Değerli okuyucularim dostlarım arkadaşlarım güzel insanlar..
.Yağmurlu bir günün içerisinde ve akşamında Banarlı daki evimizin çevre düzenlemesini yaparken bir kahve içimlik süre içerisinde yitirdiğimiz,değerini ve kıymetini bilmediğimiz, tükettiğimiz, unuttuğumuz, kıydığımız, katlettiğimiz bir çok şey bir filim şeridi gibi geldi geçti gözlerimin önünden.......
O kadar çok şeyi hunharca harcayarak yok etmişiz ki hangi birini yazayım bilemedim bir an.Çocukluğumda anneannemin bahçesindeki leylaklarin kokusunu hissettim, başımı kaldırdım aradım ama nerdeeee...,içim cız etti.Eşsiz kokuları vardı çocukluğumun leylaklarinin. Peki şimdi leylaklar yokmu? var, peki kokmuyormu? kokuyor tabi..Fakat ne eski koku var ne eski tat!
Nedeni sizce de malüm değilmi sevgili dostlarım arkadaslarım.. O çiçekleri suladığımız suyun içinde şimdilerde Tonlarca kimyasal var. Sebzede meyvede ette sütte bildiğiniz ne varsa her ürünün içinde katkı maddesi var ve toprakta eski tat yok eski verim yok eski koku yok........O yüzdendir ki hemen hemen herkesin evindeki oturma masasının üzerinde PLASTİKTEN yapılmış bir yapma çiçek süs olarak durmakta..
Sebebi gerçek çiçekleri katledenleri seyrettiğimiz ve tepkisiz kaldığımiz için. Masamızda duran süs çiçeklerinin ne kokusu var ne rengi renk nede canlılığı canlılık Haksızmıyım.......İstanbul un haline bir bakarmısınız yemyeşil bu şehrimiz şimdilerde rantiyeciler sayesinde betondan bir gökdelenler şehrine dönüştü,o mistik kokusunu yitirdi artık yedi tepesi yok o eşsiz kentimizin. Çünkü yüzlerce gökdelen den tepeler türedi her yerinde ve artık istanbul için kimse besteler yapmıyor şarkılar söylemiyor.......Hangi birini yazsam ki güzel Anadolumuzun her coğrafî bölgesinden çevreye azcık duyarlı insanlarından Feryatlar figanlar geliyor.Feryatlarının sebebi çevreyi ve doğayı katleden insanların bu doğa dostu olan insanların üzerine püskürttukleri gazlar ve tomalarının üzerlerine sıktıkları kimyasallı boyalı sudan ötürüdür o acı Feryatlar.......Üç yıl önce İstanbul daki "GEZİ"olaylarını bir hatırlayın.Benimde içinde bulunduğum o protesto esnasında yadiğimiz zehirli gazın haddi hesabı yoktu.Peki oradaki o insanların duyarlılığının sebebi neydi taksimin göbeğindeki çevre katliamı.
Peki üç yıl sonra ne oldu şimdi tüm Türkiye deki her yer bütün topraklar sular ormanlar ekilen bütün araziler madenler siyanürle katledilirken malesef,evet evet malesef kimsenin kılı kıpırdamıyor bir kaç çevreci insan dışında onların da sayısı Gitgide azalıyor demir parmaklıklar arasına tikıla tıkıla........Ne oldu bizlere ne oldu da tüm duyarlılığımızı yıtirdik.korktuk sindik.........Hadi bizlerden vazgeçtik çocuklarımız torunlarımız yarınlarda bizlere beddua etmeyeceklermi bu duyarsız kalışlarimıza ?Ne cevap vereceğiz yarınlarda onlara tabi bu çevre katliamı devam ettiği sürece YARINLARİ görebilirsek........Benim hala bir umudum var elimden geldiğince kendimi ailemi eşimi dostlarımı arkadaşlarımı duyarlılığa davet ederek kendi çapımda bir şeyler yapabilme gayreti içindeyim en azından.......Ayrıca Hepimizinde aynı gayret ve çaba içerisinde olmak gibi İNSANİ bir sorumluluğumuz var yeter ki bu sorumluluk duygumüzu yıtirmeyelim o zaman şunu fark edeceğiz ki bizlerde ve bir yerler de azda olsa hala UMUT var is var çevreyi ve yarınları kurtarmak için.
Çevre diye bir şey kaldıysa...Çevre günümüz kutlu olsun belki bir daha kutlamayabiliriz..
Sevgi ve samimi@ niyetle..(Birgülce)