Oğuz Çetinoğlu ile soru cevap
Oğuz Çetinoğlu:1960'tan sonra siyasi hayattaki değişiklikler, fikir dünyamızı da etkiledi. Hocamızın fikri çizgisinde değişiklik olmadı. Buna rağmen seçilmiş ve tayin edilmiş vazifelilerle, geniş halk tabakası nezdindeki itibarı değişmedi, hatta arttı. Şiddetli fırtınalara rağmen dengeyi koruyabilmesinin sırrı neydi ?
Prof. Dr. Mehdi Ergüzel: Son zamanlardaki mülakatlarda "güzel soru.." demek adet oldu. Bence bu soru, soyadınızla mütenasip "çetin bir soru"dur, düşünmeliyim. Hocamın hatırasına uygun cevap vermeliyim. Rahmetli Kabaklı Hoca, "partiler üstü" kalmaya hususi bir dikkat gösterirdi. Gayet tabiidir ki milliyetçi hatta "Turani idealleri" ve hasretleri vardı. Hayatının son 10-15 yılı içinde gittiği Orta Asya Türk diyarlarını görmek ve Orhun Abidelerinin bulunduğu bölgeleri gezmek onu çok sevindirmişti. Diğer İslam ülkelerini de çeşitli vesilelerle görmüş, intibalarını yazmıştı. Avrupa'yı, Amerika'yı ve Uzakdoğu'yu ise gençliğinden itibaren Paris'ten başlayan seyahatlerle, konferans davetlerine icabet ederek bizzat içinden tanımıştı. Çin'i görüp görmediğini hatırlayamadım. Görse de pek hoşlanmazdı, üzülürdü diye düşünüyorum. Her yurt dışı seferinden vatan hasretiyle dopdolu bir heyecanla dönerdi. Yurdumuzun neredeyse her köşesinden aldığı davetlere icabet etmiş, en çok da Harput gezilerinden "çocukluk, gençlik hatıraları"yla mesut dönmüştü. Böyle bir gönül adamının gündelik siyasete heveslenmesi mümkün değildi. O bir partinin adamı olamazdı. Kaç kere "milletvekilliği teklifi" aldığını, nezaketle geri çevirdiğini biliyorum. Bize dahi sorardı. Rahmetli Demirel ve rahmetli Türkeş'e hususi bir muhabbeti vardı, diğerleri ile belli mesafede medenice diyaloglar içindeydi. En son bir ara seçimde -tafsilatını tam bilmediğim- bazı ısrarlara kulak vererek Çiller'in liderliğindeki bir partiden aday oldu fakat seçim ertelenince bu niyet de yarım kaldı. Belki öylesi daha hayırlı oldu. Birilerinin mensubu gibi sanılmaktan kurtulmuş oldu. Hoca, siyasetin adamı değildi fakat yıllarca en sert siyasi yazıları da yazan oydu."Ecurufya" ve "Bizim Alkibiades" bu yılların tipik yazılarıyla yüklüdür. Günümüzde, muhalefeti, iktidarları ve "devletlu"ları onun kadar ehliyetle ve medenice, asla taviz vermeden değerlendirecek kalem olduğunu düşünmüyorum. Kimse de yazdıklarından dolayı onun üzerine gitmeye, onu susturmaya, sindirmeye cesaret edemezdi. Çünkü hakkı, hakikati yazardı. Milletin sesiydi. Her meslek mensubunun derdi onun köşesinde "Gün Işığında" aydınlanarak ayan beyan ortaya çıkardı.1970'lerde bizim "Çapa Yüksek Öğretmen Okulu"nun meselelerini bile kaç kere yazmış, davamızı sahiplenmişti. Milletimizin okur yazarları, onu sever ve takip ederdi. Şimdiki onlarca yazardan ve konuşurdan hangilerini kim ne kadar benimsemiştir, bilemiyorum.. Demek ki Ahmet Kabaklı olmak kolay iş değilmiş. Bu kadar sevilmesinin, yazdıklarına güvenilmesinin sırlarından biri; içinde yetişip geldiği milletinin iç dünyasını bilmesi, "iki yaşında yetim kalmış bir evlat" olarak "garibin halini ta derinden anlayabilmesi"ydi. Bir diğer sır, sağlam bir İslami terbiyeden geçmesi, devletimizin kanatları altında yatılı okuyarak yükselebilmesi ve bu minnettarlığı, vefa borcunu, şükran hissini daima nefsinde taşımasıydı. Güvendiği yakın çevresiyle istişare eder, danışır ama temel değerlerden bir adım geri gitmezdi. Bu hayat düsturlarını; yıllar içinde okuduklarından, hocalarından öğrenmiş, şahsında pişirmiş, olgunlaştırmış olmalıydı.
