Mesafeyi Ayarlamak!
İnsan ilişkilerinde 2 iğne arası mesafe derken 3 adım mesafeye geçiş yaptığımız günlerdeyiz.
Çay içerken bile yanmamak için DUDAK PAYINI hesap etmişiz halbuki. İnsanoğlunun başına ne geldiyse bu "ORANTISIZ YAKINLIKLAR" sebebiyledir. Unutmamamız gereken tek şey: DENGE!
Madem konumuz MESAFELER...
Arthur Schopenhauer´in 1851´de yayınlanan Parerga ve Paralipomena denemelerinin bir bölümünde çok güzel bir hikayeden bahsediyor:
Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü.
Şu OKLU KİRPİLER alem canlılarmış
Yaklaşsalar birbirlerine batan okların acısı, uzaklaşsalar donuyorlar. Bu ikilemde gidip gidip geliyorlar.
Zooloji hep ilgimi çekmiştir. Biz de hayatımızda bunu yaşıyoruz. Yaklaştıkta canımızı acıtan insanlar vardır , uzaklaşırız ama yine olmaz. İnsanları da bir araya getiren iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir.
İlk başta kimsenin okları dik değildir, yumuşacıktır. Sarılırsınız herkes tatlıdır, muhteşemdir ama sonrasında birbirinize yaklaştıkça oklar çıkmaya başlar. İlk önce bir tanesi okunu kaldırır ve diğerinin canını yakar. Ya karşılık verilir, ya da bir iki defa daha battıktan ve birbirimize sarıldıkca oklar karşılıklı can yakmaya başlar. Bir süre sonra kimse kimsenin canını yakmasın diye oklar içeri çekilir. Artık biliyorsundur ki o senin canını yakabiliyor, sen de onun canını yakabiliyorsundur istediğin zaman.
O ilişkinin bitişidir. Yani sonun başlangıcıdır. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, fazla samimiyet tadınızı kaçıracaktır. Bir insanı ne kadar fazla tanırsanız o kadar yakına girersiniz ve pikseller büyür görüntü bozulur.
Yakına girince hileleri keşfedersiniz, işte o zaman işin tadı kaçar.
Bu okları birbirine batan kirpiler neden kendilerini birilerine mecbur hissediyor anlayamıyorum.Tükenmişlik sendromu bu olsa gerek. ?Kuyunun dibindeki kurbağa, gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır? Çin atasözü konuya kapak olur. Kuyunun dışına bir çıksanız gökyüzünün büyüklüğü karşışında hayretler içinde kalacaksınız.
Arada bir düşünmemiz gerekir; muhteşem gökyüzünü görmemizi engelleyen bir kuyunun içinde olabilirmiyiz? Bu kuyu bazen para hırsı, bazen kariyer sevdası, bazen kötü bir ilişki, bazen önyargılar, bazenbde korkular ve endişeler olabilir veya sizinki çok daha farklı bir şeydir? Önemli olan ise kuyuda olduğumuzun farkında olmak ve dışarıya çıkmak için çaba harcamaktır.
O kuyuda mutlu mesut musunuz?
Alternatifsizliğin çaresizliğine hapis edilmişsiniz. Halbuki çare cok basit: Ziplamasini bilmek gerek!
[email protected]