Prof.Dr. M.Mehdi ERGÜZEL
HANGİ ŞEHRİ ARIYORUZ?
?Kastım budur, şehre varam,
Feryad ü figan koparam?? Yunus Emre
İnsanlığın medeniyet yürüyüşünün ?şehre doğru? olduğunu biliyoruz. Şehir, maddi ve manevi şahsiyet kazanmanın ve şekillenmenin adıdır. Perişanlıktan düzene gitmek için göz, gönül ve akıl üçgeninde yaşayan toplumlar, asırlar içinde çeşitli şehirler kurmuşlardır. Bugün içinde yaşanılan ve milyonları barındıran şehirler, tabiat ile mimarinin izdivacından doğmuş mesut veya bedbaht birikimler hâlinde ufkumuza açılmaktadır.
Medenileşme ve şehir münasebetini düşündüğümde aklıma önce Anadolu´nun manevi mimarlarından Hacı Bayram-ı Veli´ nin çok beğendiğim mısraları geliyor:
?Nâgehan bir şâra vardım /Ol şârı yapılır gördüm
Ben dahi bile yapıldım / Taş u toprağ arasında..?
Bu mısraları her hatırlayışımda gözümün önüne Malazgirt sonrasının hayali gelir. ? Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu??, atından indiği yerlerde ruhunu ve gönlünü dinlendirecek mütevazı mekânlar inşa eder Diyâr-ı Rûm´da? Şehirler kurulur binalar çoğalırken insan nerelerdedir? Şairin ?zübde-i âlem? dediği varlık âleminin gözbebeği insan, tabidir ki bu türlü olup bitişlerin idrakiyle bir başka oluş içindedir. Şehirler yapılırken o da adeta harcına dahil olmaktadır : ?Ben dahi bile yapıldım, taş u toprağ arasında..?sözü bize bunu hatırlatıyor ve düşündürüyor.İncelik burada: İnsanı dikkate almayan hiçbir yapılanma değer ifade edemez. Daima insan merkezli düşünülmüştür.
Şehirler kurulur; taş, toprak, kerpiç, alın teri, göz nuru, el emeği, su, dua, aş, rüzgâr ve çiçek? Birbirini çağırır. Yel savurur, mevsimler geçer, geceler gündüze karışır, nesiller değişir, âdeta Cahit Külebi´nin iki mısraya sığdırdığı hâller yaşanır:
?Daha karışacak bütün sular, / Türk mavisi bulunana kadar..?
Renklerin harmanı içinde bin yılın Anadolu´su, şehir estetiğinde güzelliğin ruh ve madde zevkleriyle mütenasip eserlerin serpilip geliştirildiği mekânlar iklimi olmaya doğru gider. Şehirler, yollarla bağlanırken, kervanlar, konaklanacak hanlara, hamamlara ulaşırken, gömgök tere batmış..? küheylanlar gölgede sükûn bulurken, ?Ahsen-i takvim? olmanın gereği yaşanılmaktadır.
Şehir, dünden bugüne ve yarına, sürekli değişimin, değişirken kaybettiğini aramanın da diyarıdır. Günümüzün bazı modern mekânları, kendi bahçemizde kaybettiklerimizi arayıp bulan maziden yadigâr inceliklere sevinir, kıvanır ve hatta bir imtiyazı temsil etmenin gururu içinde görünürler. Çünkü zevk tecrübesi kazanmak için nice ömürler geçmiştir..
halde şehir; günümüzün şartlarında, yeni tekniklerle elele, süzülmüş inceliklerle, ?haddeden geçmiş nezaketle?, insanla, ?taş u toprağ arasında? insanı yeniden arayan madde ve mana harmanıdır.
