TARLA GÜNLERİ

Akşam yemeğinde babası, annesi ve ağabeyi evlerinin sundurmasına kurulu sofranın çevresine dizilmiş, ortaya konacak yemeğe bandıracakları lokmaları hazır bir halde bekliyorlardı. Annesi arada,  içinde  altı aylık torununun uyuduğu beşiğin ipini çekerek sallıyordu. Nevin, salata tabağını sofraya bırakarak oturdu, eline aldığı çatalla salatadan tırtıklayacaktı ki birden eline çarpan şaplakla çatal elinden düştü. Ağabeyi: ? Beklesene yemek gelsin. Herkesle birlikte başla sen de!? Dedi. Annesi müdahale etti: ?Yavaş olun, çocuğu uyandıracaksınız.!? Dedi. Ve ağabeyine kızarak devam etti: ? Bırak belli ki çok açıkmış, hem sofrayı o kurdu...?  Ağabeyi: ?Sanki biz acıkmadık, bütün gün komşunun işlerini yaparken dur durak yoktu, öyle yorgunum ki hemen yemeğimi yiyip uzanmak istiyorum,? Babası: ? Oğlum, biz yarın buğdayımızı biçmeye başlayacağız. Senin komşuya verdiğin sözün var onları yarı yolda bırakıp bizimle gelemezsin. Olur da bizim tarla bitmeden önce onların işleri biterse, sen de bize katılırsın,? Dedi. Ve devam etti: ?Annenle ikimiz bir haftadan önce bitiremeyiz. Nevin´i de yanımızda götüreceğiz.? ?Baba yaa! Allah aşkına Nevin tarlada ne işe yarar. O daha çocuk, onu neden götürüyorsun? Evde kalıp yengesine arkadaş olsa, arada yeğeninin beşiğini sallasa daha iyi olmaz  mı?? ? Oğlum, öyle diyorsun da; tarlada bize arada su getirir, biz işimize ara vermek zorunda kalmayız. Bize bu anlamda ne kadar faydalı olacağını bir düşünsene. Yarın sabah erkenden yola çıkarız,?dedi. Yengesi, elinde büyükçe bir kabın içinde yemeği getirdi, salatayı kenara iterek sofranın ortasına koydu. Yaz türlüsüydü gelen yemek. Kendi bahçelerinden topladıkları sebzelerle annesi pişirdi. Mis gibi kokusu yayıldı önce, burunlarından sızıp iştahlarını kabarttı, sonra beyaz emaye kabın içinde renk renk sebzelerin, dometes suyunun boyadığı yağın içinde fon oluşturmasıyla tabloya dönüşen görüntüsü, gözlerinden  midelerine ulaşır oldu. Ağızları sulandı. Ellerindeki hazır lokmalarını tabağa bandırdılar her birinin eli diğerininkine değdi. Sofradan ilk kalkan yengesi oldu. Kalkarken de tekerleme gibi bir şey söyledi: ? Ben doydum hamd olsun, sofrayı kuran kaldırsın,? dedi. Alaycı alaycı gülerek. Nevin, itiraz etti. ? Anne ya! Yengem hep böyle yapıyor, sofrayı yine bana toplatacak,? dedi. Tarlaya gideceği için biraz endişeliydi. Ya canı sıkılırsa, orada oynayacağı arkadaşları olmayacaktı. Tarla uzaktı, her gün gidip gelmeleri zor olacağından buğdayın biçilmesi bitene kadar tarlada yatıp kalkacaklardı. Sabahları erkenden babası traktörü çalıştırdığında, motorundan helikopter gibi ses çıkardı. Bu yüzden köylüler  babasına ?Pilot? lakabını takmıştı. Tüm hazırlıkları bitince annesiyle, römorka yükledikleri şilte, pike ve yorganların üzerine yaslandılar. Yol boyunca römorkun insanın içini dışına çıkaran sarsıntısıyla, toprak yollardan geçerek koruluğun yanındaki tarlaya vardılar. Babası, başına kasketini taktı.  Yarım ay şeklinde yassı, ensiz demirin bir ucu sivri, diğer ucu uygun şekilde bükülerek ucuna ağaçtan uzunca sap takılan bir tarım aleti olan kosayı eline aldı. Savura savura buğdayları biçmeye girişti. Annesi, güneşten korunmak için,  büyükçe kare şeklindeki bir beyaz bezin iki ucunu, mendil gibi katlamadan önce topraktan söktüğü uzunca bir bitki sapının yapraklarını sıyırıp ortasına yerleştirdi.  