Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL
"Kızıltuğ, yalnızdır doğma yurdunda,
Tuna'dan Altay'a vatan derdinde,
Kalırsa bir avuç mısra ardında,
Uçmağı gözlemek demidir şimdi."
Bir Rumeli gezisinde Ohri Gölü kıyısında gezinirken kendi kendine soruyor:
"Sorulmasın , Kızıltuğ da nereli?" Cevabı bizce malumdur: "Kızıltuğ, ebenced Turanlıdır." Aramızda tekrarlanan bir güzel hatıra dizisi var. Cağaloğlu'dan Eminönü'ne yaya, oradan Kadıköy'e vapurla devam eden Edebiyat Vakfı Çarşamba Sohbetleri dönüşünde yaptığımız gülüşmelerle dolu konuşmalarımızda mutlaka geçen bir güzel cümlesi vardır: "Mehdi, biliyorsun ki dünyada iki millet var ! " Ben devamını, cevabını bildiğim bu tespitin ifadesini onun ağzından bekler ve gülmeye hazırlanırım: " Türkler ve başkaları." Etrafımızdakiler duyar ve tuhaf tuhaf bakarlar ama sözün zehirden acı gerçeğini fark edemezler. Ve biz acı gülüşmeler içinde dertleşmeğe devam ederiz.
Öyle olduğu, doğru olduğu tarihte malumdu, günümüzde en keskin şekliyle gene öyle.Kim ne derse desin.Bu ince nüktenin ardında milli yalnızlığımız yatar. Bizi biz yapan değerlerimiz başkaları tarafından anlaşılamamıştır, anlaşılmak istenmemiştir. İranlı, Çinli, Moskof ve ötekiler bizimle hep aleni veya sinsice düşmanlıklarını sürdürmüşler, zayıf ve gafil zamanlarımızı kollamışlardır. O yüzden hep yalnız kalmışızdır. Kızılelma yolunda "Hedef Turan Rehber Kuran" dediğimiz zamanlarda, "Yemen ellerinde" Mehmetçiklerin mübarek kanları "şor şor aktığı zamanlarda"n sonra, Arap camiası bile anlamamış, "petro dolarlar" hep Haçlı bankalarına akmıştır. Anlasalardı bu durumlara düşülür müydü? İşte şimdiki manzara.Avrupa'ya ulaşabilen mültecilerin ceplerindeki paraya ve bileziklerine dahi el koyan "Ehl-i Salib'in tükürülecek yüzleri."
Fırat Kızıltuğ, bestekardır, muallimdir, gece gündüz okuyan adamdır. Dürbün gibi gözlük dereceleri onun Cemil Meriç rahmetliye özendiğinin ifadesidir. Osmanlı harflerini de kendi kendine öğrendi. Bir gün bana "Biliyor musun" dedi, "Bende Kızıltuğ romanının Osmanlıcası var." Elime vermeden bir metre öteden gösterdi, onu okuyormuş. "Kolay gelsin.." dedim, "Bittikten sonra görmek isterdim. Bir öğrencime tez yaptırırdım.." Hala göreceğim, izin verirse.. Kitabı koklatmadı bile. Her karşılaşmamızda nezaketi, sükuneti ve ilgisi ile görüşmemizdeki sevincini beyan eder, samimi hal hatır sorar, ciddi konular açar. Hakiki manada irfan sahibi bir sanat ehlidir. Fırat Bey, kendisini anladığımızı, eserlerini dinleyip fikir beyan ettiğimizi bildiği için bize açılır, konuşur ve rahatlar.. Sanatkarlar, yalnız insanlardır, alıngandırlar, küserler. Bu haller erbabınca malumdur.
