Ahmet Acaroğlu

"Türkiye düşüncenin başlı başına değer sahibi olabildiği bir ülke değil. Ne devlet, ne de herhangi bir kurum, düşünceyi ve dolayısıyla düşüncenin temsilcisi olan insanları koruması altına almış değildir. Bu yüzden belirginliğe ulaşmış bir fikir çevremiz, bir sanat ve felsefe çevremiz yok." diyor İsmet Özel (Faydasız Yazılar)ın bir yerinde. Aynı yılların derin acılarıyla harmanlanmış gönüllerin ıstırabı da birbirine benzer. Fikir namusuna sadık yazar ve düşünürlerin yaşadığı bu entellektüel yalnızlık, onları tefekkür semasına kanatlandırır. Yığınlar ve kalabalıklar zekayı yorar. Yalnızlık, yeni keşiflerin kapılarını açar sonsuzluk yolcularına. Kırk kapı kırk imtihandır sufiler için. Başka türlü hamlıktan kurtulup yanmak, pişmek, yani varoluşun sırlarını kavrayabilmek mümkün olabilir mi? Hamlıktan kurtulmanın yolu irfan sahipleriyle beraber olmaktan, bilginlere değer vermekten geçer. Büyük milletimizin Orta Asya'dan başlayan ve üç kıtaya yayılan hakimiyet şifreleri de bunlardır. Arifler ve alimler, Horasan harcımızın, örnek ahlakımızın, aşk medeniyetimizin temel taşlarıdır. İsmet Özel, toplumsal travmaların düşünce hayatımızı nasıl dejenere ettiğini anlatırken, insani değerlerden de uzaklaştığımızı dile getirmektedir. "Belirginliğe ulaşmış bir fikrimizin olmaması, bir sanat ve felsefeden mahrum oluşumuz" bizim hayatımızı ve düşünce dünyamızı da çoraklaştırmaktadır. Düşünen ve düşüncesini dile getiren insanlardan korkmak, onlara hayatı zehir edip prangalara mahkum etmek, ilkel toplumların acz içindeki korkak ve cahil yöneticilerin tavrıdır. Aşk medeniyetinin en çetin mücadelesi insanın kendi nefsi ile olan cihadıdır. Oysa batı orijinli materyalist hegemonya ve emperyal saldırganlığın tek hedefi vardır; aşkı ve ruhu çarmıha çivileyip, sonsuz iştahlarla azdırılmış egoyu ne pahasına olursa olsun hakim kılmak. Tüm didişmelerin, tüm savaşların sebebi r budur. " Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez." diyen Cemil Meriç de aynı dertten muzdariptir.Çok mu felsefi oldu bu yazdıklarım bilmiyorum. Ama bize ne oldu, bunca sağlam kültürel zenginliğimize rağmen biz niçin bu kadar savrulduk dostlar? Bilinir ki, Faust adında ilk eser, Goethe'den evvel, Onaltıncı yüzyılın İngiliz şairi Christopher Marlowe'undur: "Dr. Faust'un Hayatı ve Ölümü." Marlowe'un bu eserinde bir sahne vardır. Dr Faust , Helen adındaki güzele yalvarır: "- Beni bir kere öp ve ebedileştir. Helen onu öper ve kaçar. Dr. Faust bağırır: -Dudakları ruhumu emdi. Bakınız nasıl kaçıyor. Gel, Helen, gel, ruhumu geriye ver." Peyami Safa bu müthiş trajediden şöyle bir sonuç çıkarır:" Bizi de yabancı medeniyetler öptü. Bağırıyoruz: Busen çok tatlı. Fakat ruhumu emdin. Geriye ver! Ruhumu geriye ver!" Ne sevgilerimizde samimiyet var , ne de kavgalarımızda bir seviye. Hitaplarımız ne kadar argo, kurduğumuz cümleler ne kadar abuk. Cumhurbaşkanı'ndan sokaktaki vatandaşa , politikacılarımızdan din adamlarımıza, dağdaki çobana dek, kadınlarımızın, çocuklarımızın Türkçesi bile ne kadar kirli! Küfür, hakaret, aşağılama, ayrıştırma,karalama, kutuplaştırma! Kin,nefret,öfke,kavga,düşmanlık,tahammülsüzlük. Biz bize bu kadar mı yabancılaştık? Medeniyet değerlerimizin serabına bile hasretiz artık. Hani nerde çok değer verdiğimiz Şeyh Edebali'nin Osman Gaziye nasihati? Nerde kaldı Hoca Ahmet Yesevi'nin Hikmetler'i? Hani koca Yunus Emre'nin aşk ve sevgi dizeleri? Nerede Mevlana'nın ,Hacı Bektaş'ı Veli'nin hoşgörüsü? Biz, merhametin , gözyaşının , bağışlamanın timsali, affın, paylaşmanın, müjdelerin Peygamberi Muhammed'ül Emin'in ümmeti değil miyiz canlar? Bu böyle gidemez. Mutlaka aklımızı başımıza toplamalı, toplumsal barışa giden yolları inşa etmeli, kök değerlerimizle barışarak yeni bir medeniyet teorisiyle ayağa kalkmalıyız. Farklı düşünürler ve farklı düşüncelerden korkmamalıyız. Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken yine de umut doluyum. İstersek başarabiliriz bunu. Klasik bir sözümüzü tekrarlamak istiyorum; "İnşallah gelen gideni aratmaz." Çünkü çok acılar, çok ıstıraplar yaşadık geride kalan günlerde. Yeni yılın, daha demokratik, daha adaletli, kimsenin yatağına aç girmediği, kapısı bacası tütmeyen soğuk evlerde üşümediği, çalışan tüm emekçilerin alın terinin karşılığını aldığı, diplomalı işsiz gençlerimizin yüzünün güldüğü, insanlarımızın daha mutlu, devletimizin daha güçlü olacağı bir yıl olması için dua ediyorum. Şahsım ve gazetem adına yeni yılınızı kutluyor, sağlık, mutluluk, sevgi ve barış dolu yarınlar diliyorum.