1971-72 Öğretim Yılının ilk dönemi olabilir. İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsünün "tezli sertifika öğrencileri"yiz. Yani Rahmetli Kaplan Bey'in seçtikleri, beğendikleri, bize ve ona göre has öğrencileri.Kaplan Bey'le yaptığımız derslerden sonra o yıl onun yanı sıra Dr. İnci Enginün Hanım ve Dr. Birol Emil Bey de gelecekmiş, dediler.
Bir gün 326 numaralı seminer odasına o geldi. Ciddi ve mütebessim bir selamdan sonra konuşmaya başladı. 33-35 yaşları arasında alnı açık, rahat ve tane tane, hoş bir eda ile, tok bir sesle, vurgulu bir ifade hassasiyetiyle derse başlayan bu yeni hoca hoşumuza gitmişti. Gençlik yıllarını aşmış, olgun hocalığa doğru giden bu ses, muhtevaca kendini dinleten bir hazırlık ve tecrübeye de sahipti. Her cümlesiyle üzerimizde hayret ve hayranlıkla karışık düşünce tesirleri bırakan üslup sahibi, alanında bilgili, hazırlıklı, disiplinli bu farklı hoca, Türkçe zevkini kanatlandıran hususi tarzıyla konuştukça konuşuyor, dikkatlerimizi çekiyor, merakımızı uyandırıyor hatta şaşırtıyor.. Sade ve yavan bilgi derlemeleri değil, itinayla sanatlı hale getirilmiş bir anlatış rengi ile bize ulaşıyor. Dersler bitiyor yeniden başlıyor ve bizim devredekiler, o gençliğini henüz bırakmakta olan hocaya hususi bir değer atfetmeye çalışıyor, onunki gibi bir üslubun nasıl kazanılacağının derdine düşüyor, hatiplik heveslerine kapılıyoruz...
Yıllar geçiyor. Biz mezun olup Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde Edebiyat Öğretmenliği macerasına atılıyoruz. Hocalarımızın üslubuyla konuşuyor, onlar gibi ders anlatmaya çalışıyoruz. Ali Nihat Tarlan'ın incelik ve zarafetinde, Caferoğlu tecrübesinde, Kaplan ufkuyla, Kabaklı misyonuyla, Ergin rahatlığıyla, Timurtaş nezaketinde, Hacıeminoğlu'nun fikri ve ilmi cesaretinde, A.Karahan gibi heyecanlı, Fahir İz tavrında Avrupai, S.Buluç kadar sakin, Kemal Eraslan çalışkanlığında, Ali Alpaslan sükunetinde, Birol Bey gibi karizmatik, Mertol Bey gibi vazifeşinas ve dakik, Çelebioğlu gibi soyadının adamı nasıl olunur, hep düşünüyor, onlardan öğrendiklerimizi mesleğimizin akışı içinde nefsimizde tatbike uğraşıyoruz. Onlar gibi ciddiyetli bir güler yüzle, disiplinli bir hürriyet içinde "milli-İslami-insani" hassasiyetlere dikkat ederek kendimizi istikbale hazırlamaya gayret ediyoruz.
Yıllar saçları ağartıyor. Birol Bey, Van 100.Yıl Üniversitesi'nin kurucu kadrosundadır. İdari görevler almakta, tıpkı hocası M.Kaplan'ın 30 yıl önceki Erzurum Atatürk Üniversitesi'ndeki misyonunu Van'da devam ettirmektedir. 40'lı yaşlarının cevval bir Yeni Türk Edebiyatı profesörü olarak, tecrübelerini vatanımızın doğusunda değerlendirmekte, konuşmakta, yazmakta, yeni bir üniversitenin mimarları arasında kurucu nesil olarak milli bir vazife icra etmektedir.
"Bir tel kopar.."