Fırat Bey'in sohbetinden zevk aldığım kadar şiirlerini ve bilgi yüklü sanatlı-didaktik nesirlerini de severek okudum, okumaktayım. Benim için şairliği tıpkı bestekarlığı gibi hususi bir değer ifade ediyor. Zaten basılmakta olan şiir kitabını adı "Kelimelerle Musiki" ..Onun için şiir, kelimelerin musikisidir, muhtevanın musikiye dönüşmesidir..Fırat Bey'in şiirlerini, baskı öncesi tekrar okurken gözlerim dolu dolu Anadolu, Rumeli coğrafyasından Turan illerine doğru "musikili şiirin masal halısında" uçtum durdum. Ayaklarım suya erdiğinde, kamaşan zihnim toparlandığında, musikili bir şiir ziyafetinden "nim-mest" kalkmış gibiydim. Sendeledim, oturdum ve düşündüm. Bayburtlu Dede Korkut torunu, bu vefalı Türk evladı, ak saçlarının örttüğü yıllar içinde "Türkçenin zaferleri" arasına katılacak şiirler yazmış, yayınlamış, okunmuş, beğenilmiş, yorumlanmış bir "gönül ehli"dir.
Bu şiirler; önce güzel Türkçe, yaşayan Türkçe, yahut "Turan Türkçesi" ile kaleme alınmıştır. Alelade duygulanışların değil, çilenin, fikir ıstırabının, yaşanan yılların mahsulüdür. Ferdi ve milli hassasiyetler, bu manzumelerin her mısraına sinmiştir, size kendisini, yormayan mesajlarla okutur, sizi düşündürür, üzer, size ümit verir ve sizi huzursuz ederken size çareler de aratır. Sanat adamı nutuk atmaz, vaaz vermez ama incitmeden ince ince yaralarınızı sızlatır. Musiki de öyledir. Dede Efendi ve Itri'yi dinlerken de aynı akışa kapılmaz mıyız? "Musikisinde bir taraftan din, bir taraftan bütün hayat akmış" olan o nağmeler saltanatı, hepimizin gönlünde "Mavi Tunca'la gür Fırat"ı çağlatırken, diğer tarafta Kızıltuğ'un şiirleri, Vardar kıyısında veya Ohri akşamında sizi şairiyle birlikte düşündürür, ağlatır. Bütün bu fikirle beslenen duygulanışlara daima ihtiyacımız vardır. Şairlerinin söylemediği, yazmadığı bir edebiyat milli de olamaz evrensele de yükselemez. Onlar nasirlerimizle beraber "Kendi Gök Kubbemiz Altında" yazıp söyleyecekler ki yetişmekte olan nesiller "neyin nesi" olduklarını bilsinler, uyansınlar ve daimi teyakkuz içinde bulunsunlar.
Fırat Bey, şiirleriyle Kabaklı Hoca'nın Türk Edebiyatı'nda yerini aldığı gibi bizim neslin yetiştiği, okuduğu, son kırk yılın değerli eserler veren kırk şairi arasındaki şerefli yerini de ilk sıralarda almıştır. Kendisinden sonra yetişecek genç şairlere yol açan kervan içinde; Arif Nihat, Atsız, Bekir Sıtkı, Niyazi Yıldırım, Dilaver Cebeci ve Yavuz Bülent. gibi milli, Turani üslup kullananlarla birlikte bulunduğunu "uçmak"ta, "bezm-i elest"te, onlarla mülaki olmak istediğini düşünmekteyiz..
Şiirleri ve nesirleri üzerinde tez çalışmalarına başladık. Yayınlamalar tamamlandığında meyveler ortaya çıkacak, Fırat Kızıltuğ daha yakından anlaşılmaya başlanacaktır. Dili, üslubu, söz varlığı, edebi sanatlar bakımından tetkiki, kavram incelemeleri yapıldıkça, dört nesillik ömre neler sığdığı daha iyi anlaşılacaktır. Mevla izin verirse bu çalışmalarda bizim de izimizin olmasını dileriz.
Fırat Kızıltuğ ağabeyime, nice sağlıklı "Yeni künlere, Nevruzlara doğru" nice yeni eser verme yılları temenni eder "Akıl Fikir Yayınları" mensuplarını bu kadirşinaslıkları vesilesiyle tebrik ederiz.
M.Mehdi ERGÜZEL