ÖĞRETİM  ÜYELİĞİNİN CAZİP HÂLE GETİRİLMESİ

″Üniversiteler; ilim, irfan yuvalarıdır. Yeni teknolojilerin bir ülkeye girdiği pencerelerdir,.eğitimin bütünlük içinde olması gerektiği gerçeği dikkate alınarak öğretmen/öğretim üyesi yetiştirme işi mutlaka akademik temele dayandırılmalıdır. ″ (Demirci:1988). * Araştırma görevliliği, öğretim üye yardımcılığıdır. İlgili bölümün ilk sınıfından itibaren çalışkanlığı ile dikkati çeken ve not dökümüne yansıyan başarısıyla belli sayıda gence gülümseyen bir seviyenin ifadesidir. Bu gençler; önlerine ÜDS, ALES gibi barajlar konulmadan titiz yazılı ve sözlü sınavlarla da seçilebilir. 70-80 yıl önce böyle seçilen ve sonra ülke ve dünya çapında isim yapan bilim adamlarının tercihlerinde yanlış mı yapılmıştı? Biz, buralara merkezi sistemlerin elemelerinden geçerek mi geldik? Yoksa, çalışkanlığımızla ve hocalarımızın güvenini kazanarak, uykusuz gecelerimizin bedeliyle sabahlayarak mı geldik? * Biz son 10-15 yıl içinde merkezi sınavların, öğretim üyesi yetiştirme sistemini bozduğu, objektifliği sağlayamadığı, kayırma dedikodularını da tamamen önleyemediği gibi endişelerin de her bakımdan yerinde olmadığını düşünüyoruz. Fakat sistem yenilerken son 50-60 yılın verimli ve isabetli tecrübelerini yok saymak da doğru olmamıştır. "Yeni düzenlemeler aceleye getirilmiş, kısa süreli değiştirmelerle güven duygusu zayıflatılmıştır." diye düşünenler, artmaktadır. * Üniversite bitiren bir gencin bilgi seviyesini, ALES, ÜDS ve YDS gibi sınavlar yeterince ölçememektedir. En azından bu ölçüler yetmemektedir. Başka değerlendirme kıstasları da lazımdır. Lisansüstü eğitim için ℅ 50 ALES barajı acımasızdır. Bölüm birincisi bir gencin 49 puanlık ALES'i ile vasat bir öğrencinin 82 puan olan ALES'i, sağlam bir ölçü sayılabilir mi? Bu öğrencileri 4 öğretim yılı boyunca kusur ve meziyetleriyle tanıyan öğretim üyelerinin hiç mi seçme iradesi olmayacaktır? * Araştırma görevliliğine girişte ALES ve ÜDS,YDS engeli yerine, mezuniyet notu ile birlikte bölüm kurulunca hazırlanan, ihtisasa dayalı, çetin konulara girebilecek yazılı ve sözlü sınavı dikkate alınmalıdır. ALES ℅ 25'i aşamamalı, ÜDS barajı olmamalı, hatta bölüm tarafından klasik sistemde olduğu gibi alan terminolojisinin esas alındığı çift dereceli, alanla ilgili metin çevirisini de dikkate alan bir yabancı dil sınavı devreye girmelidir. İşte o zaman çalışkanlığın bir manasının olduğu anlaşılacaktır. Ayrıntılar, maddeler halinde bir seçme yönetmeliği halinde düzenlenebilir. * Araştırma görevlisine sadece memur veya öğrenci muamelesi yapılmamalıdır. Onlar, hem memur, hem öğrencidir fakat ikisinden de ötede geleceğin belki de ülke ve dünya çapında ses getirecek öğretim üyesi adaylarıdır. Bu rolüne alışabilmek için asistan, sembolik de olsa danışmanıyla haftada dört saat derse girmeli, dört saat de kendi adına ücretli ders alabilmelidir. Bilimsel çalışmaları, okuma ve araştırmaları ile mesaiye bağlı gidiş gelişleri ise, maaşının bedeli, devletin burs desteği gibi görülmelidir.. *Araştırma görevlileri, yüksek lisans ve doktora yolculuğunda hangi çalışmaları yaptıklarını, danışman hocalarının yanı sıra, anabilim dalı ve bölüm kuruluna da dönemlik veya yıllık olarak rapor halinde sunabilmelidir. Bu çalışmalarda yönetme ve yönlendirme işi, danışmanın en titiz uyguladığı görevlerden biri olmalıdır. Aksi halde hedefe varmakta zorlanılacağı açıktır. "Usta-kalfa-çırak geleneği" basit bir mesele değildir, mutlaka uygulamada kalmalı; hiçbir genç bilim adamı adayı, kendi yolunda rehbersiz ve dikine bir ısrarla gitme bahtsızlığına uğramamalıdır. Hangi alanda rehbersiz gidilmiş ki en önemli kurumda görev yapan bir genç ″Ben artık oldum!