Prof. Dr.  M.Mehdi ERGÜZEL

İNSAN ve DİL İnsan, kainatın gözbebeğidir. Aşk üzere yaratılmıştır. Evrenin temelinde, özünde, ruhunda sevgi vardır. Sevginin dile getirilmesi için "dil"e ihtiyaç vardır. İlk insana nesnelerin adları öğretilmiştir. Peygamber'e de anlayabileceği bir dille "Oku !" denilmiştir. Evrendeki bütün varlıklar; kendilerine has, dinlenebilecek, anlaşılabilecek, okunabilecek birer dile sahip gibidir. Şairin dediği gibi "Her şey dile gelmiş, bana cananı söyler.." Şairin "Canan" dediği, varlıkların ilk sebebidir, "Sebeplerin Sebebi"dir. Bütün mesele, bilim yoluyla varlıkların dilini çözebilmek, anlayabilmektir. Taş sertliğiyle, su yumuşaklığı ve akışıyla, hava esişi ve hayat verişiyle, toprak rengarenk bereket saçışıyla; hayvanlar, kuşlar, diğer canlı ve cansız nesneler hal dilleriyle her an konuşmaktadır. Ancak insan farklıdır. O alemin sultanıdır; o, imkanlar dünyasının en seçilmiş, özenilmiş, üstün özelliklerle bezenilmiş varlığıdır. Maddeler ve manalar dünyasının kendini ve kendi dışında olup biteni anlayacak, idrak edecek yegane temsilcisidir. Anlamak, düşüncenin çocuğudur ve kelimeye muhtaçtır. Dil, nesneler ve kavramlar evrenine açılan kapının anahtarıdır. Dil anahtarı, kelimelerden yapılmıştır. Kelimeler, bir ömür boyu hafızaya kaydedilir. Hatırlanmak için iradenin gücüne dayanılır. En muhteşem bilgisayar olan insan hafızasındaki kelimelerin açılmadık sırları, zekanın emrindedir. Kelimeler dillendikçe sahibini "vezir de edebilir rezil de..". "İnsan, dilinin altında gizlidir." ve insanın "az sözle çok şey anlatması" beklenmiştir. En kıvamlı varlık olarak, Ademoğlunun "Hikmet" vadilerinden ince anlamlar devşirmesi istenmiştir. Evrenin, kendisinin ve dış alemde olup bitenlerin sebeplerini bilme merakı; bilimin, araştırmanın, öğrenmenin ve öğretmenin de kapılarını aralayınca dil, insanın en yakın yardımcısı olmuş, kelimeler hayatının vazgeçilemez şifreleri haline gelmiştir. Kelimeler olmasaydı belki de "kapılar kilitli, duvarlar sağır" kalacaktı. İnsana kelimelerin sırrı verilmiş. Buna dilbilimciler "dil yetisi" diyorlar. Sadece insanda var olan bu kabiliyet, masalların "açıl susam açıl !" tılsımıdır. Kırkıncı odanın önüne bu sihirli anahtarla gidilir. Çoğu defa kırk birinci kapı zorlanmaz. Zaten açılmayan kapılar, hasreti temsil eder. Önünde bazen "ömürlerdir" durulması makbuldür. Vuslat, kelimelerin ulaşılamaz zirvesinde bir anka kuşunun sırtında olmadıkça hasret neye yarar? Dil bahçesinin dikenleriyle yaralanmadıkça, edebiyat şaheserlerinin kızıl gülleri devşirilmese gam mıdır ? Marifet, dilin gül olmasıdır. Nevai'nin Türkçenin gül bahçelerinde zorluk dikenlerinden çektiği acı, kavuşmanın hasreti ile eşdeğer olabilir. Dil, güldür. Gülü seven, dikenine katlanır. İnsanoğlu dili sevdi. Asırlarca diller bahçesinden sayısız şiirler, hikayeler, masallar, destanlar, romanlar, tiyatrolar, denemeler, neler neler saçıldı insanlık aleminin aklına, zevkine, idrakine, vicdanına ve insan kendisi olmayı en çok dili sayesinde anladı, anlattı ve anlatacak. Çünkü dil, önce insan içindir. İnsan, kendini ve hayatı anlamanın ufkuna dille açılabilir. " Dile benden ne dilersin !" sözünün masalımsı tadında Yunusça " Sözü pişirip diyenin işini sağ eden bir söz" dileyelim. DİL ve DÜŞÜNCE "Dil, düşüncenin evidir." diyor Heideger. Dil olmazsa, düşünce evsiz kalıyor. Evsizlik , yalnızlıktır. Kendini ifadede sahipsiz ve muhatapsız kalmadır. Ev, beden. Ev, içinde yaşayanlar için sığınak, liman. Dil, düşüncenin limanı. Düşünce, engin ufuklara dil limanından açılır. Düşünce , insanın kendisini anlamasının ilk adımı. Kendisini ve kendi dışındakileri.. Anlamak için