Hangi şehri arıyoruz? ?Kaybolan Şehr? i mi? Yarının şehrini mi? Yaşayan şehri mi? Üç zamanda birden torunların genlerine sinmiş, müstakbel şafakların realite ile hayal arasındaki özlenen şehir hangisidir? Özlenilen, vuslatın sırrını da beraberinde taşır. Kaybedilene susayan, yanan gönüller, beklenmedik bir imkânla ona kavuşabilirler. Eğer hasret, kor halinde ?nesillerin ruhunda hararetini korumuşsa? ?Gün olur, asra bedel? nurtopu gibi yeni terkiplere ulaşılır.
Gün, bu gündür. Şehir, kalabalıklar içindeki yalnızlığından ? pırıl pırıl sıyrılır?, yazın ve kışın bütün aydınlığıyla kendini sevgili milletine sunar. Aslında şehir, ?sâdıkane bir yârdır?, dava, onu ağyâra fedâ etmemektir. Has mesele; şehri hırpalamadan, gökle yer arasında dalgalanan zarif yahut vahşi, sadece ona mahsus ilâhî hatlarını bozmadan, renklerini ve seslerini zedelemeden, onu okşarcasına himaye etmek ve oya gibi işlemek, tehzib etmektir?
Acaba, bunca asır önce, şehir meselesinde Yunus´u telaşa düşüren neydi? Neredeydi ki, ?feryad ü figan? içindeydi ve şehre varmak isteyişi nedendi? Şehirde insan kalabalığı var. Yoksa o da 700 sene sonraki torunlarından biri gibi ? Durun kalabalıklar !? diye haykırarak kollarını mı açmaktaydı? Bu feryat ne içindi? Şehir, alıp başını gitmişti, usûl ve erkân dinlemez olmuştu belki de... Herkes aklına estiği gibi mi davranmaktaydı yoksa? Hâlbuki şehirli, medeni insandır. Kaideler içinde yaşar, umur görmüştür. Konuşması ve susması manalı bir incelik içindedir onun. Esnafından kalem efendisine, talebesinden ev hanımına kadar muhtelif sosyal dilimler, orada âhenk içindedir.
Öyleyse Yunus´un feryadı nedendi? ?Kastım budur, şehre varam../ Feryad u figan koparam !? çığlığı, hayra alamet değil. Şehirli yoldan mı çıkmıştır? Yoksa şehir dışında olanlardan bîhaber midir? Yanlışlar nedendir? Düzeni bozan nedir? Yoksa şehirliye Yunus misali ?söğene dilsiz, döğene elsiz, gönülsüz bir derviş?? ne diye ki ?
Bu feryatta bir sır olmalı. Şehir, ferdiyetin kırılıp kalabalığın öne çıktığı bir yer midir? Çünkü düşünen adam şahsiyettir. ?Kalabalıklar düşünmez? belki sadece davranır. Davranışlar, insiyakî / içgüdüye dayalı hale gelmişse, alışkanlıklar, hayatı yönetiyorsa, şehirlinin işi zordur. Kalabalıkların mantığı; robotlaşmayı, aynı tarz giyinme ve süslenmeyi, aynı abus çehreye veya sahte şirinlik görüntüsüne bürünmeyi de beraberinde getirir.
? Ve şehir iflas eder.
Hâlbuki şehirde sevimli gülücükler içindeki bebeden ak saçlarının ardındaki ömrü filozofça sözleriyle temsil eden dededen, şen şatır gençlere ve meslek erbabının türlü renklerine bürünmüş zengin bir hayat, dış âleme yansımaktadır.
Şehirliye bir uyandırıcı mesaj mı getirmiştir Yunus? ? Yanlış yaşıyorsunuz! Uyanın, kendinize gelin!? mi demektedir. Benzeri sebeplerle yok olan, helak olan eski şehir veya şehirlileri mi hatırlatmaktadır? Şehir dışında muhatap bulamadığı için mi kalabalıklar dünyasına yönelmiştir?
?Üst üste sorular soru içinde ; akıl olmazların zoru içinde..?
