Prof.Dr.M.Mehdi ERGÜZEL / Kişilik sahibi ve seviyeli gençler yetiştirilmesinde ana dil eğitiminin rolü tartışılmaz ölçüde açıktır ve yeri ilk sıradadır.
İlkokuldan başlayarak okuma yazma yılını takiben, lise bitene kadar yapılan 12 yıl süreli Türkçe-Edebiyat derslerinde mutlaka metne dayalı bir öğretim yapılması lazımdır. Çocuklara ve gençlere okutulacak yazılar, şiirler, kitaplar, bütün milletin birleştiği ve bildiği milli kaynaklarımız olmalıdır. Oğuz Kağan Destanı'ndan Dede Korkut'a, Kutadgu Bilig'den Karacaoğlan'a, Yunus Emre'den Aşık Veysel'e, Tevfik Fikret'ten Necip Fazıl'a, Sait Faik'ten Fazıl Hüsnü'ye... kadar yüzlerce yılın ürünleri listelenmeli yıllara bölünerek seviye gruplarına sunulmalıdır. Türkiye bu imkanlara sahiptir, her ne kadar çocuğuna defter alamayacak kadar fakir aileler olsa da ilkokula yeni başlayan çocuğuna sadece o yıl için onbinlerce lira harcama yapanlar vardır. Bu fakir-zengin yakınlaşma ve yardımlaşması mutlaka kurulur. Hangi zengin, düzenli bir iletişimle birkaç fakir çocuğun eğitim masraflarını üstlenmez ki? Yeter ki siz güfteyi ve besteyi ortaya koyan...
Çocuklar ve gençler edebi metinleri okuyarak, anlatarak, mükemmel bir telaffuz eğitiminden geçerek Türkçe düşünmenin ve hissetmenin tadına vardıklarında yabancı dil öğrenmek de problem olmayacaktır. Üstelik zekaca güçlüler ve iddialılar dışında herkesin yabancı dil öğrenmesi gerekmez. Amerika'da acaba ne kadar insan İngilizce dışında bir ikinci dilin derdindedir? Ya biz ne haldeyiz? Şaşkın ördekler misali neredeyse ilkokullarda İngilizce öğretim isteyecek durumlara düştük. Bir milleti dilinden uzaklaştırmak için bundan ala oyun mu olur? Kültür ve eğitim cephelerine sürüldük ve mağlup olduk. Kurtulmak ve yaraları sarıp doğrulmak için yol birdir. Kendi kültürümüze, edebiyatımıza dönmek...
Kendini bilenler pişman olmaz. Öğretmenlerimize rica ediyoruz: lütfen çocukları testler içinde boğmasınlar. Ezbere bilgilerle bunaltmasınlar. Hayat neşesi aşılayan, kişiliğini güçlendiren, insan sevgisi öğreten, vatan ve millet duygusunu besleyen, aileye, devlete bağlayan, bilime yöneltici güzel metinler okutsunlar, okullarda anlattırsınlar. Bizim edebiyatımız dünyanın en zengin edebiyatıdır. Yerine göre tercüme parçalarla da insani güzellikler yayılabilir.
Yıllar var ki, Türkçe ve edebiyat dersleri, ana dil zevki ve bilinci kazandıramıyor. Artık hafızalarda mısralar ve edebi hatıralar taşınmıyor. Olgunluk yaşlarındaki kimseler arasında, -kökü liselerde atılmış- edebi metinlere göndermeler yapan sohbetler kalmamıştır. "Bir edebiyat hocamız vardı ki..." diye başlayan, Gökyay ve Çamlıbel gibi ünlüleri düşündüren değerde kimselerden pek söz açılmamaktadır. Yüksek seviyede edebi parçalara alışılmadığı, zengin anlamlı ve sanatlı sözler hafızalara alınmadığı için konuşmaya, yazmaya da dikkat edilmemektedir. Biraz düzgün ifadesi olanlar ise "edebiyat yapma" diye adeta suçlanmaktadır. Bu sevimsiz tablo değişmelidir.İşin temelinde "Dil yaresi" vardır. Yerinde çözülmelidir. Söz inceliği, edebiyatla olur. Seçilmiş edebi metinlerin okunduğu, anlatıldığı, özetlendiği bir Türkçe eğitim seferberliği başlamalıdır.
