[email protected]

"KOYUN KURD İLE GEZERDİ, FİKİR BAŞKA BAŞK'OLMASA" Prof. Dr. M.Mehdi ERGÜZEL Adalet, hakkı gözetmektir, herkese hakkını "alnının teri kurumadan" vermektir. İnsanlık tarihi belki de adalet arayışının tarihidir. Adalet; insaftır, merhamettir, haddi aşmamaktır. Adalet, herkese yakışır. En çok da kendisine hükmetme mesuliyeti verilenlere."Adl ü dad eylemek", kusurların tecziyesinde aftan yana temayül göstermektir. Kimine göre adalet, bir hayaldir. Ama insanlık, asırlardır bu hayal güzelin ardı sıra koşmaktadır. Ve her ne hikmetse adalet talipleri bu hayal kuşun kanatları altında huzur bulacağı ümidi ile koştururken bazan kendini adalet diye vahşi bir atmacanın pençeleri arasında bulmaktadır. Sözlüklerde "adl ve adalet" kavramlarının "doğruluk, hakka riayetkarlık, haklılık, denklik, müsavilik, ölçülü, orta halli, dürüst, tam.olmak" gibi birbirini çağıran ve biri diğerini nüanslarla destekleyen manalarının yanı sıra Arapça türevlerinden dilimize kısmen girmiş benzerlerinde edebi güzellikler taşıyan mana renkleri de vardır. Kelime, Farsçasıyla birlikte "adl ü dad" olur, İlahi kaynaktan nişan verir, "A'del / en adaletli" yi aratır, "dad-aferin" veya "dadar" ile Tanrı'yı hatırlatır. "Hakk" sözü, doğruluk ve adaletten başka nedir ? Fakat kelimenin en güzel türevlerinden biri, bize Peygamberimizin vasıflarını düşündüren "i'tidal ve mu'tedil" dir. Dengeli, mutavassıt insan, "i'tidal üzre" sükunete ermiş, durulmuş, "kendi nefsinde dahi icra-yı adalet eylemiş", aşırılıklardan korunmuş, mülayim kimsedir. Ecdadımızın hikmetli söz söyleme merakı çok eskilere gider. İslam'dan önceki Türklerin hayatında da bilgelik makbuldür. "Oğuz'un tamam bilicisi Dede Korkut"tan önceki devirlerde destani Kağan'ın veziri Uluğ Türk ile Köktürk'ün Bilge Kağan'ının ak sakallı danışmanı Bilge Tonyukuk, hep birer hikmet erbabı, töreli düzenin yorumcu ve uygulayıcıları idiler. O devirlerde adaleti töre temsil eder. Hayat, töre üzre kuruludur. Törede "sıra ve saygı" esastır..İslam'la birlikte Türkler, asırlarca açıldıkları yeni coğrafyalarda tesis ettikleri devletleri töre ve şeriat üzre bina ettikleri gibi halkın hayatı da kutsiyet atfedilen "törelenmiş / milli rengine boyanmış" bir istikamette akıp gitmektedir. Hükümdar; "şah-ı adil, sultan-ı adil, sahipkıran-ı adil, padişah-ı dad-güster, adalette bi-nazir, ma'deletin nuru, ma'delet-perver."dir. Onun adlinde "cihan asude, ebr-i adalet memleket semalarına saye salmış, i'tidal-i mah-ı nisan üzre tabib-i adl" vazifesini mazlumlar için icra etmektedir.Padişah, mücessem bir adalet timsalidir. Onun adaletiyle cihan donanır, ahd-i adlinde "ma'deletin nuru" parlar, devr-i adli ebedi bir bahara döner, her yer, "gülzar-ı ma'delet" olur, adalet rüzgarı insaf u adl ile eser.Sırr-ı adalet, hükümdarın elindedir, memleketteki huzur onun adlinin eseridir.. Klasik şiirimizde, başta hükümdar olmak üzere sadrazam, vezir ve paşalar; değişik vesilelerle kendilerine sunulan şiirlerde "adil" olmalarıyla övülmüşler; insaf, merhamet ve ihsan kaynağı sayılmışlardır. Fuzuli' nin şu beytinde "adalet", hükümdarın gücünü temsil eder : "Ateş-i bidad ile alem yanar, ger kılmasa / Adlini şayi gezip her dem yedi kişver, saba." Şaire göre onun adli olmasa, zulüm yangını alemi sarar. O yüzden hüküm sahipleri için adaletli olmak, ibadettir ve karşılığını yalnız Allah verir : "Adl bir makbul ta'attir ki kalmaz ecrsiz / Adilin elbette kadrin artırır Perverdigar" Hükümdarın adaletine herkes muhtaçtır. Adil bir şah, her zaman "ruh-ı Resul" ü