80'li yılların ortalarındayız. 1986'nın Ocak ayında hepimizi sarsan bir vefat haberi, Van'daki manevi evladını daha bir derinden yaralayacaktır. Mehmet Kaplan rahmetli olmuştur. Yazı kurulunda yer aldığım Türk Edebiyatı Dergisi'nin Mart 1986 sayısı Kaplan Hoca için hazırlanır. Van'dan el yazısıyla kaleme alınmış, göz yaşlarıyla ıslanmış bir mektup gelir on sayfalık.O mektubu iyi ki saklamışım. Yayınlandı ama ben mektup-yazıyı 33 yıl kaybetmeden iyi ki muhafaza etmişim. Tıpkı 45 yıl önce rahmetli hocalarımdan Necmettin Hacıeminoğlu'nun mektubuma cevaben yazdığı üç sayfalık kıymetli hatırayı sakladığım gibi. Birol Bey için hazırlanacak bir armağan kitaba onun, M.Kaplan'ın vefatı üzerine gönderdiği on sayfalık mektubunun orijinal el yazısıyla yakışacağını düşünüyorum.
Mektup şu satırlarla başlar :
"Prof.Dr. Mehmet Kaplan öldü. İlahi Takdir'e tam bir teslimiyetle inananlar için ölüm ne anidir ne beklenmediktir hatta ne de inanılmazdır. Alimlerin mürekkebini şehitlerin kanından bile üstün tutan bir dinin müminleri, bu ölümü her ölüm gibi fani hayatın bitişi sayarlar. Sadece fani ve cismani hayatın bitişi...Çünkü alimin mürekkebi, onun ebedilik boyunca devam eden eserleri demektir. Fikir, kitap ve insan olarak geride bu eserleri bırakan hakiki bir ilim ve fikir adamı, ölümün bile baş edemediği ebedi bir kudretle yaşamaya devam eder. Onun içindir ki Prof.Dr.Mehmet Kaplan'ın, bu büyük insan, büyük alim ve büyük hocanın ölümü, herhangi bir fani gibi kara toprağın altına giriş değil ebediliğe intikal ediştir.Hatta Yahya Kemal'in ifadesiyle "Bir başka musikiye geçiş"tir.Bu musiki, ebediliğin sesidir.Gelecek zamanların ve gelecek nesillerin daima kulak verecekleri sestir bu."
Mektubun devam eden sayfalarında Birol Bey, rahmetli hocasının kendi üzerinde bıraktığı tesirlerden, Kaplan Bey'in şahsiyetinden, çalışma tarzından bahseder ve der ki : "onun ilk asistanı olmanın şeref ve gururunu son anına kadar taşıyacak bir talebesi sıfatıyla üzerimde çeyrek asırdan fazla emeği olan ve beni hep besleyen, kabiliyetim nispetinde zenginleştiren bu büyük hoca için kısaca diyeceğim ki onda hocalık sadece bir meslek değil hayatının yegane manasıydı."
Birol Bey için de hocalıkta ölçü ve ideal, eminim ki "Mehmet Kaplan'ın hayrülhalefi" olmaktı. Biz kendisini çalışmaları, yetiştirdikleri ve eserleriyle daima öyle gördük ve bildik. Ömrünü bu istikamette düzene koymuş, sınıflardan ve öğrencilerden kopmamıştır. Kendisine ihtiyaç duyulan her edebi ve fikri muhit içinde yer almıştır. Van'dan sonra Marmara Üniversitesi'de uzun yıllar hizmet etmiş, kapısını hepimize açık tutmuş, emekliliğini takiben Kıbrıs'ta ve Kültür Üniversitesi'nde derslere girmiştir. Halen bölüm kurucu olarak Haliç Üniversitesi'dedir.
82. yaşında sınıflarda çok sevdiği memleketinin çocuklarına Türk Edebiyatının zirve şahsiyetlerini zevkle dinlenen mükemmel Türkçesi ve zarif hitabetiyle ifade eden hocamız Prof.Dr. Birol EMİL Bey'e sağlık içinde nice hizmet yılları temenni ediyoruz.