Matematik öğrenmek için bir yılda en az bin problem çözmek kafanın gelişmesi için nasıl gerekliyse dil ve zeka gelişimi için de yılda en az yüz kitap okumak, anlatır-yazar hale gelmek kaçınılmazdır...Türkçe, edebiyat ve tarih öğretmenleri arkadaşlarım. Siz zaten gerçeği biliyorsunuz. Haydi önümüzdeki dönemden başlayarak çocuklarımıza kitap okutalım, birileri ödev vermeyin deseler de.
Dil ve Edebiyat Eğitiminde Satır Başları...
Eğitim sistemimiz, kendine çeki düzen veremediği, yenilikle geleneği uzlaştıramadığı için bir türlü özlenen hedeflere varılamamıştır. Halbuki dünden gelen doğrularla bugün ulaşılan modern imkanlar birleştiğinde çok verimli ve her nesli memnun edecek üslupta bir eğitim hareketi geliştirilebilir.Bize göre, böyle bir uzlaşmanın temelinde dil ve edebiyat eğitimi bulunmalıdır. Niçin öyledir? Çünkü, insan yavrusunun dili dönmeye başladığı bir yaşından itibaren kişilik gelişmesi, kişilik olmaya doğru yönelmesi ancak özüyle sözünü bir yapacak tavırlar almasına bağlıdır.
Özüyle sözü bir olmayan, ağzından çıkanı kulağı duymayanlardan az mı canımız yanmıştır? Yaşamak, biraz da kendini bilmek, haddini bilmek, sözünü bilmek sanatıdır.
Bu gerçeği gençlere, nerede kimlerin rehberliğinde ve nasıl öğreteceksiniz?Cevaplar bellidir ama marifet uygulamada. Aileden başlarsınız, okul ve çevre eğitimi dersiniz yazılı ve sözlü iletişim araçlarını sorumlu tutarsanız, olur, biter...Fakat mesele, mutlaka takip gerektiren meyveleri sürekli alınır hale gelene kadar peşine düşülecek önem ve ciddiyettedir.
İnsan, diliyle vardır, yani söyledikleri ve yazdıklarıyla. Hükmü, beyana göre verirler. Gerçi dili gönlünün ve aklının aynası olmayan hayatı söylediğine uymayan çok kimse vardır ama biz ideal doğruyu arıyoruz.
Güzel söz, güzel yazı, dinleyeni ve okuyanı da zamanla güzelleştirir, tomurcuktan meyveye giderken insan ağacını fidan çağında gerektiği gibi kollamaz isek çalılar, dikenler, buruk yabani meyveler karşısında şaşa kalırız...Güzelim Türkçe, zümrüt ormanlarımız gibi mevsimden mevsime tutuşup küle dönerken edebiyat ve sanat sahaları renklerini kaybetmekte, sadelik sululuğa dönerken, en az bin yılda kazanılan üslup kıvamı gitgide kaybolmaktadır.
Neler yapılmalı?
Türkçeyi güzel kullanma özeni daima canlı tutulmalı, gündemden düşmemeli. Gündelik para ve borsa nasıl önemli ise ana dilin de değer kaybının o nisbette önem taşıdığına insanlarımız inandırılmalı.Her görev okula bırakılmamalı, çok erken çağlardan başlayarak bilhassa radyo-TV yoluyla atasözleri, masallar, hikayeler, fıkralar, oyunlu bir güzellikle verilmeli, çocuklarımızda ibret duygusunu besleyici kelime dağarcığını zenginleştirici bir rol oynamalıdır.Bitmeyen ve bitmeyecek olan okul mevsimiyle birlikte yine şiirle, türküyle, şarkıyla dolu Türkçe, çiçeklenmelidir. Çocuklara şiirler ezberletilmeli, masallar anlattırılmalı, daima şen-şatır bir tablo içinde onun ruhunda insani değerler geliştirici bir anlayışla hareket edilmelidir.
İlk öğretimin 8 yılı içinde, yani lise öncesi ana dil eğitiminde neler yapılmaz? Bugün liseye başlayanların Türkçedeki fakirlikleri düşünülürse nelere kıyıldığı gayet kolay anlaşılır.
