Aziz ve çok değerli okurlarım, bugün; ilk Meclis´in açıldığı bir mübarek gün. Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. 1920´den 2020´ye.100 yıl geçmiş aradan. İstiklali için ölümü göze alan mazlum bir milletin, tüm mazlumlara cesaret veren başkaldırışı, hür ve bağımsız yaşama iradesinin dosta düşmana ilan edildiği gün. Halkın Sarı Paşa´sının, Mustafa Kemal´in ; ? Ya İstiklal Ya Ölüm!? narasının Anadolu´yu ayağa kaldırdığı gündür. Milletlerin geçmişinde ibretlik olaylar, unutulmaması  gereken tarihler vardır. 23 Nisan 1920 öyle bir gündür işte. Tarih milletlerin hafızasıdır. Mazide yaşanılan tecrübeler geleceğimize de rehberlik edip, yeni  nesillere yol gösterir. Tarihini bilmeyen toplumlar kökü çürüyen ağaç gibidirler. Onların hayatlarını devam ettirme şansları yoktur. O nedenle Atatürk; ?Tarihini bilmeyen milletler başka milletlerin avı olur.? demiyor muydu? Atatürk´ün Samsun´a  Saray tarafından ne maksatla gönderildiğini, halbuki O´nun kafasındaki düşüncelerin ne olduğunu bilmezseniz ne Amasya Tamimi´nin,  ne Sivas ve Erzurum Kongrelerinin ve ne de Ankara´da ilan edilen Meclis´in önemini ve hedefini kavrayamazsınız. Tarih ve tabiki doğru tarih bunun için önemlidir. Herkes kendi cemaatinin, kendi rabıta kaynaklarının, kendi  abilerinin yayınladıkları dergi ve kitapları geçerli sayıp tek taraflı okumalar yaparsa, orada gerçeğe ulaşıp kollektif bir şuur oluşturmak mümkün olabilir mi? Oysa tarihçiler orjinal belgelerle konuşurlar. Belgeye dayanmayan tarih muhabbetleri sadece kitleleri safımıza çekmek için uydurulmuş efsane ve masallardan ibarettir. Trolle çok balık yakalayabilirsiniz ama sonunda sadece denizi değil, kendi geleceğinizi de yok etmiş olursunuz. Bugün medya ve akademi menşeyli  trollerin milli kahramanlarımız aleyhindeki hezeyanları da bence beşinci kol faaliyeti ve  milli birliğimizin ortasına atılmış dinamitlerdir. Soruyorum size: Saray´ın ve satılmış Damat Ferit´in atadığı şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi ?nin Atatürk ve Kuvva-yı Milliye´cileri serseri, eşkıya diye niteleyip idam edilmeleri gerektiğine dair verdiği fetva  Kemalistlerin uydurması  mıdır? Sözüm ona hilafet sevdasıyla yanıp tutuşanlar, tarikat ve cemaati ticarete ve siyasete basamak yapan din baronları, bize bağımsız ve hür bir vatan bırakmış Atatürk ve silah arkadaşlarına olmadık hakaretler yapmayı cihat zanneden utanmaz ve arlanmaz nankörler bu belgeyi savunurken  hiç mi yüzünüz kızarmıyor? İngilizler kurtarıcı efendimiz, İttihatçılar ve Mustafa Kemaller eşkıya, maceraperest, dinsiz ve serseri öyle mi? Tüh zihniyetinize sizin. Ankara müftüsü Rıfat Börekçi de bir din adamı. Ankara´lı ve M.Kemal´in yanında. Aynı zamanda Ankara Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti Başkanı. Halkı milli direnişe çağıran Ankara Fetvasının altında onun da imzası var. Canla başla çalışıyor Kuvvacılarla birlikte. Vatanımızın emperyalist köpeklerden temizlenmesi, hatta İstanbul´un da , Padişahlık ve halifelik makamının da bu zilletten kurtarılması için. Eşi ve kendisi için ayırdığı cenaze parasını da bir torba içinde getirip sessizce M.Kemal´in yanına bırakan hakiki bir mümin. Çünkü; ?Esas olan, TÜRK milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Çünkü; TÜRK´ün haysiyeti ve gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa, mahvolsun daha iyidir. Öyleyse parola bellidir: Ya İstiklal Ya Ölüm!? diyen Sarı Paşa´nın azmini, inancını kuşanmıştır en başta. Tıpkı Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi ve diğerleri gibi. Sahi herkes aynen o günkü gibi safını  belli etmeli. Bilelim, kim Damat Ferit´ten, Dürrizade´den yana, kim Mustafa Kemal´den ve Rıfat Börekçi´den yana? Kim İngiliz´in himayesini isteyecek kadar müptezel, kim Amerika mandasını arzulayacak kadar cibilliyetsiz? Kim Türkiye gazetesi yazarı kadar  alçak, kim ?Keşke Yunan galip gelseydi.? diyebilecek kadar şerefsiz? Çünkü Allah, vatan, bayrak için gözünü kırpmadan ölüme gidecek kahramanlarımız kadar, bu milletin yabana atılmayacak sayıda hain kadrosu da mevcuttur. Bugün 23 Nisan. Pandemi nedeniyle  caddeler ve meydanlar tanık olamayacak coşkumuza. Okullar kapalı, sınıflar sessiz ve öksüz. Bu bayram Türk çocukları için de bir ayrıcalık. Bir tek Atatürk düşünmüş onları, örnek almış bütün dünya bu çocuk sevgisini. O nedenle, onlar için de büyük bir bayramdır 23 Nisan. Baharla birlikte özgürlüğe kanat açar çocuklar. Ataları onları unutmamış, onlar unuturlar mı hiç Atatürk´ü. Balkonlarımızda gelincikler açacak bir bir, bayrağa ve vatana adanmış milyonlarca çocuk, saat 21.00 de bizimle birlikte İstiklal Marşımızı söyleyecek göğsü kabararak, TÜRK olmanın mutluluğunu yaşayarak.   Dedim ya mübarek bir tarih, mübarek bir gün. İlginç bir rastlantı; oruçlu günler de bu gece başlıyor. Milli hakimiyet için coşkuyla dimdik ayaktayız. Rahmani hakimiyetin önünde de Ramazan coşkusuyla secdedeyiz. Şükürler olsun bize bu çifte mutluluğu yaşatanlara...  Ah bir de, Koranadan dolayı her gece sela okunup dua edilen minarelerden saat 21.00 de İstiklal marşımız yayınlansa ne iyi olur. Olur mu dersiniz? Hakimiyet kayıtsız şartsız milletinse ve millet bunu isterse niçin olmasın!