Bugünlerde altı yıl önce yaşadığımız bir ihanetin, millî varlığımıza ve istiklalimize kasteden kalleş bir kalkışmanın, hesabını her fırsatta sormamız gereken bir hadisenin tekrar değerlendirilmesine ve daimi teyakkuza ihtiyaç vardır.
Milletlerin hayatında buna benzer hadiseler ender de olsa yaşanabilmektedir. Ne yazık ki bazan geri dönüşü olmayan gafletlere çok ağır bedeller ödenebilmektedir.
Biz uğruna her fedakarlığı göze aldığımız bu vatanı kolay kazanmadık. Vatan bize ucuza verilmedi, elimize altın tepsi içinde sunulur gibi "alın buralar sizin olsun" denilmedi. Bin yılın geceleri, gündüzleri, sayısız savaşları, seferleri, ıstırapları, çileleri, bitmez tükenmez mücadeleleri sonunda biz onu dedelerimizden emanet aldık.
Hayat bir defa yaşanır ve kıymetlidir, yeniden denemesi yoktur. Millet hayatı da her nesil için bir defa yaşanır. Bu cennet Anadolu'da 50 nesil boyunca vatan emaneti mukaddes bir hazine olarak alınmış ve namus telakki edilerek, üzerine titrenerek korunmuş, bugünlere gelinmiştir.
150 sene kadar önce "Vatan bize kılıcımızın ekmeğidir. Onu nefsimizden ziyade sever ve canımızı uğruna feda eyleriz." diyordu vatan şairi Namık Kemal. Sonra da "Vatanın bağrına düşman hançerini dayadığında, bahtı kara maderini kurtaracak" evlatlarına vazifelerini de hatırlatıyordu.
Vatan ana, devlet ana, sahip çıkılmadığında, daima tehlikelere ve felaketlere maruz kalabilir. Bütün dava, bu ihtimaller karşısında daima teyakkuz halinde bulunmak, tetikte olmaktır. Mikroplar, bünyelerin zayıf ve hazırlıksız zamanlarını kollar. "Vatan, sıhhate benzer; değeri, kaybedilince anlaşılır." sözünün sahibi Diyarbakırlı Süleyman Nazif de bize bu keskin gerçeği hatırlatıyor.
Osmanlı Devlet erkanı, son iki, üç asırda geleceği görebilse, sert ve mantıklı tedbirler alabilseydi altı asırlık koca devletimiz belki de yıkılmamış olacaktı veya daha az zayiatla demokratik milli devlete geçilebilecekti. Tarih felsefesi yapmakta geciken kadrolar, tasfiye olmakla kalmayıp, sorumluluğunu omuzladıkları milletin de vebalini yüklenirler.
15 Temmuz 2016 Cuma gecesini unutmamız mümkün değildir. Felaketten birkaç saat önce Sakarya'dan İstanbul'a dönerken arabada dinlediğim 19 ajansındaki haber özetlerinden bir tanesi bana tuhaf gelmiş, içimden "neler oluyor?" sorusuna cevap aramıştım. Beklenmedik bir bilgi veriliyor, sanki dış güçlerin oyunlarından birine dair cüretkar bir ipucu seziliyordu. Devletimiz ve istihbarat güçlerimiz, mutlaka her türlü darbe teşebbüslerini önleyecek tedbirlere hazırlıklıydı ve soğukkanlı bir kaş çatıklığı içinde her an teyakkuz durumundaydı. Milletimiz de devlete güven duygu ve şuuru içindeydi.
Fakat beklenmedik gelişmeler yaşandı. Garip şeyler oluyordu. Gecenin bir vakti hepimiz sokaklardaydık, üstümüzden geçen bizim savaş uçaklarımız patlamalı seslerle dehşet saçarak tehdit edercesine uçup duruyordu. Bütün minarelerden sala sesleri yükseliyordu. Daha önce ihtilaller, müdahaleler görmüş, muhtıralar yaşamış bir neslin çocuklarıydık ama böylesine hiç rastlamamıştık. Bu neyin nesiydi ? Neler oluyordu ? Her halde devletimiz duruma hakim olur diyorduk. Meğerse devletin yanısıra millet de duruma el koyacakmış da hemen anlayamamışız. O hainler de milletin devlete sahip çıkacağına ihtimal vermemişlerdi. İnce ve alçak planlarını, hesaplarını yapmışlar fakat aziz milletimizin yüksek ferasetini yine hesaba katmamışlar, yanılmışlardı. Bu giriştikleri iş, yıllardır her kılığa girerek planladıkları oyunlar, geri tepecekti. Bu tarihin kaydettiği en keskin milli şuura sahip aziz millet, tekrar ayağa kalkmıştı. O zamanki Başbakan'ımızın tabiriyle "Bu büyük milletin adı Türk Milletidir." Gecenin zifiri karanlığını takip eden sabaha yakın saatlerde durum iyice anlaşıldı. İhanet zinciri parçalandı, Yahya Kemal'in tabiriyle "Kendi Gök Kubbemizin dört temel sütunu olan " Din ü devlet mülk ü millet " bir daha kurtarıldı.
