KURTARICINI VE EN BÜYÜK EVLADINI KAYBETTİN? Türk Milleti Sen Sağ Ol!
11 İkinciteşrin Cuma 1938 tarihli Ulus Gazetesinin manşeti bu şekildeydi. Başyazarlarından F. R. Atay ilk sayfada yayınlanan makalesinde ?Aylardan beri on yedi milyon onun başucunda bu faciayı geciktirmek için çırpındı durdu. Ömrümüzün ve Türk tarihinin en acı yasını tutmak talihsizliği bize düştü. Halk en büyük Türk kahramanını, ordu en büyük Türk başbuğunu, tarih en büyük Türk´ü ve asrımızın en büyük insanını kaybetti. İşte onsuz kaldık. Onsuz.. fakat ona bin kere verdiğimiz tek namus sözüyle kaldık: Eserini ve davasını korumak ve yükseltmek! Bugün ona ağlayıp yanmak için tek bir kalbiz; yarın onun eserini ve davasını müdafaa etmek için bir tek irade gibi kaynaşacağız? diyordu.
10 İkinciteşrin Perşembe 1938 tarihli Resmi Tebliğde de Reisicümhur Atatürk´ün umumi hallerindeki vahamet dün gece saat 24 te neşredilen tebliğden hemen sonra artarak bugün 10 İkinci teşrin 1938 Perşembe sabahı saat dokuzu beş geçe Büyük Şefimiz derin bir koma içinde terkihayat etmişlerdir.? satırları yer aldı.
19 İkinciteşrin Cumartesi 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi ise ?Elveda Büyük Atatürk? manşetiyle çıktı. İstanbul bugün gözyaşları içinde Atasını Ankara´ya teşyi ediyor, Yavuz zırhlısı bu sabah aziz naaşı hamilen limanımızdan ayrılacak haberini verdi. Yazarlarından Peyami Safa Gidiyorsun başlıklı yazısında ?hıçkırıktan boğuluyoruz. Gidiyorsun. Bir daha gelmeyeceksin. Marmara solgun. Gölgeler çürüyor. Florya, uzakta, sensiz ve sesiz, mahzun ve harap, Gidiyorsun. Seni her birimiz içimizde, her gün gözlerimiz dalarak bekleyeceğiz ve içimizde istikbal edeceğiz. Ölüm seni bizden almadı, seni derinleştirdi, içimizin köklerine sımsıkı saracak kadar derinleştirdi. İşte o kadar. Değil mi?, Atatürk? İşte o kadar? diye yazıyordu.
Onun gidişinden üzerinden 79 yıl geçti. Yine bir On Kasım yaşıyor ve aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Bu yıl ki törenler sanki daha bir çoşkulu Bu yıllar geçtikçe eksilmeyen sevgi ve saygının sebebi onun ülkesi için yaptıklarıdır. Ne yaptı ki diye soranlara cevaben nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama şöyle bir cevabım olacak . Atatürk son günlerinde Dolmabahçe sarayının kendine tahsis edilen bölümünde geçirmiştir. İşte burada bulunan salonun duvarına bir makbuzu çerçeveletip astırır. Ziyaretine gelen yabancı misafirlerden biri resmi görür ve ne olduğunu sorar. Atatürk açıklar. İstanbul´un işgal günlerinde yabancı bir subay tarafından son halife ve veliaht Abdülmecit Efendinin arabası durdurulur, bekletilir ve bir trafik cezası kesilir. İşte bu ceza makbuzu budur. İslam´ın halifesinin ve veliahttın yolu kesiliyor, dakikalarca bekletiliyor ve ceza kesiliyor; memleketin içine düştüğü hali hiç unutturmamak için bu resmi astırdığını anlatıyor.
En büyük eserim dediği Cumhuriyetin bütün günahlarını haksızlık yapılarak Atatürk´e isnat etmek günümüzün en geçerli siyaset aracı olmuştur. Cumhuriyetimizi daha demokratik yapamadıysak, hukukun üstünlüğünü tesis edemediysek bunun müsebbibi Atatürk müdür? Ne Mutlu Türküm diyene ilkesiyle tüm vatandaşları kucaklayan bir anlayışı bu gün bile bölen bir anlayış sanan güruhlar mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti´nin kurucu Anayasası olan 1924 Anayasası 88. Madde ? Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur? demiştir. Aynı düşünceyle 1961 Anayasasında da ?Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk´tür denmiştir. ?Vatandaşlık? bir hukuki bağ olarak tanımlanmış din, ırk, milliyet gibi kültürel ve etnik özellikler ile ilgili hukuki bağ olarak yer almamış Türk vatandaşlığı eşitlik ilkesine dayandırılarak, Anayasamızın 10. Maddesinde ?Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir? ilkesi benimsenmiştir. İnsan haklarına sığınan fakat asıl amaçları bu ülkeyi bölmek olanların aslında vatandaşlık anlamında bahaneleri yoktur. Bu ülkeye ihanet edenler dış güçlerle işbirliği halinde olanlar çıkardıkları ayaklanmalarla genç cumhuriyeti uğraştırdıkları gibi bu günde aynı ihanetin içindedirler ve Atatürk düşmanlığında başta gelirler.
Laiklik ilkesini, din ve inançların serbestçe yaşamalarını engelleyen uygulamalar yasaklar şeklinde tanımlayan başka bir güruhta düşmanlıkta geri kalmaz. Bir imparatorluktan milli bir devlete geçerken o günün şartlarında kraldan çok kralcıların bir takım yanlış icraatlar yapması mümkündür. Peki bunca zamandır bunu niye düzeltemedik. Üstelik anayasamızda var olmasına rağmen herkes din, mezhep bakımından kanun önünde eşittir denmesine rağmen... 15 Temmuzda yaşananlar bu konuda herkese ders verecek niteliktedir. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.
Milletinin tarihine, diline ve inancına sahip çıkan onu bir karış toprağa hapsetmek isteyen Sevr gibi bir badireden çıkışına önderlik eden , onlara Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur diyen Büyük Türk Milliyetçisini saygıyla anıyoruz. Ruhun Şad Mekanın Cennet Olsun?