Prof. Dr. Mehdi Ergüzel

"A be kızan ilin nere? Nerden kök saldın bu yere ? Hangi ırmak hangi dere ? Tuna boyu Tuna boyu Tuna akar koyu koyu." Fırat KIZILTUĞ Fırat Bey, Bayburtludur. Dede Korkut'un torunlarındandır. Çocukluğunun bir kısmı da Tokat'ın Yeşilırmak kıyısındaki şirin ilçelerinden Turhal'da geçmiştir. Ondan 20 sene kadar sonra aynı öğretmenin, Halil Çubuklusu'nun rahle-i tedrisinden geçmek, ilk müşterek taraflarımızdan biri olmuştur. Kendisiyle tanıştığımız 1985'ten bu zamana kadar geçen 35 yıl zarfında ben, onunla aşinalığın kazandırdıkları ile hayata daha da renkli bakan bir adam oldum.Kendisi, sadece 25 yıl kadar önce emekli olduğu, 1976'da büyük mücadeleler sonunda kurulan Devlet Türk Musikisi Korosunda uzun yıllar viyolonsel sanatçısı olmakla kalmayıp, milli kültür ve edebiyatımıza zengin bakışları olan, okuyan, yazan, çalışkan bir fikir adamı, şair-yazar ve bestekardır da. 1985'in Ekim sonları olmalı... Türk Edebiyatı Vakfı'nın Yeşilay'daki binasında gelenekleşmiş hale gelen "Çarşamba Sohbetleri" nden birinin davetlisi de oydu. Baktım; kürsüdeki adam, daha önce tanımadığım biri; siyah dalgalı saçları, sempatik çehresi , elinde bir lavta ile heyecanını kontrol etmeye çalışarak konuşmasını takdime hazırlanıyor. Dinledik. Açıldıkça açıldı, kendisini memnun eden sorulara cevaplar yetiştirdi. Belli ki ilgi görmek hoşuna gitmişti. Doğrusu ben, lavta denilen müzik aletini ilk defa o akşam orada görmüştüm, başlangıçta ciddiye almamış, mandolin gibi bir şey sanmıştım. Halbuki Fırat Bey'e göre, o bir Türk sazıydı ve çocuklarımıza öğretilmeliydi. Sohbet sonrasında lavta ile hepimizin hoşuna giden parçaları sözlü olarak da sundu. Bu bestelerin nicesini kendisinden değişik vesilelerle Vakıf'ta ve başka konserlerde dinleyecektik. Bir müddet sonra Türk'e has, milletimizin ses dünyasına uygun tarzda bestelediği çocuk şarkılarını, yanlış hatırlamıyorsam Esma Özcan(Başbuğ) 'la birlikte yine Vakıf'ta açıklamalı olarak icra ettiler. Bütün parçalar nefisti..Hele "Yağmur Hanım" parçasını hiç unutmadım, sanki hala kulağımda uğuldayıp duruyor. Bu parçalar bence, ülke sınırlarını aşacak güzellikteydi. Ne oldu, neler oldu ki tanınmadı, tanıtılamadı? Bu memlekette olanlara bazen akıl sır ermiyor. Seviyenin de değil ,tanıtma ve reklamın cinnet derekesine indiği bir ülkede olup bitenlere şaşırmamayı öğrenecek kadar tecrübeli değildik. Sanıyordum ki bu parçalar kısa zamanda çocuklarımızın dillerinde şenlenecek, canlanacak, yayılacak.Heyhat, hatıra oldular.. Sonraki aylarda Fırat Bey'le Vakıf'ta daha sık görüşmeye başladık 5-6 yıl sonra da eve dönüş saatlerinde neşeli vapur sohbetlerimiz devam etti. Bu arada kendisinin Özbek şairi Cemal Kamal ile bir nazireleşmesini okuduk. "Bir dane bir dane" redifli şiirleşme, edebiyatseverlerin ilgisini topladı..Türk Edebiyatı dergisinde de muntazaman şiirleri neşredilmeye başlamıştı. Bu eserler rahmetli Kabaklı Hoca'nın hoşuna gidiyor, kendisini teşvik ediyor " Fırat Bey'in şiirini de unutmayalım, çocuklar.." tarzında hatırlatmalarla, çoğumuz için yaptığı gibi, sahipleniyor, destek veriyordu.. 