″ diyebilsin. YÜKSEKÖĞRETİM'DE 2023 UFKU. ″Eğitimin geleceği″ yahut ″Geleceğin eğitimi″ mantığıyla bakıldığında üniversitelerimizin hür düşüncenin kaleleri ve hasbi araştırmaların merkezleri olarak her zaman öncü roller üstlendiği açıktır. Memleketin çalışkan, iradeli, disiplinli ve zihni açık çocuklarının üniversite hocalığına ve bilim hayatına özendirilmesi, bu ideale gönül verecek bir heyecan ile yetiştirilmeleri şarttır. Bugün üniversite sayımız 200'e yaklaşmıştır. 300-500'lerden bahsedilmelidir, biz ise önümüzdeki 20 yıl içinde bu sayının 1000'e varmasını özlemekteyiz. * İlkokula giden her yüz çocuğumuzdan kaçı üniversiteye gidebiliyor ? ℅10'u,%15'i mi? Ne kadar utandırıcı bir nispet ! Herkes mi okusun? Böyle soru mu olur? O zaman çare bulunması şarttır. Ülkenin bütün çocukları, seviye ve isteklerine uygun alanlarda yüksek tahsil yapabilmelidir. * Ancak herkes çalışma seviye ve kapasitesine, eğilimlerine uygun yükseköğretim kuruluşlarına gidebilir. Herkes tıp okuyamaz, herkes sanatçı olamaz ama kendine uygun bir alan bulabilir, yan dallara veya mesleki yüksek okullara yönelebilir * İşte bu ihtiyacı karşılamak için her alanda çok sayıda lisans üstü eğitim yaptırılacak "genç doktorlar"a ihtiyaç vardır. Kalite ve rekabet kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü insanın tabiatında yarış duygusu vardır.O yüzden açılacak yeni yükseköğretim kuruluşlarına her alanda öğretim elemanı hazırlamak şarttır. * Yüksek lisans ve doktora yapmaya yatkın binlerce gencimiz vardır. Onların önlerine yol kesici, heves kırıcı engeller konulmamalıdır. * Katı sistemleri muhafaza yerine, kendi şartlarımıza uygun esnekliklerle; uzmanlığı özendirici, okuma ve araştırmayı artıran yeni teknolojilerden yararlanma imkanları sunulmalıdır. * Türkiye bir "üniversiteler ülkesi" olarak, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'da cazibe merkezine dönüşmelidir. * ″Üniversite öğretim üyesi, gücünü ilminden ve şahsiyetinden alır.Kendi gücünü kendinden alabilen ve kendi kendini yönetebilen insan yetkisi.″ (Soysal:1988) en çok üniversite mensubu bilim adamlarına yakışmaktadır. Çünkü her devrin yeni gençliğini onlar yetiştirmektedir. Üniversite öğretim üyeliği, herkesin gözünde varılabilecek en ideal nokta olarak görüldüğü ölçüde, ülkede ve dünyada barış, hürriyet ve huzur ortamı gelişir ve güzelleşir. * Türkiye, yetişmiş ve yetişmekte olan insan gücünü kullanma ve değerlendirme konusunda cesur adımlara ihtiyaç duymaktadır. SONUÇ Y.Kemal ″Ruh, ufuksuz yaşamaz.″diyor. Eğitimde yeni ufuklara açılmaya ihtiyacımız vardır. Çareler bellidir: *Yükseköğretim öğrencileri ilk lisans sınıflarından itibaren takip ve teşvik edilmeli, lisans üstü eğitime hazırlanmalı, her alanda mevcudun dörtte biri mutlaka lisans üstü eğitime hazırlanmalıdır ve kesinlikle bu planlamadan sonuç alınmalıdır. * Bu öğrencilere, ulusal ve uluslar arası planda, temel kaynaklar okutulmalı, bilimsel terminoloji öğretilmeli, burs/hediye desteği yapılmalı, onların yazma/anlatma ″sunum yapabilme, çalışmalarını tanıtabilme becerileri ″ ve alışkanlıkları, geliştirilmelidir. * Gençler, akademik yolda yalnız bırakılmamalı, demokratça denetimlerle, yarının bilginlerinin çalışmaları, bölüm kurulları ve danışmanlarınca izlenmeli, gayretleri, teşvik edilmelidir. Öğretim üyeliğine hazırlanacak gençler, kısa bir müddet (bir-iki yarıyıl) kurulma çalışmaları -yıllardır- devam eden "Öğretmen Akademileri"ne alınmalıdır..Bu