Çetinoğlu: 'Başarılı olmak, zirveye çıkabilmek için ihtiraslı olmak gerekir' deniliyor. Kabaklı Hoca zirveye çıkabilmiş başarılı bir yazar ve fikir adamıydı. İhtiraslı mıydı? Cevabınız 'evet' ise ihtirasını; 'hayır' ise, başarısını nasıl yorumlarsınız ?
Prof. Ergüzel: Kabaklı Hoca için "ihtiraslıydı" diyemem ama rahatlıkla, "çok çalışkandı, hiç boş zamanı yok gibiydi, sürekli, okur, yazar, vazife addettiği bazı önemli işleri yetiştirmeye uğraşır dururdu" diyebilirim. Bence "ihtiras"; herhangi bir kazanç uğruna, başkalarının zararına bile olsa hırs içinde canını dişine takarak adeta her vasıtayı mübah görmek, idealleri hiçe saymak, bir davası olmamak, hep kendi menfaatini düşünmektir. Kabaklı Hoca, Peygamberimizi seven ve onun yolunda giden adamdı. Peygamberimizin, kendisine vaad edilenlere karşılık "Bir elime Güneş'i, bir elime Ay'ı verseniz davamdan dönmem." deyişini düşünüyorum da o büyük insana hayranlığım her seferinde daha da artıyor. Rahmetli Hoca da davasına sadıktı. Türk-İslam ülküsüne gönül vermişti. Bu bağlılığın adı "ihtiras" değil "mefkure" olur, "ideal" olur, "davasına sadakat" olur. Başarılı insanlar; Rahmetli O. Şaik Gökyay'ın "Bu Vatan Kimin ?şiirindeki yiğitler gibidir. Onlar; ilimde, sanatta, siyasette ve hayatın her alanında "karınca misali", menzile varamayacak olsalar bile "Hac yolu"na girenler, ömrünü bir hak uğruna "iyilik-güzellik-doğruluk" uğruna feda etmeyi göze alanlardır. İhtiraslı olmak, başarılı olmak için yetmez. İhtiras, insanı yerlerde süründürür ama bence dava adamlarını yükselten, onları ayakta tutan gerçek, çektikleri ıstıraplara rağmen benliklerinde taşıdıkları manevi kanatlardır.
Çetinoğlu: Kabaklı Hoca, pek çok yazara, eğitimciye örnek oldu. Pek çok kişiyi etkiledi. Kendisinin örnek aldığı, etkilendiği kişi veya kişiler hakkındaki düşüncelerinizi lütfeder misiniz?
Prof. Ergüzel: Haklısınız. Ahmet Kabaklı, yarım asrı aşan, hocalık ve yazarlık hayatı boyunca bizim nesil dahil binlerce genci etkilemiş, şahsiyetleri üzerinde silinmez milli izler bırakmıştır. Bu 40 yıl içinde yazılarıyla her gün karşılaşan memleketin her yerinden, her meslekten vatan evladı, onu görmeden ondan ders almışlar, zihinlerindeki tereddütleri yenmişler, meselelere nasıl bakmak, nasıl tavır almak gerektiği konularında görüş sahibi olmuşlardır. Bu; "büyük sözü dinlemek, işin aslını bilene bilhassa, hocalara kulak vermek, onların sözünü dikkate almak." geleneği, milletimizi asırlardır ayakta tutan, düşmanımızın aşamadığı manevi gücümüzdür. Rahmetli Hoca, bütün tevazuu ve vakarı içinde hocalığının itibarının farkında olarak yaşadı. Hep saygı gördü. Konuştuklarının ve yazdıklarının mesuliyetini müdrikti. Bu yaşama üslubu ve tavrını kimlerden öğrenmişti? Çocukluktan ve gençlik yıllarından itibaren şahsiyetini yoğuranlardan ve şüphesiz, son günlerine kadar okuduklarından, bitmeyen tefekkür zamanlarının kendisine öğrettiklerinden. Anadolu toprağı erenlerle doludur. Ana duasıyla başlayan terbiye hocalarla devam eder. Üniversite yıllarında Yahya Kemal, Tanpınar, Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Arif Nihat, Mehmet Kaplan, Ayverdiler, İbrahim Kafesoğlu, Kaya Bilgegil,.. Kabaklı Hocanın yaşayan fikir ve edebiyat çevresidir. Fakat edebi klasiklerimizi tanıma ihtiyacı, onu fakülte yıllarında Akif'ten, Namık Kemal'e, Gökalp'e, Mevlana'ya, Yunus Emre'ye, Fuzuli, Baki ve Nedim'e. kadar uzanan çok zengin metinlerle tanıştıracaktır. Hocaları, "Son Osmanlılar"dır. Kaybedilen koca bir imparatorluktan kalan son yadigar nesildir. Onları okuya okuya, dinleye dinleye yetişmek, az tecrübe değildir. Bu mesele uzar gider.