düşünülür ve çile başlar. " Ben kimim, niçin varım, çevremi saran yakından uzağa insanlar, varlıklar niye vardırlar ?" "Üst üste sorular soru içinde / Akıl olmazların zoru içinde" Sorular bitmez bu varlık aleminde. Aklın bütün meselesi, sorulara cevap getirecek düşünceyi ve onun tabii sonucu olan araştırmayı davet etmektir. Düşünce, her günün sabahı gelir veya günün / gecenin herhangi bir anını şuurlara açarak kendini hatırlatır. Var olmak, düşünmektir. Düşünmemek, yoktur. Varlık, düşündürür ve huzursuz eder. Yunus Emre'nin "Bunca varlık var iken / Gitmez gönül darlığı" deyişi bundandır. Düşünmenin sorumluluğu, sahibini ömür boyu dilini korumaya sevk eder. Dişlerden bir kale içindeki dil, sessizliğini düşünceyle paylaşır. Dil, sahibinin iradeli hükmü altında sessiz ve derinden gider, beyinle kurduğu aşinalığı artırmaya, olgunlaşmaya çalıştıkça az konuşur ve daha ziyade sükutu tercih eder. Dilden gelen belaların acısı, "iki dinleyip bir söyleme"yi öğreteni beri düşünce erbabı "dile düşmemek için" düşünmektedir. Düşünülmeden ağızdan çıkıveren nice hesapsız söz, sahibini perişan eylemiştir. Her akıllıca sözün ardında ise söz sahibinin ince dikkatleri vardır. Sözün doğru olması da yetmez. Sözün güzel olması, kelimelerin iyi seçilmesi, hedefine münasip bir üslupla yönelmesi de beklenir. Akif'in " Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek !" ısrarını doğru kabul etmek zordur. Söz, düşünülerek seçilmiş uygun kelimelerle güzel söylenirse, doğrunun inandırıcı gücü artacaktır. Dil, düşüncenin en yakın müttefikidir. Düşünen bir zeka, uyanık bir şuur, keskin bir irade, açık bir zihin, aydınlık bir hafıza, sağlam bir mantık, insanın dil yolculuğunu gösterişli bir anlayış ve kavrayışlar kervanına çevirir. Hayatı zevkli ve yaşanılır yapan, nasıl akıl ve beden sağlığı içinde medenice bir ömür sürmek ise; dili de sağlıklı kılan, bir düşünce zenginliği, fikir hürriyeti ve hoşgörü esnekliği etrafında kullanılabilmesidir. Düşünme, insanoğlunun en ayırıcı / mümeyyiz vasfıdır. En çok insana yakışmaktadır. Şakımanın bülbüle, kükremenin aslana, kıvrılarak yüzmenin balıklara yakışması gibi.Düşünme bir nimettir, hediyedir. İnsana emanet edilmiştir. İnsanın düşünce emniyeti, güvenirliği diline yansır. Susarak, konuşarak, yazarak, inşa ederek, insan yetiştirerek, bin bir intizam içinde türlü türlü işlerle uğraşarak, beste ve resim yaparak düşüncelerini fikirden uygulamaya nakleden "düşünen adam" olmadan hayatın tadı, tuzu olamayacağını tarih göstermiştir. Düşünen adamın konuşan ve yazan adamla fikir birliği vardır. Düşünce ve dil, biri diğeriyle var olacak ölçüde beraberdir. Dil, düşünceye muhtaçtır, düşünce de dile. Düşünen adam, kelimeleri arayan insandır. Kelimelerin ruhuna nüfuz edebilmek çocukluktan ak saçlılığa giden yolda çetin tecrübeleri gerektirir. Çocuk da düşünerek konuşur yaşlı da . Aksi halde kimse meramını anlatamazdı. Aynı dil birliği içindeki herkes düşüncesini dil haline getirir. Farklı dil birliği içindekilerin ise her iki dilin mantığına ve bilgisine sahip aracılara ihtiyacı vardır. Farklı dillerin sahiplerinin düşüncelerini ortaya koymasının önünde yine dil engeli vardır. Demek ki düşüncenin yollarını açan da kapayan da dildir. Dili, düşünceleriyle uyum içinde bir insan, anlamakta ve anlatmakta zorlanmaz. Kavrayışta sıkıntıları oldukça, sebeplerini ve giderme çarelerini arar. En yakın yardımcısı da doğru kullanılan, sağlıklı ve mantıklı düşüncelerin meyvesi olan seviyeli bir dildir. DİL ve KÜLTÜR Kültür, aydın olmanın ilk durağıdır. Aydınlanmak, kültürlü olmaktır. Kültürlü insan, hayata öğrendiklerinin penceresinden bakabilendir. Fakat kültürlü olmak için