akademiler, Ankara, İstanbul, İzmir, Erzurum, Samsun, Antalya, Gaziantep. gibi, ulaşım ve mesafe özellikleri bilinen bölgelerimizin büyük şehirlerinde kurulmalı, ".bu müesseselerde öğretmenlikle ilgili bütün vasıfları kazandırıcı bir eğitim verilmelidir." (A.Pala:1996). * Bilim adamı adaylarının özel hayatlarındaki problemlerde yaşayabilecekleri sıkıntılar , nezaket ölçüsünde öğrenilmeli ve problemler uzman desteğiyle aşılmalıdır. * Genç araştırmacıların, alan tecrübelerinin artması için aylık veya üçer aylık dönemlerle grup halinde yurt dışına gidip gelmeleri sağlanmalı, gittikleri yerlerde yalnızlığa terk edilmemeleri hususunda uygun tedbirler alınmış olmalıdır. * Yetişmekte olan bu gençler, alanlarında doktorayı tamamlandıktan sonra onlara alternatifler sunulmalı, öğretim görevliliği tecrübesi edinmeleri için gereken proğram düzenlemelerine gidilmelidir. * Belli zaman aralıklarıyla makale, kitap, uygulama web sitesinde sunum çalışması gibi faaliyetleri teşvik görmeli ve takip edilmelidir. * Belli bir tecrübe ile birlikte onların da klasik geleneğin gereği olarak, " çırak-kalfa-usta" usulüyle yeni gençler yetiştirmesinde rol oynamalarının kapıları aralanmalıdır. * Genç öğretim üyelerinin, başka üniversitelerde derse girmesi, geçici görev uzmanlık alanlarıyla ilgili sunum ve konferans gibi etkinlikleri artırılmalı ve tele-konferans, görüntülü eğitim gibi imkanlara doğru açılmaları sağlanmalıdır. "ABD'de 2169 üniversite bulunmaktadır (1996 itibariyle). Bu kurumlar her yıl, verdikleri eğitim, sahip oldukları akademik kadro v.b. hususlar dikkate alınarak değerlendirme yapıldıktan sonra sıralamaya tabi tutulmakta olup bu sıralamalar da ilan edilmektedir. Bu uygulama ise yükseköğretim kurumları arasında ciddi bir rekabete; sonuç itibariyle, eğitimde kalitenin yükselmesine katkıda bulunan sağlıklı bir yarışa yol açmaktadır." (Bilgen:1996). Hülasa; Üniversiteler, ülkenin motor gücüdür. Ne kadar çok gence ihtisas kapıları açılırsa rekabet o ölçüde artar. Şimdiden bin üniversitemiz, 100 bin profesörümüz, 300 bin doktorumuz olsaydı fena mı olurdu? Geçen 95 yılın üniversite planlamasında eksikler ve hatalar vardır. Bu hatalar, gelecek 5-10 yılda telafi edilebilir. Buna inanıyoruz. "Mevla görelim neyler." KAYNAKLAR Akalın, Prof.Dr.Ş.Haluk, Geçmişten Geleceğe Türkçe, Eğitimin Geleceği Üzerine Tartışmalar II, s.54-60, Bursa 2009. Bilgen, Ülkü, ABD'de Eğitim Hakkında Araştırma, Yeni Türkiye Dergisi,s.542-564, Ankara 1996. Cafoğlu, Yrd.Doç.Dr.Zuhal, Değişen Eğitim Sistemindeki Değişmezlik, Yeni Türkiye Dergisi, s.7, Ankara 1996. Çağlar, Prof.Dr.Arif, Yükseköğretim Komisyon Görüşmeleri, XII.Milli Eğitim Şurası, RGK, s.229-231, İstanbul 1989. Demirel, Prof.Dr.Özcan, Eğitimde Yeni Arayışlar, Yeni Türkiye Dergisi, s.39-46, Ankara 1996. Doğramacı, Prof.Dr.İhsan, Yükseköğretim Komisyon Görüşmeleri, XII.Milli Eğitim Şurası, RGK, s.259-262, İstanbul 1989. Göğüş, Prof.Dr.Kemal, Yükseköğretim Komisyon Görüşmeleri, XII.Milli Eğitim Şurası, RGK, s.231-234, İstanbul 1989. Güzel, H.Celal, XII.Milli Eğitim Şurası Açış Konuşması, Raporlar-Görüşmeler-Kararlar, s.17-39, İstanbul 1989. Pala, Yrd.Doç.Dr.Ayhan, Eğitim Reformuna Doğru, Yeni Türkiye Dergisi, s.66-68, Ankara 1996. Soysal, Prof.Dr.Mümtaz, Yükseköğretim Komisyonu Görüşmeleri, XII.Milli Eğitim Şurası, RGK, s.216-218, İstanbul 1989. Toğrol, Prof.Dr.Ergün, Yükseköğretim Komisyon Görüşmeleri, XII.Milli Eğitim Şurası, RGK, s.264-265, İstanbul 1989. Türkkan, Prof.Dr.R.Oğuz, 21.Yüzyıla Göre Eğitim, Yeni Türkiye Dergisi,s.53-57, Ankara 1996. Prof. Dr. M. Mehdi ERGÜZEL