1987 veya 88 yılı Ramazan'ı olabilir. Kendisiyle yine Vakıf'ta sohbet ediyoruz. Bir vesile ile kendisine, Rahmetli babalığımla misafir olduğumuz Kocaeli'nin Körfez ilçesi civarındaki bir hemşehrimizin evindeki beni çok duygulandıran iftar hatıramı anlatmıştım. Can kulağıyla dinlemişti. Bir iki hafta sonra mütebessim bir çehre ile "Gel Mehdi" dedi, "Sana bir sürprizim var.." "Allah Allah.." demeye kalmadan elime bir kağıt uzattı, baktım, bir şiir ama başlık altında bir ithaf : -Mehdi Ergüzel'e-.Kimin hoşuna gitmez ? Niçin olduğunu anlayamadan şiirin adıyla birlikte mısralar akmaya başladı : TUNA BOYU.."A be kızan ilin nere / Nerden kök saldın bu yere / Hangi ırmak hangi dere ? / Tuna boyu Tuna boyu / Tuna, silkin aç uykuyu." Şiiri, ancak 15 yıl sonra kıyılarında gözyaşı döktüğüm Tuna'nın derin ve asil sularını hayal ederek bir kere daha okudum. Çok duygulanmıştım. Bir hatıraya istinaden bana, hakiki bir şair-sanatçı tarafından ilk defa şiir ithaf ediliyordu. Eser beğenildi ve dergide de yayınlandı. Bir müddet sonra Rahmetli bestecilerimizden yine bir Rumeli çocuğu olan İrfan Doğrusöz'ün bu şiiri bestelediğini yine bizzat Fırat Bey'in icrasıyla öğrenince "çift katlı kaymaklı kadayıf" misali, hem Türk edebiyatı ithaf tarihine, hem de Türk müziği arşivine bir mim konulmuş oldu. Bu inceliği ve hassasiyeti dolayısiyle Fırat Bey'le olan aşinalığımız; samimiyet, vefa, minnet, sevgi ve saygılarla halelendi, bu günlere geldi. Sakarya Üniversitesi'nde 2000'den itibaren 10 yıl boyunca düzenlediğimiz "Esentepe Şiir Akşamları" nın zannediyorum ki 2005' deki şeref misafiri oydu, o gün ileri saatlere kadar öğrencilerimize ve diğer davetlilere, müzikli şiir dolu bir ziyafet yaşattı. İstanbul'a beraber döndük. İlgiden kendisi de memnun kaldı. Sanatçıların serveti bu..Karın doyurmuyor ama manevi gıdasını ancak erbabı biliyor. Fırat Kızıltuğ, şair ve besteci, icracı ve hoca olmasının yanısıra usta bir nasirdir. Heccavlığı erbabınca malumdur. Türk musikisinin besteleniş hikayelerini ve güftelerin şiiriyeti ile muhteva esbabına dair yazdıklarının bir kısmı dergilerde yayınlandı, bir kısmı da toplanıp birkaç kitap haline geldi. Bunları okumamış bir musiki ve edebiyat müntesibinin nelerden mahrum kalacağını hatırlatmak zorundayım. Fırat Bey, memleketin güzelliklerine, seslerine, eserlerine meftun olarak ailesiyle birlikte sağlıkla devamını dilediğimiz mesut hayatını yaşayıp gidiyor. Yaşını göstermeyen bir neşe, asalet ve nezaketle eser vermeye devam ediyor. Okuyor, yazıyor, anlatıyor, besteliyor. Avrupa görmüş bir adamdır. Batı müziği otoritelerinden ders tahsil etmiştir. Çok sevdiği Azerbaycan'dan başlayarak Türk dünyasını tanımış, gezmiş, oralardan sanatçı dostlar edinmiştir. Osmanlı yazısı bilir, okur ve bizi kendisine imrendirir. Eski kitaplarını sadece koklatır. Farklı semtlerde oturmayı sever. Ancak neden sonra taşındığını veya bir iki yıldır Antalya'da olduğunu ve tekrar ilk ve son göz ağrısı İstanbul'a Turani mavi gemilerle döndüğünü öğrenirsiniz. Onun nazarında "Dünyada iki millet vardır: Türkler ve başkaları."Sanki bir diğer milletin çocuğuna sorsak, şuurlu bir vatansever ise farklı bir düşüncesi mi olacaktır. Bu hakikati anlamayan enternasyonalist milliyet fukaralarına ne demeli bilmem ki ? Fırat Bey'in milliyetçiliği, siyasi gruplaşmaların üzerinde fikri temelleri olan Türkçü-Turani istikametlerde, yan yollara sapmadan hayatını sarıp sarmalamıştır. Musiki camiasından gelmekle beraber milli kültür ve edebiyat çevreleriyle yakın münasebeti vardır. Sayılır, sevilir, dinlenir. Ben, tanımakla, sohbetine yakın olmakla müftehir bulunduğum Fırat Bey'in 85. yaşından sonra da nice hayırlı yıllar içinde şiirlerle, bestelerle, yazılarla hayatımıza renk katmaya devam etmesini temenni ve dua etmekteyiz. Tanıdığım meşhurlar arasında Fırat Kızıltuğ'un hafızamda derin, unutulmaz izler bıraktığını söylemeliyim. Tevazuuyla, nezaketiyle, güler yüzüyle, zarif şakalarıyla, ince zevkleriyle, asla kırılmayan, küsmeyen sabr u edasıyla.aramızda mümtaz bir yeri olan Fırat Bey, ailenizle, siz çok yaşayın, efendim!