DEMOKRASİ VE ANAYASA

     1982 Anayasasında  güçlendirilen Cumhurbaşkanlığı makamına    merhum Turgut Özal´la birlikte, 1989 dan itibaren  siyasetten gelen  cumhurbaşkanları seçilmiştir. Bunun istisnası  Anayasa Mahkemesi başkanlığı yapmış bir bürokrat olan A. Necdet Sezerdir (2000-2007)  Bunun dışında  merhum S. Demirel(1993-2000) ve ardından  Sn. A. Gül (2007-2014) hep siyasetten gelen cumhurbaşkanlarımızdır. Cumhurbaşkanlığı makamı artık güçlü de dolduğunda  dönemin iktidar partisi,  o dönem  Dışişleri Bakanı olan Sn. A. Gül´ü  aday gösterir.  Mecliste yapılan oylama  sonucunun  Anayasa Mahkemesi tarafından  iptal edilmesiyle 11. Cumhurbaşkanı seçilemez. Bu arada iktidar Partisi olan AK Parti seçim kararı alır. Alınan erken seçim kararı sürecinde   cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile ilgili  anayasa değişiklik paketi hazırlanır ve meclis tarafından kabul edilip liderlerle  sembolik bir makam olmaktan  çıkmış   yasama ile yürütme arasında  önemli  bir rol üstlenmiştir.   A. Necdet Sezer´in görev süresi 2007 onaylanmak üzere  zamanın Cumhurbaşkanı Sn. A. N. Sezer´e gönderilir.  Cumhurbaşkanı değişiklik maddesini veto ederek görüşülmek üzere meclise geri gönderir. Tasarı aynen bir kez daha meclisten geçer. Cumhurbaşkanı    değişiklik maddelerini halkoyuna sunma kararı alır. Referandum sonucunda  değişiklik %68 oyla kabul edilir ve yasalaşır. 22 Temmuzda yapılan erken seçim sonucuna göre AK Parti yeniden tek başına iktidar olur ve cumhurbaşkanı seçme süreci tekrar başlar.  Nisanda başlayan süreç Ağustosta tamamlanır ve Sn. A. Gül  11. Cumhurbaşkanı olarak seçilir.      2007 de  referandum ile gerçekleştirilen bu değişiklikle  ülkemiz siyasi tarihinde ilk defa 2014 te,  doğrudan halk oylaması ile  oyların %51,7 sini alarak Sn. R.T. Erdoğan  12. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Böylece halkın  yasama görevini üstlenmiş  meclisi seçtiği,  yürütmenin meclis aritmetiği ile  ortaya çıktığı, halkın iradesinin temsili olarak  yansıdığı bir sistemden, yasama ve yürütmenin  ayrı ayrı halk  tarafından seçildiği bir  sisteme  geçildi. Yasama  gücünü   üstlenmiş  seçilmiş bir meclis,  yürütme gücünü üstlenmiş, meclis  içinden çıkan   bir hükumet ve seçilmiş bir cumhurbaşkanı?.Yürütmede ki iki başlılığı ortadan kaldırmak, ve   istikrarsızlıkları önlemek  güçlü bir yürütme  sağlamak  amacıyla AK Parti  tarafından  hazırlanan  toplam 21 maddelik  anayasa değişiklik teklifi geçtiğimiz  günlerde  Meclis Başkanlığına sunuldu ve Anayasa  Komisyonunda  görüşüldü. Komisyon  teklifin bazı maddelerinde değişiklik yaparak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapan Kanun Teklifi´ni kabul etti. Kanun teklifi  önümüzdeki günlerde  Mecliste  oylanacak       Anayasa, devletin yönetim biçimini açıklar. Demokrasinin  formülü olan kuvvetler ayrılığı prensibine göre devlet yapısı  Yasama, Yargı ve Yürütme olarak  tanımlanan kuvvetler, ayrı ellere verilerek ancak demokratik bir yönetim oluşturulabilir. Bu güçleri ellerinde tutan yapıların oluşturulmasında da   olabildiğince doğrudan doğruya  halkın iradesi  söz sahibi olmalıdır. Ülkemizde de  kuvvetler ayrılığı ilkesine göre  bir devlet örgütü oluşturulmuş Yargı- Bağımsız Mahkemelere,  Yasama-Türkiye Büyük Millet Meclisine, Yürütme- Cumhurbaşkanı ve  Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Yapılan seçimlerle vatandaş bu  yapılardan sadece Meclis için  oy kullanarak  yasamayı  belirlemekte,  yürütme  Meclis aritmetiğine göre şekillenmektedir. Son Cumhurbaşkanı seçimi haricinde vatandaş  milletvekillerini seçtikten sonra kimin Başbakan kimin Cumhurbaşkanı olacağına sadece seyirci kalmaktadır.  Halkın iradesinin  tüm kuvvetler üzerinde daha fazla hissedilmesi demokrasinin bir gereğidir. Yasamanın yanında yürütmeyi de halkın seçmesinin ne  sakıncası olabilir ki? Fakat  devlet gücünü yapılar arasında dağıtırken de terazinin dengesini bir taraf lehine veya aleyhine bozmamak hukuk kurallarına  sıkı sıkıya bağlayarak  belli bir denge içinde çalışmalarını sağlamak  esas olmalıdır. Devlet  o toplumu oluşturan tüm bireylerin ortak mutabakatı ile oluşur ve hayatiyetini devam ettirir. Temel ilkelerinde birleşilmeyen, uzlaşma sağlanamayan  bir  anayasanın  sürekli değişiklik talepleriyle istikrarsızlık yaratacağı unutulmamalıdır. Genel amaç yangından mal kaçırırcasına bir değişiklik yapmak değil ,Anayasanın diğer tüm maddeleri ile de uyum ve ahenk sağlayacak, işleyebilecek ve  pratiği olan Kuvvetler ayrılığını haleldar etmeyen ,hiçbir kurum ,kuruluş ve kişiyi güç zehirlenmesine uğratmayacak bir  Anayasa ortaya çıkarmak olmalıdır.