Eğitimin kodamanları bilmezler mi ki testle ana dil öğrenilmez. Bu güzel çağlar bir daha ele geçmez, çocuk elde iken her şekil verilir de ele avuca sığmaz hale gelince bir şey öğretemezsiniz zira o her şeyi bilirim sanır ve kendisine edilen kötülüğün acısını çıkarır... Çünkü güzel Türkçe zevki alınamayan yerde argo, taklit ve kabalık vardır.
Lise öncesindeki 10 yıla yakın dönemde çocuklara yıldan yıla kaç kelimelik bir sözlük kazandırılacağı hesap edilebilir. İlk yıldan itibaren giderek artan, nüans kazanan kelimeler 100'den 3-4 binlere çıkarılırsa lisede sayı iki misline ulaştırılabilir. Nasıl? Düşünme ve çalışma yeteneği artırılarak!
Türk ve dünya klasiklerine uzanan 10,20,30,100,1000 kitaplık hedefler konularak, gençlere kendi seçimleriyle kitap okumadan zihnin gelişemeyeceği, ufuklu insanın okuyan ve özgür yorum yapabilen birey olduğu anlatılmalıdır.Liseyi bitirmiş her gencin ezberinde 12 yılın birikimi en az 100 güzel şiir olmalı. Her yıla kaç şiir düşer biliyor musunuz? 8-9 . İki yılda bir şiir ezberlenemez mi ? Ne faydası mı var? Zihni beslenir, zevkleri gelişir ve nüanslara alışır.Bir kere seviyesi yükselmiştir. Kelime dağarcığı zenginleşmiştir.
Bırakılırlar mı dili ve edebiyatı bu çıkmazlarda? Bu hallere kendi hatalarımızla düştük yine hep birlikte konuşarak, yazarak yetkililere ulaşıp inandıracağız.
Bir toplum, kişilik sahibi insanlarla ayakta durur. Hayatının gayesini bilen, düşüncelerini yaşayan, şartların gerektirdiği tarzda kendine çekidüzen veren, gelişmeler karşısında yeni tavırlar alabilen kimse şahsiyetlidir. Kendini geliştirme işi, bir eğitim ve irade meselesidir. Erken yaşlarda, aileden başlayarak, ele alınması gereken ciddi ve bilinçli bir karakter geliştirme işi, milletimiz için son zamanlarda çok önemli hale gelmiştir.Demokrasinin nimetlerinden faydalanırken herkesin dilediğini yapamayacağını, görgü diye bir ölçü olduğu gerçeği, evlerde ve okulda, bilhassa basın-yayın vasıtalarında beklenilen seviyede öğretilememektedir. Hatta bazı hallerde, yetişmekte olanlara zararlı telkinler, karakteri aşındırıcı yayınlar sanki sinsi bir plan içinde sürdürülmektedir.
İnsanların bir kısmı konuşmayı ve dinlemeyi bilmemektedir. Çabuk kızmakta, kavgaya hazır bir asap bozukluğu içinde, üstelik kendi halini ve yanlışlarını bile kabul etmemek gibi bir ısrar ve inat ile uzlaşma, anlaşma kapılarını kilitlemektedir. Halbuki medeni insanlar; kültürleri ve kabiliyetleri nisbetinde çevre edinirler, atılım yaparlar, bilgi ve tecrübelerini artırırlar, ufuklarını açarlar. Dar görüşlü kimseler ise kendi kabuklarına kapanır, yeni imkanlara doğru yönelmezler. Her tanışmanın, görüşmenin, konuşmanın, dinlemenin anlamanın uyanık bir zeka için ne büyük bir nimet olduğu insanlık tarihinin en iyi bildiği gerçektir.
Kişilik Eğitimi Önce Dille Yapılır...
"İnsanlar, kimleri dinlemekten hoşlanır yahut kimlerin konuşmaları dinlenmeğe değer?" diye sorular yönelttiğimizde alacağınız cevaplar aşağı yukarı bellidir: Güzel konuşmaları, hoş sohbet olanları, yani tatlı dilli, güler yüzlüleri, anlattığı dinlenenleri, konuşurken öğreten ve hissettirmeden hayat dersi verenleri...
