Bir öğretmenin hatıraları arasında…
YENİ BİR YALNIZLIK HALİ / 27 Haziran 1986, Şirinevler
Çocuklar, anneleriyle beraber dün akşam, gün batarken Çankırı'ya teyzelerine, gücücük yeğenlerini görmeye gittiler. Oradan da Taşova'ya ninelerini görmeye gidecekler. Ben evde yalnız kaldım. Ne şikayet ettiğim gürültüler var; ne düşen, kapışan kardeşlerin şikayet dolu çığlıklara karışan sesleri. Uzaktan uzağa motor sesleri, inşaatlardan keser, çivi, tahta takırtıları, tek tük çocuk seslenmeleri, kornalar ve evin içinde bana arkadaş gibi zamanı tırmalayan tik tak tik tak. Bu gece uykumun bir tadı yoktu. Yatmadım, devrildim. Uyumadım, sanki zorla uyutuldum. Saat uyandırdı, kalkmadım. İki saat daha uyumuşum. Evde ses yok. Ortanca yüzüme su dökmedi, abisi şikayete gelmedi, küçük burnunu çeke çeke etrafımda dolanmadı. Uyandığımda -inşallah- Çankırı'ya kazasız, sağ-salim ulaşmış olmalarını diledim. Bugün öğleden sonra bana telefon edecekler.Ve ben onlarsız bir yaşamanın ne kadar güç olduğunu 15 gün daha anlayacağım. Allah eksikliklerini göstermesin.
İÇİMİZDEKİ CÜCELER VE DEVLER, 29 Haziran 1986
Bundan tam 10 yıl önce baba olmuştum. Kısa devre askerliğe gitmeden evvel memlekete uğrayıp veda ziyaretleri yapmış, eve dönmüştüm. Bir gece yarısı.Evde kimseler yok. Not bırakmışlar. İstanbul'a gitmişler. Ben de gittim. Öğleye doğru 29 Haziran -galiba Salı- idi. Eve ablalarına uğradım. Divanda bir bebek. Esra imiş. Bizimki ortalarda yok. Hastanede imiş; bir oğlun oldu, dediler. İnanamadım. Adres aldım, koştum. Cebimde "100 lira mı 300 lira mı" sayılı az bir para var. 30 lirasına Aksaray'da bir çiçek aldım, yayan, yarı koşarak Laleli'den, Vezneciler'den sokak aralarından Süleymaniye'nin yanı başındaki Esnaf Hastanesi'ne ulaştım, yukarı çıktım. Yerini öğrendim. Baktım hocanım 22 yaşında anne olmuş. Bebeği getirdiler.. "Recep Recep" dediler. Bu gecenin Regaip olduğunun farkında bile değildim. Tevekkelli, gece Amasya'dan dönerken yolda ışıklı şerefeler görmüştüm. Bebeğimiz, uzun kafalı, gözleri mikrop kapmasın diye kırmızı ilaçlar içinde bir insan yavrusuydu. Utangaç ve gururlu tavırlarla içim bir hoş onu inceledim. Annesinin ve yavrusunun sıhhatine şükrettim. Yoğurt istediler. Hiç unutmam "Ömür" yoğurdu almıştım. İlaçlarını aldım. Sayılı param bitmek üzereydi. Kaç gün kaldılar, hatırlamıyorum ama çok kısa süre sonra çıktılar, Arifiye'ye döndük. Günlerim sayılı, askere gitmek, kışlama varmak zorundayım. Ufak tefek ihtiyaçları hallettik. Büyük ablası ve sonra da annesi geldiler. Ben İzmir'e gittim. 5 günlük yavrumun adını, annesinin de fikrini alarak koyduk. Manevi adı, göbek adı da Recep olmuştu. Resmini hatıra olsun, avunayım diye çekmiştim. Ondan ve annesinden ayrılmak çok zor gelmişti. 24 yaşında idim ama bir çok konuda hayli acemi sayılırdım. Baba olmak nasıl bir şey tam anlayamamıştım bile.