin mümkün olmayacağını Başbakan da bilir ancak ısrarını anlamakta zorlanıyoruz.