Prof. Dr. M.Mehdi ERGÜZEL
Ümmi Sinan
?Gül alurlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül.?
Bu yazıda, İslam Peygamberinin Türk Milletinin gönlünde temsil ettiği engin ve derin sevgiden hareket edilerek son devir edebiyatımızdaki yansımalarına temas edilmiştir. Önce Peygamberimizin isimleriyle milletimizin hayatında asırlardır yer ettiği belirtilmiş, oğullarımızın isimlerinden Mehmetçik´e kadar adlarımızın ?peygamberâne? bir güzellik kazandığı ifade edilmiştir.Yazımızda, Yunus Emre, Süleyman Çelebi ve Fuzulî´de klasik değerdeki Peygamber sevgisi anlatan hasret şiirlerinin son devir Türk şiirinde Y.Kemal´den, M.Akif, A.Nihat Asya, Necip Fazıl, A. Ulvi Kurucu , Sezai Karakoç ve Bahattin Karakoç´ a doğru güzelliği yeni seslerle, yeni üsluplara açılan bir veçhe kazandığı anlatılmaya çalışılmıştır.
Bin yıldan fazla zamandan beri Müslüman olan milletimizdeki Peygamber sevgisi , başka İslam toplumlarıyla kıyaslanamayacak ölçüde yüksek, engin ve derindir. Bu emsalsiz bağlılık duygu ve şuurunun temelinde; uğruna âlemlerin yaratıldığı Allah sevgilisinin, ? İçinizden herhangi biriniz beni kendi nefsinden ziyade sevmedikçe hakkiyle iman etmiş sayılmaz.? hadisindeki incelik kadar milletimizi hayran eden Peygamberimizin üstün insanî vasıflarının bulunduğu da düşünülmelidir.
Milletimiz O´nun şahsında, özlediği, âdeta ?ezelden âşina? olduğu, asırlarca arayıp beklediği bir kahramanı bulmuştur. Vefayı, dürüstlüğü, merhameti, sevgiyi, hürriyet ve adalet duygusunu, aile sıcaklığını, evlat kıymetini, yaşama zevkini, fakirliğin vakarını, zenginliğin tevazuunu, yiğitliği, mertliği, nezaketi, affetmeyi, sabrı, güler yüzü, tatlı dili, çalışkanlığı, cömertliği, müsamahayı, mütebessim ciddiyeti, ruh ve beden sağlığını, fanilik ve ebedilik terbiyesini..hülasa iyilik-güzellik-doğruluk adına siyerlerde, hilyelerde ve şemail kitaplarında da anlatılan, imrenilecek neler varsa hepsini O´nda bulmuşuzdur. İşte bu yüzden,? Medyundur O´na beşeriyet??
Bu, her güzelliğin kaynağı, insanlığın iftihar vesilesi Peygamber yolunda adları Ahmed, Mahmud, Mehmed, Mustafa olan milyonlarca evlat yetiştirilmiştir. Huyları, davranışları O´na benzesin istenilmiştir.Analar, babalar çocuklarına asırlarca ?Peygamber Efendimizi, âlini ve ashabını sevmeyi? öğretmişlerdir. İnsanlığın saadeti için gelen barış ve kurtuluş dinine Süleymaniyeler, Selimiyeler inşa eden Sinanlar, Tekbirler besteleyen Itrîler yetişmiş, Mevlidler yazılmış, ilahiler bülbülü Yunuslar yollara koyulmuş, medeniyetimiz Hacı Bayram-ı Veli üslubuyla ?taş ile toprak arasında ? gönüllerde de inşa olunmuştur. Bütün mesele, O´na olan muhabbetin bir nişanesi olmak üzere Peygamber sevgisini söze, sese ve şekle aksettirmektir.
ŞİİR DÜNYAMIZDA PEYGAMBER SEVGİSİ
Bazıları soruyorlar: ?Bize neler oldu ?? Ben susuyor ve düşünüyorum: Dert varsa, deva bellidir?Yüz şu kadar sene önce Üsküp´te bir ince ruhlu anne oğlu Mehmed Âgâh´a ? Evladım hayatta iki insanı sev : Önce Peygamber Efendimizi sonra Murad Efendimizi..? diyordu. Bizi ayakta tutan dört temel değerden ikisi bu nasihate girmiştir : Din ve devlet, vatan ve millet?
O çocuk büyüdü, Yahya Kemal oldu, rahmetli anasının kabrine muhteşem bir gazel armağan etti ki validesinin ruhu şad ola. Bu mısralarda milletimizin manevî temelleri vardır. Adeta, beş vakit ezana beş beyit :
EZAN-I MUHAMMEDÎ
Emr-i bülendsin ey ezan-ı Muhammedî
Kâfi değil sadana cihan- Muhammedî
Sultan Selim-i Evvel´i râm etmeyip ecel
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî
Gök nura gark olur nice yüz bin minareden
Şehbal açınca ruh-ı revan-ı Muhammedî
Ervah cümleten görür Allahü Ekber´i
Akseyleyince âleme lisan-ı Muhammedî
Üsküp´te kabr-i madere olsun bu nev gazel
Bir tuhfe-i bedi´ ü beyan-ı Muhammedî.
