Milli Mücadelede çoban ateşlerinin kıvılcımı, istiklal fikrinin ateşçisiydi yerel gazeteler. Zordu gazetecilik ama bir o kadar da kutsaldı.

Zor bir dönemden geçiyoruz. Korona virüsünün etkileri tüm dünyayı kasıp kavururken bizim bundan etkilenmememiz mümkün mü? Bugün sadece yerel basın ile ilgili gözlem ve düşüncelerimi dile getirmek istiyorum. Ben emekli bir öğretmen olmama rağmen neredeyse 50 yıldan beri bu çileli mesleğin içindeyim. Daha üniversitede öğrenciyken bir grup arkadaşla Uzunköprü'de Hüryol adında bir gazete çıkarmış, köşe yazılarıma o gençlik yıllarımda başlamıştım. Bu maceramı başka bir yazıda ele almak istiyorum.Yani ben de bir basın mensubu sayılırım dersem bunu abartı saymayın. Baskı makinasının sesi, kurşun harflerin kumpasa dizilirken çıkardığı şıkırtı hala kulaklarımda, baskıdaki gaz ve mürekkebin genzi yakan kokusu hala burnumdadır. Eskiden mahalli gazeteler denirdi. Onlar bizim mahallemizin, yani ilimizin ilçemizin duyan kulağı, gören gözü, konuşan diliydi. Sahibiyle, çalışanlarının ekmek kapısıydı. Milli Mücadelede çoban ateşlerinin kıvılcımı, istiklal fikrinin ateşçisiydi yerel gazeteler. Zordu gazetecilik ama bir o kadar da kutsaldı. Daha sonraları teknoloji gelişti.Tahsin Arıkan'ın ayak pedallı baskı makinasının yerini buharlı, elektirikli makinalar, nihayet renkli ve seri baskı yapabilen rotatifler aldı. Günümüzde gelinen son nokta dijital medya, internet gazeteciliğidir ama her dönemin kendine özgü sıkıntılarının olduğu da bir gerçek. Ulusal basında olduğu gibi yerel basını da birkaç kategoride değerlendirmek mümkün; örneğin, bazı gazeteler iktidarın sesi olmak için çıkar. Bunlar sahibinin sesi olmaktan rahatsız olmazlar ve iktidarın sağladığı sınırsız imkanlarla kısa sürede varlıklarına varlık katarlar. Büyük veya küçük farketmez, havuzdan yeterince istifade ederler. İktidarda kimin olduğu önemli değildir; gelen ağam, giden paşam, gazete bahane, rant şahanedir onlar için. Kim bilir belki en akıllıları da onlardır. Bazı gazeteler ise siyasi görüşlerine uygun partilerin yayın organı gibi hareket ederler. Misyonları gereği ideolojik hesaplar peşindedirler.Tiraj ve rant gibi sevdalardan uzak, yaslandıkları parti veya derneklere yeni bireyler kazandırmanın mücadelesi ve idealizmi ile diridirler. Yorgundurlar ama mutludurlar. Arkalarında yine belli bir kitlenin, Milletvekili veya Belediye Başkanının hem abone hem de reklam desteği vardır. Bazı gazeteler de sahibinin ticari faaliyetlerinin reklam aracıdır. Asıl zorluk, herhangi bir şahsın veya partinin, gurubun veya sermayenin aleti olmadan yayın hayatını sürdüren gazeteler ve gazeteciler için söz konusudur. Onlar tarafsızdır, bağımsızdır, meslek ahlakına sıkı sıkıya bağlı, sağlıklı bilgi ve doğru haber için çırpınırlar. O gazeteler her siyasi görüşe eşit mesafede, her kurum ve kuruluşa adil bir yaklaşım içinde, helal rızkın peşindedirler. İşte öyle olunca da ne İsa'ya , ne de Musa'ya yaranamamakta, ekonomik sıkıntılarla boğuşmaktadırlar. Zaman zaman gazeteci dostlarımızla yaptığımız sohbetlerde öne çıkan şikayet ve temennileri şöyle sıralayabilirim: 1-Yerel gazetelerimiz aynı zamanda kamusal bir hizmet aracıdırlar. Dolayısıyla bu görevlerini sürdürebilmeleri için abonelere ihtiyacı vardır. Kamu kurum ve kuruluşlarının en az iki yerel gazeteye abone olmalarına imkan tanınmalıdır. Zaten iletişim araçlarının ulaştığı dijital devrimden sonra okuyucu bir sonraki gün çıkacak gazeteyi beklemeden son dakika haberlerini almak için sosyal medyaya yönelmekte, bu da basılı gazete bildiğimiz abonelik sisteminin çöküşüne neden olmaktadır. Bu durum gazeteleri yeni arayışlara zorlamaktadır. 2-Yıllık abone bedelleri komik denilebilecek rakamlardadır. Bunlar yaşam standartlarına ve TL'nin değerine göre güncellenmelidir.Yıllık cirosu vasatın üstünde olan esnaf ve ticaret erbabının bir veya iki yerel gazeteye abone olması aynı zamanda dayanışma kültürü açısından da önemlidir ve gazeteler için can suyu değerindedir. 3-Yerel gazeteler eskiden resmi ilanlardan da yararlanırdı. Basın İlan Kurumu aldığı kararla gazetelere kadro zorunluluğu getirince bu pınar da kurudu. Resmi ilan alabilmek için ilçelerde 5, illerde en az 6 sigortalı eleman çalıştırma mecburiyetinin yıllık maliyetini hesapladığınızda ilçelerdeki yerel gazetelerin bu yükü kaldırmasının mümkün olmadığını siz de takdir edersiniz. Bu şartları taşıyan ve günlük çıkabilen, Uzunköprü'de 1, Keşan'da 3, Edirne'de 8 gazete kalmıştır. Büyük matbaa işleri olmasa sadece abone geliriyle onların da günlük çıkmaları bence kolay değildir. Bu arada Basın İlan Kurumu'nun resmi ilanlardan % 15 pay almasını da insafla bağdaştıramıyorum. Bu payın %5'lere düşmesi de yerel basını bir ölçüde rahatlatacaktır. 4-Ulusal TV'lerde özellikle sabah kuşağında haber programı yapan sunuculara da bir çift sözüm olacak: Bakıyorum da yerel gazetelerden haberler verilirken illerde hep aynı gazeteler seçiliyor. Bu gazetelerin aracıları mı vardır ya da bunlar çok hatırlı kişiler midir bilmiyorum. Bence eğer haber değeri varsa, TV programcıları ya da haber müdürleri değişik gazeteleri ekrana taşırlarsa, o gazete çalışanlarının moral motivasyonları da daha yüksek olacak, bu aynı zamanda gazetenin tanıtımına katkı, belki abone artışına bile destek sağlayacaktır. 5-Gazeteler bu mesleğe leke getirecek elemanları bünyesinde barındırmamalı,"bir yemek alır, istediğim haberi yaptırırım" denilen muhabir veya yazarlardan uzak durmalıdır. FETÖ kumpaslarında maalesef hangi gazetecilerin nasıl tetikçi olduklarını ve hangi masumların kanına nasıl girdikleri unutulmamalıdır. 6-Gazeteler hepimizi çileden çıkaran ve bence Türkçemize ihanet denilebilecek imla yanlışlarına engel olabilmek için bünyesinde mutlaka bir düzeltmen (eskiden müstensih denirdi) görevlendirmelidir. İnşallah yetkili makamlar ve dost okurlar için aydınlatıcı bir yazı olmuştur. Saygı ve sevgilerimle efendim. -------Ahmet Acaroğlu------