İyi düşünen adamlar, zamanla iyi anlatabilen insanlar olurlar. İlim irfan sahibi kimseler, bu birikimlerini yazarak veya konuşarak (sohbetlerle) ortaya koyarlar.Toplumda ne konuştuğunun farkında bile olmayan, hatta bazen güya özür diler tarzda "Ben ne söylediğimi biliyor muyum?" diyecek kadar acemilik gösterenler bir çok belaların dilden geldiğini bilmiyorlarsa öğretmek lazımdır. Fakat dinleyenlerin de bunlara karşı cevapları aynı cinsten olmamalı. Belki de susmayı gerektirecek ölçüde manalı, derin bir konuşma tarzı daha etkili olabilir. Bazan susmak en tesirli ve zararsız bir cevaptır. Karşı tarafa düşünme zamanı kazandıran ve yatıştıran bir anlayıştır.
En küçük yaşlardan itibaren çocuğa hangi durumlarda nasıl konuşulacağını öğreten iyi yetişmiş, gelenekten sağlam gelmiş anne-babalar ne yapacağını bilen insanlardır. Erken yaşlarda, sabırlı bir dikkatle açık vermemeye çalışarak çocuklara ve gençlere ailede telkinler okulda da devam ettirilirse kabalık, yüzsüzlük, saygısızlık toplum için problem haline gelmez.
Bilinen fakat neden ciddiye alınmadığı için can sıkıcı hale gelen hayatımızdaki görgüsüzlük manzaralarını giderme yollarını bulmak, o davranışları yeniden bilinir ve zevkle yaşanır hale getirmek zorundayız.
Modalar, insanlar ve gençler üzerinde çok etkilidir. Bu televizyon ve internet çağında nezaketi ve güzel davranışları ısrarla gündeme getirmek gerekir. Atalarımız "Kıratın ya huyundan ya suyundan... Körle yatan şaşı kalkar... Üzüm üzüme baka baka kararır... Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim..." gibi son derece isabetli sözleri asırların öğrettikleriyle bize bıraktılar. Biz bu sözlerin gereğini yerine getiremezsek şikayete hakkımız olur mu?
Dili kullanma, bir mantık işidir. Mantığı çalışmayan düzgün konuşamaz. Sinirleri sağlam olmayan anlamlı cümleler kuramaz. Kelimeler arasındaki incelikleri bilmeyen edebi sanat zevki olmayan nükteden, latifeden, sitemden, iltifattan, tevazudan... anlamaz. O halde evde, okulda ve çevrede, söz güzelliğini yayıcı tedbirler alınmalıdır. Ana-babalar, çocuklar, arkadaşlar, dostlar, akrabalar... yeniden bir nezaket seferberliği başlatmalıdırlar. Hayatımıza arsızca giren argoyu ve seviyesiz Anglo-Amerikan tavır ve edayı kovmak için ne lazımsa yapılmalıdır.
Prensipler ve çareler şöyle sıralanabilir:
Türk insanı güzeldir, güzel davranır, güzel konuşur. İncitici, asabi kaba kelimeler kullanmaz. Okumuş, yazmış yetişkinler kadar, tahsiline devam edenler de söz ve davranışında dikkatli olmayı kişiliğin vazgeçilmez bir parçası saymalıdır. Beyefendi, hanımefendi olmak ucuz birer sıfat değil, emek gerektiren insanı değerli yapan, yücelten özelliklerdir, nezakete özenilmelidir. Türkçeyi güzel kullanan genç veya yetişkin, aynı zamanda okuyan insandır. Gitgide bilgi ufkunu açan kimsedir. İnsan; dilinin ardında gizlidir, az söyler çok dinler,düşünmeden konuşmaz, anlamadan cevap vermez, öfkeyle konuşmanın zararından korunmayı bilir,ağız dalaşına girmez,dilden açılan yaraların zor iyileşeceğini unutmaz.
Sözün özü; kişilik eğitiminin temelinde dil vardır. Türkçe ve edebiyat öğretmenlerinin çok iyi yetiştirilmeleri şarttır.Biz böyle değildik, bize bir haller oldu! Küçüklerimiz ve büyüklerimiz konuşmayı ve yazmayı bilmiyorlar. Biraz daha gecikirsek bu topraklar üzerinde dünyanın en büyük medeniyetini kuran, en zarif insanların yaşadığını anlatmak imkansız hale gelecektir. Çünkü görgüsüz torunların asil ve kibar dedelere varis olduğuna kimse inanmayacaktır.