İki hafta geçti, ilk izinde Arifiye'ye koştum. Onları sanki yıllanmış bir hasretle yine gördüm. Onlar Taşova'ya ben kışlaya döndüm. 20 gün sonra onlar da geldiler. Bunalımlar geçirdim, ayrılığa tahammül edemiyor sevdiklerimi kimseyle paylaşmak istemiyordum. Zannediyordum ki küçük evladımı kucaklarda gezmekten benim kucağıma almama fırsat kalmıyor. Gösterilen ilgileri az buluyordum. İstiyordum ki her şey arzularıma uygun olmuş olsun. Ne acemilik !... Askerlik de bitti. Bu arada bayram için tekrar Taşova'ya gittik, onlar kaldı ben döndüm... O dört ay bile sürmeyen askerlik "bana dört asır gibi geldi" lafı doğru değil ama sıkıntılarımı iyi anlatır. Evimizde nihayet baş başa kalabilmiştik ama okul meselesi vardı. Bakacak biri lazımdı bebeğe. Allah razı olsun, kayınvalidem, anneanne yetişti. Köyde bir güzel ev tutmuştuk. Bisikletle köye gidip geldim, ikinci lojmana taşındık. Oğlum sevimli bir bebek olmuş, büyüyordu. Daha 1,5 yaşında iken bir kardeş, ortak geleceğinden habersiz, sessiz balkonda, bahçede emekliyordu.
ON YAŞINDA ON BİR'E GİREN OĞLUMA.(29 Haziran 1986)
Sevgili yavrum, bugün 10 yaşını bitirdin. Sen Çankırı'da annenle, kardeşlerinle berabersin. Ben evde yalnızım, hepinizi özlüyorum. Allah seni ve bütün çocukları anneli, babalı hür ve mesut nice sağlıklı, neşe dolu yıllara erdirsin. Sen benim babalık zevkimi tattığı ilk evladımsın. Adını yüzlerce defa annen ve benim adımla karma, girift harf oyunlarıyla askerlik günlerimin dinlenme, yalnızlık zamanlarımda yazdım, durdum. Seni pek de huzurlu geçmeyen bu 10 yıl içinde ev ev, il il, ilçe ilçe gezdirdik. Ömrün adeta yollarda geçti. Üç günlükten başlayarak altı yaşına kadar: İstanbul, Arifiye, Taşova, İzmir, Arifiye, Şarkikaraağaç, Taşova, Kütahya, Taşova, Kütahya, İstanbul. Bu arada sık gidiş gelişler hariç bir çok zamanların yollarda geçmiş demektir. Ne eve doydun ne arkadaşa. Fakat haksızlık da etmemeli. Oturduğumuz evler güzeldi, çevrende seviliyordun. Hayat kavgası ve psikolojik okul ve anarşi gerginliklerinden seni o yaşlarında yeteri kadar tanıyamadım. Üstelik iki küçük kardeşinle de ilgilenmek zorundaydık. Galiba sana biraz haksızlık ettik. Ama bilerek bir ihmal değildi. Benim de başımdan dert eksik olmuyordu yavrum.Hala da öyle. Sen büyüyorsun. Fakat ben hala büyümemiş gibiyim. Bir çok ümitlerim suya düştü, heveslerim kırıldı, hesaplarım tutmadı. Allah büyüktür, bugünümüze de şükürler olsun. Okul hayatın ürkek başladı, alışamadın. Ama ertesi yıl annenin okulunda ve onun gölgesinde kendine gelmeye başladın. Bu da bir şanstır. Seninle bundan böyle inşallah daha çok ilgilenme fırsatı buluruz. Başarılı, uyanık, kibar, geniş düşünceli ve hoşgörülü olmanı dilerim. İnşallah kaderin iyi yazılmıştır. Hayat zordur oğlum, yenilmeyeceksin. Yenilsen de ayağa kalkacaksın, gücüne göre engellerle çarpışıp ayakta kalmaya çalışacaksın. Otuz beş yaşında bir baba olarak yolun yarısında sana anlatabilecek bir çok şey öğrendim. Bir zamanlar kendime anlatmaya çalışırdım, şimdi sıra sende.