şadman eyler, "öyle şahların tıyneti, mayası "insaf u adl ile muhammerdir", yoğrulmuştur..Eğer zulme tevessül eden olursa "adaletin kılıcı" yetişir Necati' nin mısralarında : "Devr-i felek ki arpa kadar zulme meyl ide / Dest-i adaletin sala çak, Kehkeşan'a tig.." Çünkü adil bir hükümdar olmazsa, adaletin çiğnendiği bir dünyada yaşanılamaz.: "Eşiğinden erişir aleme adl ile nizam / Yoksa zulm ile yıkardı kamu dünyayı felek" Adil bir şahın zamanında "zulm ü sitem" karanlığı olmaz, adlin esası sağlam ise " zulmün evi harab olur." Adalet, efsanevi Simurg'un muhteşem kanadı gibi yeryüzünü kaplar ve korur. Eğer devlet adamı adalet üzre yürürse Necati'nin dilinde ezel ve ebed boyunca bütün inananların duaları onunla birliktedir. "Yevm-i din / Mahşer günü" ne kadar adil devlet adamının adı baki kalır : "Husreva, bir yol tutupdursun ki adl ü dad ile / Hep senünledür dua-yı evvelin ü ahirin" Necati' ye göre Osmanlı ülkesinin şahı olacak zat, Hz. Ali cömertliğinde olduğu gibi adalette de Hz. Ömer'den nişan verir : "Osmanoğullarında sen ey Şah-ı muhterem / Cud-ı Ali- alemsin u adl-i Ömer-nişan" ... Ve şair adaleti, halkın huzuru için onların üzerine gerilmiş bir gölge gibi görür : "Saye-i adlin ile halk-ı cihan asude / Maye-i bezlin ile ehl-i zamane hoş-hal" Feleğin bozulan mizacını adalet ıslah eder, zulüm geceleri, "subh-ı adl" ile aydınlanır. Nef'i'nin mısralarında adalet, memlekette herkes için terbiye edici, yola getiricidir ki mısra-ı berceste kuvvetinde söylenmiştir : "Her memleket ki adli, mürebbi ola ona." Adaletin olduğu yerde, düşmanlar dost, rakipler birbirine mihman olur. Öyle bir şahın zaman-ı adlinde işler yolundadır, sanırsın ki Mehdi zamanı gelmiştir : "Ne şeh, İskender-i Yusuf-şiyem Mehdi-i İsa-dem ki Adliyle zaman, nazende ; alem, naz-perverdir" Öyle bir şah, oturduğu makama şeref verir, adalet üzre yaşattığı ülkenin insanları için adeta bir ibadet vecdi içinde görevini tahsil eder gibidir : "Saadetle şeref verip serir-i devlete her gün / Adaletle ibadet ecrini tahsil eder her dem" "Adl ü dad ile" alem mesrur ve memnun olur. Şayet şah, adl ile hükmederse, muhalif rüzgarlar esse bile düzen bozulmaz : "İ'tidal istese ger adli, umur-ı dehre ; veremez bad-ı hazan, revnak-ı gülzare halel" Ecdadın hayat binasında ölçüler sağlam konulmuş. Devrinin Sultanüşşuarası Baki, "din ü devlet mülk ü millet" binasının hükümdar için ölçülerini hatırlatıyor : "Adl ü dad -ı Ömer u sıdk u safa-yı Sıddik / İlm ü irfan-ı Ali hilm ü haya-yı Osman" İşte bu vasıflarla müzeyyen olanlar şerefle karşılanır : "Şad olun kim padişah-ı dad-güsterdir gelen / Husrev-i adil, şehenşah-ı muzafferdir gelen" Onlar; Kanuni' dir, Süleyman'dır, Selim'dir, onların devrinde cihan asudedir, asayiş ber-kemaldir, zaman emn ü eman üzredir: "Alemi gül gibi handan etti devr-i devleti / Ahd-i adli, i'tidal-i mah-ı nisan eyledi" Adaletli idareleriyle dünyayı aydın eyleyenler için dua kapıları açıktır . "Duamız oldur ey Baki, hatadan saklasın Bari, Hüdavend-i cihan, sultan-ı adil, Şeh Süleyman' ı" Hülasa; her devrin Süleyman'ı vardır. Yeter ki adl eyleye, gaflete düşmeye . Zira, Ziya Paşa dilince; "Zalim yine bir zulme giriftar olur ahir / Elbette ev yıkanın hanesi olur viran." denilmiştir ki ibret alına, her türlü adaletsizlikten milletimizle birlikte mazlum ve masum insanlığı Allah koruya.Mehmet Akif merhumun adaletin tecellisi yolundaki şu beyitte ifadesini bulan hükmü de hatırdan uzak kalmaya : "Kenar-ı Dicle'de bir kurt kapsa bir koyunu, / Gider adl-i İlahi, Ömer'den sorar onu."