Yeni yılla birlikte yeni bir sayfa açılabilir mi hayatımızda?
Savaşların,katliamların, boğazlaşmaların, sömürünün bittiği,barışın,kardeşliğin,sevginin hakim olduğu bir dünya mümkün mü diye soruyorum kendi kendime. Sonuçta insanın mutluluğudur her şeyden önemli olan.
Şüphesiz bunu sorgularken, ilk insan,ilk peygamber olarak kabul ettiğimiz Adem Aleyhisselamın iki çocuğunun da kanlı bıçaklı olduğunu, Kabil'in kardeşi Habil'i öldürdüğünü unutmuş değilim. Aleme yeni bir merhamet ve sevgi dinini tebliğ eden Hz.Muhammed'in ardından dökülen gözyaşları bile henüz kurumamışken, Kerbela'da Ehl-i Beyt'e reva görülen zulmü de içim burkularak hatırlıyorum.Ankara ovasında Timur kiminle kılıç savaşı yaptı?Müslüman Müslümanla,Türk Türkle. Diğer milletlerin veya devletlerin hangi sebeple olursa olsun başlattıkları candan ve kandan beslenen savaşları da düşünerek soruyorum: ebedi bir barış ve evrensel bir kardeşlik için ne yapılabilir?
Platon da, Farabi de, İbn-i Haldun ve başka aydınlar da bu soruya kafa yormuş,devletin yapısıyla ilgili yorumlar yapmışlardır. Farabi, erdemli ve ahlaklı hayatın ancak ideal olan devlette gerçekleşeceğini düşünür. Ona göre erdemli bir şehrin de amacı mutluluğa ulaşmak olmalıdır.Ve ancak kurdukları düzen içinde adalet sağlanırsa bunun mümkün olabileceğini söyler.Bedenimizdeki sistemlerin,organların düzenli çalışmasını nasıl kalp sağlıyorsa,toplumdaki düzeni de devlet sağlar.Bunun için de devletin başındaki yöneticinin bu düzeni sağlayabilecek kabiliyette olması gerekir.
Farabi'ye göre yöneticide bulunması gereken on iki temel özellik vardır.Bana göre bunların en önemlileri ,öncelikle sağlıklı olması lazım ki verimli bir şekilde devleti yönetebilsin,kendini kabul ettirebilsin.Yeme,içme,eğlence,oyun gibi hazlara düşkün olmamalı, çünkü bunlara düşkün bir insan devleti yönetmeye vakit bulamaz,bulsa da düzeni sağlayamaz.Bu nedenle keyfini ön planda tutmayan,işini saygı ve ciddiyetle yapan biri olmalıdır.Her zaman doğruluğu savunmalı,yalandan ve yalancılardan uzak durmalıdır.Çünkü bir yöneticinin en başta halkın güvenini kazanması gerekir.Yalandan uzak durmayan biri muhakkak ki halkına da yalan söylemekten kaçınmaz.Adalet duygusu olan biri olmalı ki toplumda da adaleti ve eşitliği sağlayabilsin ve huzurlu bir ortam oluşsun.İnsaflı,merhametli biri olmalı, insanlar ona derdini korkmadan,çekinmeden anlatabilmelidir. Devlet başkanı sert ve kaba olursa halkıyla arasında doğru iletişimi sağlayamaz.İletişim olmayan yerde de sorunlar çözülmez,aksine katlanarak artar.
Farabi'nin söylediklerine katılmakla beraber bunların yanına bir iki özellik daha ekleyebilirim. Bence bir yöneticide olması gereken en önemli özellik; her konuda ölçülü olması,ifrat ve tefritten kaçınabilmesidir.Çünkü bir şeyin nasıl fazlası dengeyi bozarsa az olması da iyi değildir.Ölçülü insan nefsine de sahip çıkabilen, yani kendinin hakimi olan insandır.Maddiyata da düşkün olmaması gerekir.
Günümüze baktığımızda, devlet başkanlarının çoğu saray gibi evlerde yaşıyor,altın kaplamalı tabak çanaklarda yemek yiyor,kaç milyarlık kıyafetler giyiyor,lüks araçlara biniyor.Böyle yaşam süren bir insanın halkın halinden anlaması bana göre pek mümkün gözükmüyor.Bir devlet yöneticisi de bu yüzden herkes gibi bir yaşam sürmeli,abartıya kaçmamalıdır.Platon'un da Devlet kitabında dediği gibi: "Toprakları,evleri,paraları oldu mu,koruyucu olacak yerde kendileri de mal sahibi ve çiftçi, yurttaşlarının yardımcısıyken düşmanı,zorba efendisi olurlar.Ömürleri kötülemek ve kötülenmekle,tuzak kurmak ve tuzağa düşmekle geçer; dışarıdaki düşmanlardan çok içerideki düşmanlardan korkarlar.Kendilerini de, devleti de ölüme sürüklerler?"
Farabi'nin dünya devleti idealine bakacak olursak,başlıktaki soruya tatmin edecek olumlu bir cevap vermemiz de galiba mümkün görünmüyor. Çünkü çok kutuplu,çok uluslu bir dünyada yaşıyoruz. Her ülkenin yaşayış şekli,kültürü,inancı,milli değerleri,tarihi farklı şekilde biçimlenmiş. Her ülkenin kendine göre çıkarları var.Bakınız Birleşmiş Milletler Teşkilatı dünya düzeni için önemli bir merhale olmasına rağmen sadece beş ülkenin ayrıcalığı var.Onlardan birinin onaylamadığı bir kararın uygulanma şansı yoktur.Yani yüzlerce ülkenin oylarının bir anlamı yok.Bu nedenle bu kadar çok ülkenin aynı noktada buluşması da bir şey ifade etmiyor.
Adaletin olmadığı bir yerde huzur da barış da yaldızlı bir fanteziden ibarettir sadece.Yani egemenlerin yöneticileri insanlık erdemlerinden nasiplenmedikçe insanlığın huzura kavuşması,barışın ve kardeşliğin tesisi neredeyse imkansız gibi. Bize düşen;ahlakı ve erdemi kendi hayatımızın ekseni haline getirmek,yaratılmış tüm varlıkları sevgi ile kucaklamaktır. Milli konularda Yavuz da olabilriz gerektiğinde,ama aslolan hayatı Yunus gibi yaşayabilmektir. --------------Ahmet Acaroğlu-------------