-En büyük güç kaynağın Allah'tır oğlum. O'na inan, güven.Her şey O'ndan gelir, O'na gider.. Hayırlısını dile O'ndan. -Peygamberimizi ve insanları sev.-Milletine ve ailene bağlı ol. -Türk ve Dünya büyüklerini tanı ve yaptıklarından örnek al. -İlme ve öğrenmeye uzak durma, hatta bu yoldan ayrılma.-Oku ve okudukların üzerinde düşün. -Kendine güven ama kibirlenme. -Alçak gönüllü ol, ama komplekse kapılma. -İnsanları hoş gör, affedici ol. -Temiz karakterli ol -Aldanma ve aldatma. -İncinme ve incitme. -Hayattan ibret al. -Yolunu seçerken heyecanlara kapılma. -Büyüklerden birçok şey öğrenmeye bak. -Yeniliklere açık ol ama gülünç olma. -İnsanların içinde "cüceler ve devler" var gibidir. Sen ortayı, gerçeği, kendini bulmaya bak.-Ben yaşarsam; herhalde kendimde yapamadıklarımı sende görme şansına ve daha iyisine inşallah ulaşırım.
ŞİİR ÜZERSE. / Şirinevler, 3 Temmuz 1986
Sabahın sekizinde kalktım. Kahvaltıyı hazırladım, radyoyu açtım; türküler.Aklıma dün aldığım şiir kaseti geldi. Gösteri Dergisi'nin ilavesi 7. kaset. Çay, zeytin, domates-salatalıkla biberi ekmeğe katık ederken şiiri de bunlara ekledim. Şiir, sessizlik ve yalnızlık içinde güzel geliyormuş. Önce düşünerek sonra hislenerek, dolukarak dinledim. Nihayet gözlerde damlalar ve erkekliğe sığmayan kısa süreli bir duygulanma.Türkçe olan yerde şiir de var. Samimiyet olan, gerçek olan, duygu ve insan olan yerde, mısra var yahut dize var. Bu işin sağı solu yok. Bir memleketin üst üste nesilleri yanlışlıklara kurban ediliyorsa hiç olmazsa şiirde sesini çıkarabilsinler. Semboller konuşuyor. O günleri ve dramı az-çok yaşadığım için anlıyor, üzülüyor ve gruplar arası diyalog ve anlayış köprülerinin yıkık bırakılmasına içerliyorum. Şiir belki yeni bir tahta köprü olabilir. Nesirde de asma köprülere doğru ümidiyle inşallah.
RÜYADAN GERÇEĞE.87 YILI NEREDE ? YA 20 AY? (12 Haziran 1988)
Yorgun ve gergin bir günden sonra 03'e doğru namazsız yattığım gecede böyle sıkıntılı bir rüya görmek beni dehşete düşürdü. Kimbilir hangi sebeple, başımın kulak ve burun hizasından yukarı kısmı -açıkçası beyin bölümüne gelen yeri- kopmuş. Meçhul bir hastanedeyim. Kime baş vurdumsa ilgilenmiyor. Çaresizim. Kesik kısmı başımda, kaymasın diye düzeltip duruyorum. Nihayet başhekim mi neymiş labirent gibi oda ve koridorlardan sonra bir yerde bir doktorun, yanına vardım. Sauna gibi bir yer, havuzlu.Yanında çocukları mı var? Dinleniyorlar. Anlattım, galiba pek aldırış etmedi, şöyle böyle bir şeyler söyledi. Gene çaresiz kaldım. Vaziyet kötü. Bu sıkıntılar içinde bunalırken uyandım. Baktım her şey yerli yerinde. Halime şükrettim, abdest alıp namazımı kıldım. Çocuklarla problem çözdük, kahvaltı yaptık, oynamaya gittiler. Kafatası ve beynim benim için çok önemli. İçten ve dıştan darbelere gelemez. Hepimizi koru Allah'ım.