İhanetler biter mi ? Bitmez. Devlet ve millet her seferinde kendini kurtarmayı bilecektir. Tarih bunun acı örnekleri ve dersleriyle doludur. "İhanetin, dalaletin ve gaflet"in sonu gelmez. Millet, kendi bağrından yetiştirdiği kahraman evlatlarıyla, her seferinde kılıcını kınından çıkarır ve adaleti icra eder. "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe.." denilmesinin bir ince manası olsa gerektir..
Kahramansız yaşanılamaz. Başkaları adına kendini yerlere düşürmüş "Gavur tıynetliler" bunu bilmelidirler. Bizimle başa çıkamayacaklarını anlamalıdırlar. Onları asla affetmeyeceğiz. Bir yazar "Unutmak ihanettir ."diyor. Vatana, devlete, dine ve millete kastedenler unutulamazlar, mazur görülemezler. Kendi milletine bomba yağdıranın, kurşun sıkanın, Suriye'deki, Mısır'daki, Libya'daki, Yemen'deki zalimlerden ne farkı var ? Gazi Mustafa Kemal "Bu milleti kendi kanı kurtardı." derken, biz de diyoruz ki Niğdeli bir Anadolu çocuğu çıkar, "Halis" bir imanla "Ömer" adaletini kuşanmış bir ruhla "Demir" pençesiyle dimdik bir iradeyle, güya üniformalı bir üst rütbeli alçağı alnından yere sererek planları bozar, " tam er oğlu ercesine" şehadet şerbetini içerken menfi olabilecek gelişmelerin de seyrini değiştirir. O mübarek analar neler doğururmuş. Şair "Nerde o çağlar ki analar kurt doğururdu / Hilkat insan hamurunu destanlarla yoğururdu." diye hayıflanmasın. İşte analar, Ömer Halisdemir gibi nice yiğitlere o gece dualarıyla milli bir vatan destanı yazdırdılar. Gün doğmadan neler doğar. Planlar suya düşer. Aysberglerin su altında kalan kısımlarını zaman adlı, hükmü şaşmaz muallim, ergeç ortaya çıkaracaktır. Kim, ne zaman, ne yapmış, hangi dalaletler ve hıyanetler içindeymiş, bütün bunları zaman içinde mutlaka öğreneceğiz. Saçı bitmedik yetimlerin hakkı, dul anaların, ak saçlı dedelerin, ağzı dualı ninelerin yüzü suyu hürmetine nefes aldığımız bu ülkede, ihanetlerin hesabı soruluyor, kim, nerede, ne dolaplar çevirmişse açığa çıkarılıyor. Milletimiz, Türk adaletinin şaşmaz ölçüler kullanarak kılı kırk yararcasına, gecesini gündüzüne katan hakimlerine, savcılarına güveniyor. Biliyor ki belalar engellenmezse, maazallah yenileri için ihanet odakları boş durmaz.
Demokrasi dediğimiz nazlı güzel, eğer bir emanet ve nimetse "ümmet içindeki fikir zenginliği ile ihtilafları rahmete vesile oluyorsa" bir daha bu hürriyet servetinin baltalanmasına fırsat verilmemelidir. Kahramanlık ruhu körelmemeli daima diri tutulmalıdır. Bu millet için feda-yı can edeceklerin kıymeti bilinmezse, "şehitler tepesi boş kalacak" denilirse, Arif Nihat Asya"ların da kıymeti bilinmemiş olur. Halbuki "Şehitler Tepesi"ni her zaman "kahramanlar bekler" ki bayrak dalgalansın, onun, nazlı hilalin rüzgarını kimseler kesemesin. İhanet odaklarının, sahtekarların maskeleri düşürülsün, bir daha milletin yüzüne bakacak cesareti bulamasınlar.
Bu duygu ve temennilerle "15 Temmuz Şehitleri" kahraman evlatlarımızı rahmetlerle anıyor, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün riyasetinde 99 yaşındaki ebedi Cumhuriyetimizi kuran Türkiye Büyük Millet Meclisi'mizi, dualarla açılışının 102. yılında sonsuza kadar payidar olması niyazıyla selamlarken, ilim burçlarımızın sembolleri olan liseli ve üniversiteli gençlerimizi saygılarla, sevgilerle selamlıyorum. Allah bir daha bu milletin istiklal ve istikbaline kastedeceklere fırsat vermesin, diyorum..
Prof. Dr. M. Mehdi ERGÜZEL