Birgülce

Bazen düşünüyorum da şu insan denen canlı çok doyumsuz ve anlaşılmaz bir canlı türü diyorum kendi kendime... Nemi demeye çalışıyorum,az sabredin değerli dostlarım arkadaşlarım... Mesela;kimileri var ki evlerinin dört duvarını örten çatılarının kıymetinden bihaber, Kimileri ise;Arka sokaklarda! dört duvar arasında ama çatısı olmayan bir eski viranhanede gökyüzüne bakarlar çaresizce yağmurda karda kışta... Hele hele kimileri varki; kaç yüreği kırarım kaç gönlü harap ederim,kaç insanı soğuturum hayattan diye,egosundan ödün vermeden, gezer insan bedenlerinde.... Yani çeşit çeşit,tip tip "insan" kılığında aramızda dolaşan canlılar var.... Bir toplantıya katılmak için gittiğim İstanbul'daki gördüğüm insan manzaralarından bahsediyorum anlayacağınız... Neler neler var, sokaklarda caddelerde canhıraş bir şekil de koşuşturup duran türlü türlü insan manzaralarından bir kaç örnek.... Kimi ekmek peşinde,kimi keyfi için loş ışıklı izbe mekanlar arıyor İstanbulun meşhur cadde ve sokaklarında... Kimileri ne giysem telaşında vitrinlerle adeta cebelleşmekte,kimileri üşüyen bedenlerini gazete kağıdı yada kartonlarla,bir tahta bankın üzerinde örterek geceyi nasıl geçireceğinin korkusuyla şaşkın şaşkın etrafına bakışlar atmakta ve Sabaha nasıl ulaşırım diye bir parça güneş beklentisinde... Az ötede bir kadın yanında iki çocuğu ile o çöp kutusu senin bu çöp kutusu benim diye bir umutla çöp kutularını karıştırmakta.... Bir mekana oturup yemek için bir şeyler sipariş verdiğimde gördüm ki, Kimileride yok'un olmadığı tokluk sofrasında masa üstündeki yiyeceklere burun kıvırmakta,hiç doymayacakmış gibi bakan gözlerle... Değerli dostlarım arkadaşlarım bende diyorum ki; kiminin çilesi ayağına,kiminin çilesi yüreğine dolanır... Ve yine bir kere daha tekrar ederek diyorum ki kendi kendime,şu İstanbul denen şehirde,boğaz da dalgalarla boğuşup yüzmeyi öğrenenle, Bir kaşık suda boğulan da aynı şehirin içinde çırpınmakta... Ve bu dönen hayat çarkı için de tadında yaşayanlarda var,nefes almak için oksijen çadırına ihtiyaç duyanlarda... Bir şeyleri fark etmek lazım artık.... Çok geç kalmadık mı sizce de?... Acıları bir süzgeçten geçirme zamanı değil mi artık...eşitliğe adalete,sevince mutluluğa kol kanat açarak.... Sadece bir el uzatmak düşer insan olan İNSANA... Bu fani yolculukta var olan değerleri adil bir şekil de paylaşmak yazmıyor mu acaba şu insan denen canlının kitabın da?... Sil baştan başlamaya ne dersiniz? Saygıyla sevgiyle yeniden,ISINMAK için güneşi bekleyen insanların duasında olmak için.... Çünkü biliyorum ki;Kimileri de "Bir cana kaç yürek eklesem sevinçle yaşar" diye bir şeyler yapabilmenin derdinde.... Kara ve gri bulutların bir gün dağılacağına inanıyorum tüm yüreğimle... İşte öyle... (Birgülce)