SEVGİLİ ÇOCUKLARIM .17 Haziran 1988
Sizi ne kadar sevdiğimi Allah biliyor. Siz benim hayata bağlanmamın, bu adilikleri artan dünyaya dayanabilmemin en önemli sebeplerisiniz. Size ne yaptı isem; bazen tavizsiz disiplinli.Hep iyiliğiniz içindi. Yarın karşılaşacağınız aldatmalarla dolu dünyayı bir parça benden öğrenmenizdi gayem. Ne kadar zor bir eğitim: Hayatı ve insanları öğretmek. Hem de çocuklara. Evet bu zorluğu şiddetle yaşıyorum. Güzel ve masum çocuklarım! Sizi, evimize para yetiştirmek mazeretiyle ve bazı mecburi harcamalar ve ev taksitleri yüzünden bazı nimetlerden mahrum bırakmış olabilirim. Beni affedin. İnşallah bu yanlışlıkları en kısa zamanda gideririz. Üçünüz de takdirname aldınız. Yüzümü ak ettiniz. Fakat bu kağıtlara aldanmayın ve yeterli bulmayın. Dışarıdaki gürültü, şu yukarıdaki caddeden akan hayat, bin bin üstüne bin defa daha cilvelerle, oyunlarla dolu.Pek kağıtlara bakan yok. Fakat bilgi ve ilimde en ileri ve en üst saflara tırmanmayı başarır da adınızı duyurabilirseniz ayakta kalma şansınız yükselir, gücünüz artar. Üç güzellerim.Er güzellerim.Adınız ve kendiniz gibi huyunuz da güzel olmalı. Şu öğütlerimi unutmayın: -Güzel konuşun, güleryüzlü olun. -Zamanınızı boşa harcamayın. Tatil ve boş zaman diye birşey yoktur. Bunlar insanların uydurmalarıdır. Evet, dinlenin, eğlenin, gülün, gezin, oynayın.Fakat hepsi daha verimli çalışmak için gerekli ihtiyaçlardır. Beyninizi, zekanızı dinlendirip, vücudunuzu sakinleştirme gayretleridir. -Çok yorulmayın, çok da oyuna dalmayın, ölçülü olmaya çalışın. Neler yapabileceğinizi iyi hesap edin. -10 yıl önce dün bebektiniz belki 10-15 yıl sonra kucağınızda bebekler olacak. Yarına yenilmeyin, siz yenin. -Yenmek; ne yapacağını bilmek, asla engelden yılmamak, uzun yolun sonuna varmak için ilk adımı binlerce adımla destekleyip devam etmek, asla vazgeçmemektir. Size güveniyorum. Allah yardımcınız olsun.Babanız.
