TEKİRKÖY´DEN MUTLUKENT´E
Ofisimde durmuş dışarıyı seyrediyorum. Taa uzaktan sonbahar serinliğinde burnundan akan köpük köpük sümüğüyle şımarık çocuk gibi, dalgalar bana el sallıyor. Saklambaç oynar gibi de çarpık yapıların çatılarının arasından bir görünüp bir kayboluyor. Sıvaları dökülmüş derme çatma çatılarını da seyrederken bu şehrin; hep yapmak istediğim şeyi düşünüyorum?Yazmak, yazmak, yazmak istiyorum?Nasıl yazarım, nasıl anlatırım? Diye kurgulayıp duruyorum kafamın içinde. Kelimeler el ele tutunmuş cümleler oluşturuyor. Tatlı bir melodi eşliğinde dans ediyor, yerel folk giysilerine bürünmüş, rengârenk parıldayan oyalı elbiseleriyle?Küçük bir sahil kasabası görünümündeydi çok değil, daha birkaç yıl öncesine kadar; Tekirköy diye takılırdım kentimize. O zamanlar ve ondan öncesinde farkında bile değildim. Hani insan bir şeyin parçası olunca dışarıdan bakıp göremez ya. Böyle bir durumdaydım bu şehirde?Evden işime işimden evime gidiyordum. Dolmuşları çalışıyor, otobüsleri düzensizde olsa mahalleler arası toplu taşıma araçları yolcu taşıyordu.Akşamları pencereden, bazen de balkonumdan dışarıyı seyre dalar, cadde ve sokaklardaki dizili lambaları ve otoyolda seyir halinde şehre giren otomobilleri sayardım. O kadar azdı ki o zamanlar trafiği bu şehrin.Havayı koklardım bir yerlerden burnuma anason kokusunun mikro zerrecikleri ilişirdi, gülümserdim.Bir yerlerde dostlarıyla doyumsuz sohbetlere dalmış hoş sedalarını sofralarına meze yapmış insanların siliütlerini görür gibi olurdum adeta.Kendi halinde sessiz, bölge dışında, adından pek söz edilmeyen Tekirköy´dü o zamanlar bu şehir.Dingin bir kasaba gibiydi; artık öyle değil!Tüm çehresi değişti. Bağları arsa oldu, arsaları beton doldu. O, karşıdan denize bakan, yemyeşil tepeleri, rüzgârın ıslığıyla seslenen yamaçları, villalarla doldu.Şehrin tepelerinden seyrine doyum olmayan, flörtüz tavrıyla dolunay, denize akseden ışığının kıvrak dansına gözbebeklerimiz pırıltısıyla eşlik ederken; yıldızların pırıltısı kıskanırdı yakamozları.Şimdilerde yüzeyini kaplayan gri sis perdesi, kalorifer dumanı, egzoz gazı, yeşil tepelerin denize ay ışığına olan sevdasını içine gömdü.Rüzgârın o, keyifli ıslığı, trafiğin klakson seslerine karışıyor, martıların çığlıkları ulaşıyor karşı tepelere. Denizde bulamadıkları nasiplerini arıyorlar şehrin çöplüklerinde. Hava açıksa şehrimde hele bir de yağmur sonrasıysa, karşı adalar görünür Marmara adası büyükbabasıdır adaların, Avşa büyükannesi, onların karşısında Ekinlik ve Hayırsız Ada´ nın tedirgin duruşu görünür.Sebebi depremdir bu tedirgin duruşun. Yıllardır bilim adamları gündeminden düşürmez. Fay hattı adalar yakınından geçmektedir çünkü. Bunun farkında olmayız çoğu zaman. İnsan her gün gördüğü yaşadığı şehri, çevresini, doğasını düşünmez mi?Mevsim baharsa deniz kıyısında yürürken yunus balıklarının ailece kıyıya yakın gezintilerine tanıklık ettiğiniz ve onların suda cambazlık yapar gibi dans şovlarını izlediğiniz zamanları hatırlarsınız. Sonra da hüzünlenir kahrolursunuz. Deniz kirleneli bu şehri terk etmişlerdir çünkü.Şimdi ben içinde ki birikmiş birtakım düşünceleri kuralsız, üslupsuz, imlasız anlatıyorum belki; usta değilim çünkü? Betimlemelerim, anılarım can simidim tabi ki? Tüm bunlarla anlatabilmeyi ümit ediyorum.Yıllarca bu şehirde benim en iyi arkadaşım martılar oldu. Onlara Martimus demek daha eğlenceli geldiği için hep öyle hitap ettim.Bu şehirden ve insanlarından kaynaklanan hüzünlerimi, mutluluklarımı hep onlarla paylaştım. Uzun zamandır onlardan uzağım. Deniz kıyısındaki mahallemden taşınınca onları ihmal ettiğimi fark ettim ve fark ettim ki kendimi de bu şehirde kaybettim.Belki yapmaya çalıştığım bu eylemle yazı yazmaktan bahsediyorum. Kalemim nasıl da hevesli, aldı başını gidiyor arı kanadı hafifliğinde, arının peteği işlercesine satırları dolduruyor.BU sebeple belki kendimle ve bu şehirle yüzleşir, şehrime layık olduğu itibarı veriri kendimi de affederim.Düşünüyorum da birkaç yıl oldu şehrimiz insanoğlunda çektiği dolayısı ile de insanına çektirdiği acılardan nebze, nebze arınmaya başlayalı. Hak ettiği itibarı, ilgiyi, modernliği, çağdaşlığı gecikmeli de olsa geri kazanmaya başlayalı.Aydın insanların elinde işinin ehli yönetim birimleri ve onların idealist girişimci dünya standartlarına uyan projeleriyle diliyorum, bu şehir son yıllarda başlayan gelişimini sürdürür ve insanının mavi gözlü naif şehri yüzyıllar sonra bile açık alan müzesi, mesire yeri, spor, sağlık ve cazibe merkezi olarak sanat ve sporun birbiriyle yarıştığı, dünya gündeminde yer alan bir şehir olur?Coğrafi yapısı verimli toprakları havası, suyu, doğal kaynaklarıyla karın doyuran, ruhu dingin tutan şehrim olur.