öğrenmiş olmak yetmez. Kelimenin klasik anlamına uygun bir olgunlaşmayı da yaşamak gerekir. Kültür kelimesinin bizdeki karşılığı irfandır. İrfan, daha ziyade ilim kelimesiyle birlikte kullanılır: İlim irfan sahibi olanlar makbul sayılmıştır. İrfan, bilgili olmanın ötesinde bilgelik seviyesidir. Bilge adam, söyledikleri ve yazdıklarıyla düşündüren, zihinleri anlam inceliklerine çeken kimsedir. Bilge adam, sözün gücünü de bilen adamdır. Bilgenin en değerli serveti, dilidir. Zekasının ve hayat tecrübelerinin bütün yansıması dilindedir. Kültürlü olmak, medeni olmakla eşdeğer sayılmıştır. Çağının bilgilerine sahip, olup bitenlerden haberdar bir kimse kültürlü sayılır. Yaşadığı zamanın bilgilerinden mahrum kalmak, akıp giden hayatın getirip götürdüklerinden habersiz yaşamak; gaflet sayılmıştır, hoş görülmemiştir. Çağının farkında olan kimse, aydındır. Edindiği bilgileri değerlendirebilen, yorumlayan, tavır alan, soran, katılan veya itiraz eden kimse varlığını da ortaya koymaktadır. Kendini ifade etmenin yollarından biri de tavır koymadır ve en etkili tavır koyma yolu konuşmak veya yazmaktır. Demokratik düşüncenin , muhalif veya muvafık (karşı veya taraftar ) olmanın da en etkili vasıtası dildir. Kültürlü insanların toplumunda dil, en kıymetli dayanaktır. Susanların, söyleyecek düşünceleri olmayanların iddiaları ve hakları olabilir mi ? Böyle bir toplumdaki fertlerin kültür sahibi olması düşünülebilir mi ? Halbuki düşünce, dil sayesinde yeşerir, canlanır, meyvalarını sunar. Medeni ve çağdaş bir hayata, düşünenlerin fikirlerini rahatça ifade edebildikleri şartlarda girilebilir. Edebiyattan sanata, siyasetten ekonomiye, aile hayatından okula, çevreye, hayatın bütün sosyal alanlarına dilin eşliğinde katılan insanoğlu, ulaştığı bütün kültür birikimini, dilin ve düşüncenin birlikte kurduğu dengeye borçludur. Dil ve düşünce, cemiyet hayatının öğrettikleriyle kültürel değer kazanır. Cahilliğe direnişin kalesi, dilin düşünceyle oluşturduğu sarsılmaz birliktir. Düşünen adam, içinde kelimelerle hazırladığını dışında seslendiren, yazan veya anlatandır. Kültür biraz da , düşündüğünü anlatabilmektir. Kültürlü olmak, gerçeklere sırt çevirmemek, gelişmeler karşısında söyleyecek bir şeyleri olmaktır.Aydın, aydınlanmışsa aydınlatmaya da çalışır. Aydın, zekasını terbiye etmiş adamdır. Aydın, ağzından çıkanı kulağı duyandır. Aydın, kaleminin yazdığını defalarca düşünmüş, bilgilerinin ince sorumluluğunu taşıyan, idealleri için uykularını feda eden insandır. Herkes bu sorumluluğu yüklenmediğine göre aydının farkını dikkate almak gerekir. Aydın, tıpkı deha sahipleri gibi herkesin arasında özel bir kimsedir. Kültürlü insanların toplumunda ve bilgi çağında ilim, irfan sahibi, kendini bilen, her seferinde meseleleri yeniden gözden geçiren ve değerlendirenlere daima ihtiyaç vardır. Kültür, milletlerin tarihten getirdikleri maddi ve manevi servetlerin ve milli değerlerin bütünüdür. Bu bilgilere sahip olmak, eğitimli ve düşünen insanların en zevkli hayat ilgisidir. Her milletin kendine has kültürel değerleri ve bunları ifade ediş tarzları vardır. İnsanlık tarihi boyunca kültürel değerlerin çeşit çeşit anlatım yolları bularak, musikiden folklora, giyim kuşamdan geleneklere, eğlence ve törenlere kadar sayısız ifadelere büründüğü bilinmektedir. Ancak en etkili ve kalıcı, nesiller boyu etkisini devam ettiren kültür yaşatıcısı, dildir. Dil, millet olmanın temel vasfıdır. Ana dilin tartışmalara konu edilmesi, hafife alınması ağır bedel ödetir. Dilimiz, milli varlığımızın esasıdır. Kültürün, ilmin, irfanın ancak dille yaşadığı tarihin gerçeğidir. Dilinin güzelliklerini feda edenler pişman olurlar.