Çetinoğlu: Kabaklı Hoca, hayatı boyunca pek çok başarı armağanlarına layık görüldü. Vefatından sonra resmi ve özel kuruluşların tavırlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Ergüzel: Hoca sağlığında, çeşitli milli kültür kuruluşlarından ödüller aldı, ilgi ve itibar gördü. En hoşuna giden de "Şeyhülmuharririn" unvanına layık görülmesiydi. Kendisine AKM'de muhteşem bir törenle tevdi edilen bu armağan ve orada yapılan konuşmalar ona hayatının en nadide saatlerinden birini yaşattı. O törenden 20 yıl kadar önce de aynı salonda kendisinin önayak olduğu programda Necip Fazıl'a sunduğu "Sultanüşşuara" unvanını hatırlamamış olamazdı. O daima vefalıydı. Kendisine de vefalı davranıldı. Bütün milli kuruluşlarla barış içindeydi, uzlaştırıcı ve birleştirici lider vasıflarına sahipti. Bu asil tavır, aziz milletimizin hasletlerindendi. Vakıf'ta değişik vesilelerle devrin ilim, sanat ve siyaset adamlarının gururunu okşayan, gönlünü alan törenler de yaptırdı. Hoca'yı üzecek neler olduğunu bilemeyiz. Resmi ve özel kuruluşlarla pek problemi olmadı. Belki bazı yazılarıyla ilgili mahkemelik olma problemleri de yazdığı gazetelerinin avukatlarınca hallediliyordu. Bir mahkemesinde de biz dinleyici olarak bulunmuştuk. Adalet karşısında da efendi ve ciddi tavırlı olduğunu söylemeliyim. Zaten kendisi aynı zamanda Hukuk Fakültesi mezunuydu.
Çetinoğlu: Ahmet Kabaklı, 1994 yılında milletvekili ara seçimlerinde aday idi. Seçim iptal edildi. 'Hoca kurtuldu' deyip sevinmek mi gerekir yoksa 'siyasi hizmetlerinden mahrum kaldık' deyip üzülmek mi?
Prof. Ergüzel: Rahmetli Hoca, çok sayıda siyasi yazı kaleme almasına rağmen, sözü ayağa düşürmediği için aktif siyaset yapacak bir mizaca sahip değildi. Meclis'e girseydi, Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi olur, sessiz kalamaz, konuşur, mücadele ederse onu üzerler, yorarlar, yanıltırlar, bedbaht ederlerdi, diye düşünmekteyim. Bu yüzden siyasi hiziplerin tarafı olmadı, çekişmelerden ve kliklerden uzak kaldı. Şimdi olduğu gibi Meclis dışından Milli Eğitim veya Kültür Bakanı bile olsa bu kadar gruplaşma içinde Hoca'nın manevi dünyası zarar görür, huzuru kaçardı. Zaten aktif siyaset içinde yer almayışı biraz da bu endişeden kaynaklanıyordu. O 'Cemiyet ve Vakıf Adamı'ydı, milletin dertlerinin avukatıydı. Bence sevdiği işi yaptı. Mükemmel bir eğitimci, cesur bir kalem, sürekli okuyup kendini yenileyen "hezarfen bir edebiyatçı" olarak yaşadı. Fikir ve edebiyat hayatımızda bıraktığı boşluk ne yazık ki dolacağa benzemiyor.
Çetinoğlu: Sorularla sınırlı kaldığınız için veremediğiniz mesajınız var ise. Söz sizin efendim, buyurunuz.
Prof. Ergüzel: Teşekkür ederim. Ciddiyetle hazırlanmış sorularınızla mütenasip açıklamalar yapmaya çalıştım. Ben her asrın, her alandaki büyük adamlarının, yetişmekte olan nesillere, iyi hazırlanmış, görüntülü biyografik belgesellerle tanıtılmasının faydasına inanırım. Malazgirt'ten önce ve sonra bu aziz millet kimleri yetiştirmiş, hangi eserler, nasıl ortaya konulmuş, neler yaşanmış bilinsin isterim. Mükemmel senaryolarla, dizi filmlerle bizim ve insanlığın değerli şahsiyetlerini tanımağa, eserlerini ve sözlerini anlamağa daima ihtiyacımız vardır. Rahmetli Ahmet Kabaklı has bir Anadolu Türk çocuğu, kendi tabiriyle "Muhammed Oğuz Oğulları"ndan biriydi. Ruhu şad olsun, adı, sanı ve eserleri yarının nesillerine kalacak kadar "Yıldızların söneceği güne" dek yaşasın inşallah.