Anaların duası böyle kabul olur. O çocuk yıllarca Parislerde yaşar ama anasının ruhaniyeti yanındadır. Çocukluğunda aldığı terbiye onun içindeki Peygamber sevgi ve saygısını diri tutmuş, Üsküp´teki ana kabri yad ellerde kalmış ama kırk yıl sonra edebiyatımız bu güzel Muhammedî şiiri kazanmıştır. Bu şiirde Yahya Kemal, annesinin vasiyetini yerine getirir gibi İslam´ın doğruluğa ve Hakk´a çağrısı olan ezanı yine Peygamberin adıyla anmıştır. ?Ezansız Semtler? yazısı da onundur.
( Beyatlı :1969 )
Yüce Mevla´nın ?Sen olmasan felekleri yaratmazdım.?diyecek kadar Habib´ine değer vermesi, Peygamber sevgisini gerçek Müslümanların gönlünde derin bir aşk derecesine yükseltmişti. Hz. Muhammed için Türk edebiyatında asırlarca çok güzel naatler yazılması, onu övmek, ona hayranlık ifade etmek ve ondan şefaat dilemek duygulariyle şiirler terennüm edilmesi, millî-dinî geleneklerimiz arasına girmiştir. Naat okumak ve dinlemek Müslüman Türk dünyasında derin bir zevk ve an´anedir.
( Banarlı: 1982)
Anadolu´dan önce Ahmet Yesevi´nin hikmetlerinde dile gelen bu sevgi Yeni Vatan´da Türk Edebiyatının ve Türkçenin en duru üslubuyla Yunus Emre´nin ilahilerinde şakımaya başlar:
?Bir mübarek sefer olsa da gitsem, Kâbe yollarında kumlara batsam
Hub cemalin bir kez düşde seyretsem, ya Muhammed canım arzular seni?
veya
? Canım kurban olsun senin yoluna, adı güzel kendi güzel Muhammed,
Şefaat eyle bu kemter kuluna, adı güzel kendi güzel Muhammed??
Peygamber torunlarının yattığı diyar-ı Kerbela´dan gelen Fuzulî´nin kasidesindeki ?Su? sesleri Peygamber sevgisini hasretin doruklarında gezdirir:
?Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl,
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su??
Kulakları ve gönlü bu mısralarla dolarak yetişen nesilleri böyle İslamî bir geleneğe dayandıran, ruhunu bu hassasiyetlerle dinlendiren bir millet tabiidir ki son asırdaki çocuklarına da aynı emaneti devredecek, bu sevgi üslubunu yeni isimlerle korumaya devam edecektir.
Mehmet Akif bu isimler arasında mümtaz bir yerdedir. ?Bir Gece? şiirinde Peygamberimizi destanlaştırır. O´nun doğumundaki hikmeti düşünmemizi ister :
?On dört asır evvel yine böyle bir geceydi,
Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi !
Lakin o ne husrandı ki; hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi !
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta,
Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi !?
Şair, sonraki mısralarda dünyanın hâlini, perişanlığını tasvir ettikten sonra Peygamberimizin kurtarıcı soluğuyla insanlığın kendine geldiğini , felaketlerin önlendiğini, zulümlerin durduğunu anlatır ve şiiri şu inanç yüklü, hüküm ve şükran mısralarıyla dalgalandırır:
?Âlemlere rahmetti evet, şer´-i Mübîn´i
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sahipse O´nun vergisidir hep;
Medyun O´na cem´iyyeti, medyun O´na ferdi.
Medyundur O´na bütün beşeriyet?
Ya Rab bizi mahşerde bu ikrar ile haşret .?
Fakat aynı Âkif, vatanımızın lime lime parçalandığı yirminci asrın başlarında ? Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi? nde, hafakanlar içinde ıstıraplara boğulmuş bir hâlde O´nun manevî varlığından istimdad etmekte, adeta O´nunla dertleşmekte, çare aramaktadır :
?Yıllar geçiyor ya Muhammed, aylar bize hep Muharrem oldu?
O zamanın üç yüz elli milyonluk İslam dünyası çiğnenmiştir, darmadağındır, çan sesleri ezanları susturmuş gibidir. Mazlum ve masum inlemektedir. Derde deva O´ndan beklenmekte çare O´nun yolunda ve ışığında aranmaktadır :
?Allah için ey Nebiyy-i masum, İslam´ı bırakma böyle bîkes, İslam´ı bırakma böyle mazlum !?
Nitekim, Çanakkale Şehitlerine yazdığı dillere destan şiirinde Mehmetçik için inşa ettiği emsalsiz türbeyi tasvir ettikten sonra sebeplere girdiği mısralarda Peygamber Ocağının çocukları olan, yere göğe sığdıramadığı askerimizi överken ;
? Sen ki İslam´ı kuşatmış boğuyorken husran
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın.?
der ve onları takdir edebilecek tek makamı, gönüllerimizi coşturan şu ihtişamlı mısralarla anlatır :
? Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber !
Sana âgûşunu açmış, duruyor Peygamber !?
Son devir Türk Edebiyatında Peygamber sevgi ve saygısı, yüzlerce şair ve yazarın eserlerinde ma´kes bulmuştur. Mehmed Emin ? Cenge Giderken? şiirinde askere yüce davasını şu mısrayla söylettirir:
? Yaradan´ın Kitab´ını kaldırtmam.?
Ve Kitab´a sahip çıkılması için uyarır :
? Ey kardeşler, şu küçücük armağanım atmayın,
Bir goncadır, Muhammed´in gül bağından derildi .?