SINIFLARDAN AYRILIK / 5 Nisan 1989
Açıklamaya ne hacet, bu başlık yeter. 16. yılında bulunduğum öğretmenliğimin yeni bir dönemi başlıyor. Bugün resmen 8 yıldır görev yaptığım Kocasinan Lisesi'nden gençliğimin hatıralarla dolu binası Çapa'daki Hizmetçi Eğitim Enstitüsü'ne Müdür Başyardımcılığı göreviyle gidiyorum. Odam, tam da 20 yıl önceki lise sondaki sınıfımız. 1969'dan 1989'a neler oldu? 1969'u geri verseler alır mıyım? 1989'u o zaman verselerdi alır mıydım? O kadar şikayet ettiğim sınıflarımda bugün çok manalı, duygulu konuşmalar oldu. Ayrılışım beklenmedik bir zamana rast geldi. Öğrencilerim önce pek inanmak istemediler. Yarı şaka "gidiyorum, gideceğim, belki gitmem" derken onları hazırlamıştım ama öğretmen arkadaşlarım hepsi son gün, hatta son dersin bitiminde öğrendiler. Samimi üzüldüğünü söyleyenler kadar nezaketle iyi temennilerini belirtenler de oldu. Vedalaştık ve öğretmenler odası panosuna şu kağıdı astım: "Değerli arkadaşlar, yeni bir göreve nakledilmem sebebiyle aranızdan ayrılıyorum, Eylül 1981'den beri 8 yıl içinde, okulumuz ailesinde değerli dostlar kazandım. Hepinize teşekkür eder, sağlık ve mutluluklar diler, saygılar sunarım. Allah'a ısmarladık." Mehmet Mehdi Ergüzel
İBRETLİK GÜNLER VE GÖLGELER../ 9 Ağustos 1989
Sınıflardan ayrıldığıma iyi etmediğim anlamam için galiba bu tecrübeyi bir kere daha yaşamam gerekiyormuş. Bilmem ki bu ayrılık daha ne kadar sürer ve ben insanlar galerisinde nice çehreler, bin bir suratlar görürüm, Allah bilir.Yakından uzağa, uzaktan yakına. Bu arada yıllarca yolunu gözlediğim kendi evimize kavuştuk. "Ölsem de gam yemem" demem gerekiyor: Ev sahibi çık demez. Belki bu ev mezarım olur. Ben zaten biraz da yaşarken ölenlerden olduğumu düşünmüyor muyum? Yaşamayı kim tarif edebilir? Günün tarihi, bir dokuz, bir sekiz, bir dokuz, bir sekiz yine bir dokuz: 9.8.989. Ağustos'un dokuzu, yılın seksen dokuzu.Halimden pek memnun değilim, başkalarından da. Allah'ım önce kendimle ve seninle barışık olayım. Ötekiler hep gölge.
SENELER AH SENELER. / Erenköy- Kozyatağı, 17 Ağustos 1995,
Demek ben evli bir adam olalı 20 yıl geçti! 23 yaşında evlenmiştim.1975 Ağustos'unun 17'sinde ve bugün 16,17,19 yaşlarında üç oğlum var. İkisi üniversiteye bu Ekim'de başlayacak. Küçük ise lise ikiye gidecek. Hem de babasının 4 yıl kaldığı binada 4 yıl okumak durumunda bir küçük, sevimli Çapalı.20 yıl; 240 ay;1040 hafta ve 7300 gün ve kimbilir kaç saat,7300x24x60x60 kaç dakika kaç saniye kaç nefes? 43 yaşındayım. 20 yıl Milli Eğitim'e bağlı lise ve yüksek okullarda öğretmen yetiştiren Enstitülerde ve en son Fen Lisesi'nde çalıştım. Binlerce talebem oldu. Sevilen bir Hoca olmaya çalıştım. Sevilmemek ihtimali ödümü kopardı. Sonra Allah nasip etti 93 yılı Ekim'inde Sakarya Üniversitesi'ne Yrd.Doç.Dr olarak atandım. Buradaki hocalığımı da yadırgamadım. Zira ileri yaşlardaki gençlerle ve yetişkinlerle ders yapmaya mesleğimin ilk yılından itibaren alışıktım. Asıl önemli olan gençliğimden beri özendiğim ilim yolunda daha manalı bir hayat yaşayacak olmaktı.Yeni bilgiler edinmek ve ilim metotlarına uygun sentezlere varmak, bana yönelecek sorulara cevap vermek zorunda idim. İnşallah bu yolda gönlümün istediği kuvvette bir ilim adamı olurum. Memleketime hayırlı hizmetler yapmak nasip olur. Neler öğrenmedim ki bu yirmi yılda? Nelere katlanmadım ki bu 240 ayda.Ve neler görmedim ki bu 1040 haftada.Eğer bu 7300 gün öncesinde felek beni hayata iyice hazırlasaydı bu kadar sıkıntı çekmezdim. Çocuklarımızı belki daha iyi yahut mükemmel yetiştirirdik. Böyle planlar mümkün müdür, hayal midir ? Allah'ım, önümüzdeki 40-50 yılı hayırlı eyle.