Bu soruların cevapları, Yunus´un hayatında ve diğer şiirlerinde de aranabilir. Bir şiirindeki şu mısralar bile şikâyetinin gerekçelerinden biri sayılabilir :
?İşidin ey ulular, size bir haberim var: Âhir zaman olısar. Sağ Müslüman seyrektir: O da güman olısar??
Bu yüzden belki de Yunus´un şehirden ümidi azalınca kendi iç âlemine dönmek istediği zamanlar vardır. İçindeki şehre doğru, Çalab´ın tahtına doğru bir gönül ziyaretine çıkar:
? İşbu vücûdum şehrine, bir dem giresim gelir
İçindeki Sultan´ın yüzün göresim gelir??
Fakat şehir macerasında Yunus´un 700 sene sonraki has torunlarından mütefekkir şair Yahya Kemal, sağlam ölçüler koymuş, feryadı sükûnete, sevgiyi fikrî bir sahiplenmeye götürmüştür. Şehir; sevgilidir, azizdir ve İstanbul´dur. Türklüğün bin yılda hazırlayıp beş yüz yılda hayalden hakikate çevirdiği bir güzeller güzeli iklimdir. Kafası dumanlı Fikret´in ?Sis?li İstanbul´u onda iltifatlarla okşanan bir eski zaman dilberi gibi kaderimizin ayrılmaz parçasıdır ve her diyardan ziyade cazibelidir. ?Kaybolan Şehir? lerin, hudutların dışında kalan hasret beldelerinin bütün acısı İstanbul´un kollarında teselli bulur. ?Ta Budin´den Irak´a Mısr´a kadar, vatan üstünde hürr esen rüzgârların bütün baharlardan ses götürdüğü? ulu vatan, İstanbul´la bütün millî ifadesini bulur. Ne tanıdığı dünya şehirleri, İspanya´dan Hindistan´a, ona huzur verebilmiş ne de Varşova´sı, Madrid´i rûhundaki yalnızlık hissini giderebilmiştir. Sadece İstanbul ve onun sesleridir ki şehir ne demek, sevgili ve şehir nasıl ittifak hâlindedir, Yahya Kemal´e sormalı, bu macerayı ondan dinlemeli? Ayrı bir yazının konusudur.
Şu kadarı söylenmeli: Yahya Kemal´de şehirlerin sultanı sevgili İstanbul´dur ve onun şahsında bu ihtişam ? Süleymaniye´de Bayram Sabahı? gibi ?Ulu Mabed?e yakışır bir âbide şiirle edebiyat tarihimize nakşolunmuştur. Bu şiir, Koca Sinan´ın ve Muhteşem Süleyman´ın azametine yakışır bir üslûpla dile gelmiş, şairine kırk yıl heyecan yaşatmıştır. Bu destani şiirde İstanbul, maziden istikbale akan tarihî nehir Boğaz´ın iki yakasında bütün saltanatıyla arz-ı endam eder. ?Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz.? ordumuzu anlatır. İhtişam asırlarının şehirleri, bayram sabahının Tekbir´leri alınırken, birbirlerini top atışlarıyla selamlar. ?Sanki yüzlerce şehir seslenir birbirine?? ?Uzaklardan, yakınlardan, o dağdan bu dağa çarpan bayram toplarının yankıları?, Barbaros´un donanmayla seferden döndüğü ?yeni doğmuş aya baktıkları yerler? den gelmekte, âdeta hepsinin sesleri İstanbul´da toplanmaktadır.
Çünkü vatan, İstanbul´dur, Türkçe´nin güzeli İstanbul´dadır. Şehirde timsalimiz, İstanbul´dur. Allah bizi İstanbul´dan ayırmasın, İstanbul´un etrafında onu bayram sabahlarının toplarıyla selamlayan nice yeni ve güzel fakat maziyle nişanlı-nikâhlı şehirler kurmayı nasip eylesin.