Başına örteceği bezi katlandığında ucu şemsiye gibi gölgelik oluşurdu. Yüzüne de çok eski yıllardan beri özellikle tarlada çalışan kadınların kullandığı ev yapımı neftika diğer bir adı da aklık kremi; içeriğindeki bileşenler sayesinde cildin ihtiyaç duyduğu günlük nem dengesini sağlayan, cildi besleyen, içinde az miktarda da olsa civa bulunan kremi yüzüne sürdü. Ellerine evden getirdiği eski çorapları eldiven gibi geçirdi. Artık o da çalışmaya hazırdı. Babasının biçtiği buğdayları arkasından, kucak kucak toplayıp olduğu yerde desteledi. Daha sonra babası bu desteleri, sabahları erken kalkarak gecenin nemiyle yumuşamış uzun buğday saplarını birbirine ekleyerek oluşturduğu bağlarla sıkıca sarıp bağladı. Demet haline getirdi. Sonra da  onları üst üste yığarak piramit şeklinde tepe oluşturdu. Öğle saati, güneş ışınlarının en dik indiği kavurucu sıcağında çalışmaya ara veriyor dinleniyorlardı. Yine böyle bir moladayken: babası, kolunu başına yastık yaparak, kasketiyle yüzünü örtmüş, annesi de onun göğsüne başını koymuş bir halde buğday demetlerinden oluşan  tepenin gölgesine ayakkabılarını da çıkartıp yanına koyarak uzandı. Nevin, onlara römorkun altındaki serin gölgelik yerden bakıyordu. Daha önce benzer görüntüyü, izlediği yabancı filmlerden hatırladı. Hollandalı ressam Van Gogh´un ?tarımsal yaşamı? konu eden eserlerinden biri olan tablonun nerdeyse bire bir aynısıydı. Nevin, tarladaki görevini aksatmadan yerine getirdi. Onlar çalışırken arada su içmeleri için  testiyi yanlarına getirdi sonra da  götürüp gölge bir yerde, su ısınmasın diye üzerini taze otlarla örterek sakladı. Her gün öğle saatlerinde anne ve babası dinlenirken, yandaki koruluğa gitti. Ağaçların arasından sızan güneş ışığının gölge oyunlarıyla yer yer aydınlattığı rengarenk çiçeklerin mis kokuları arasında  kelebeklerin peşinde koştu. Demet demet çiçek topladı. Götürüp annesine verdi. Annesi, akşam yemeğinden sonra bir gün Nevin´in topladığı papatya ve mavi  peygamber çiçeklerinden karma bir taç ördü. Nevin tacı başına takıp kendi çevresinde başı dönene kadar dans etti. Babası, çevresini kaya parçalarını dizerek oluşturduğu ocağı, korudan topladıkları kuru dal parçalarıyla yaktı. Üzerine, dışı kararmasın diye annesinin, çamurla sıvadığı çaydanlığı oturttu. Nevin,  ocağın yanına oturup ateşin çıtırtı seslerini dinlerken, kıvılcımlarını ateş böceklerine benzetti. Gece olunca yine onlar doyumsuz güzellikteki danslarıyla çevrelerinde dolanıp duracaklardı. Gece zifiri karanlıkta ateş böcekleri öyle güzel görünüyorlardı ki Nevin birini yakalamak için onların peşine takıldı. Annesi: ? Kızım geri dön karanlıkta düşüp bir tarafını kıracaksın,? dedi ve devam etti. ?Allahım! bir yerinde duramadı, karanlıktan da korkusu yok bu kızın,? dedi. Gece üzerlerine çiğ düşmesin diye römorkun altına serdikleri şiltelerde uyudular. Nevin: ?Anne ben yastığımı römorkun dışına, biraz ileri koyacağım uykum gelince sizinle aynı hizaya çekerim ,? dedi. Yıldızları seyre daldı. Yıldızlar öyle çok parlıyordu ki büyüleyici bu güzellik gözlerini kamaştırdı.  Karanlığın içinde elini uzatsa onları asılı durdukları gökyüzünden toplayacakmış gibi hissetti. Yıldızların göz kırpışlarına bir takım anlamlar yükledi ve adeta onlarla konuşur oldu. İlk geceden sonraki akşamlar yıldızlar arkadaşıydı artık. Akşam paydoslarında yanlarına havlu ve sabun alarak korunun içinden geçen içi çakıl taşı  dolu billur gibi suyuyla nazlı nazlı akan  dereye indiler. Babası onları göremeyeceği ama seslerini duyabileceği uzaklıkta bir yerde beklerken, annesiyle Nevin, derenin serin sularında birlerini ıslatıp serinlerken bedenleri de temizlenirdi. Her gün bir diğerine benziyordu. Değişen şeyler tarlada sayıları artan buğday demetlerinin oluşturduğu tepeciklerdi. Tam altı gün beş geceyi tarlada geçirdiler. Geceleri çok üşüdüler, gündüzleri ise kavurucu sıcağın altında tenleri renk değiştirdi esmerleşti. Nevin anne ve babasıyla geçirdiği tarla günlerini hiç unutamayacağı bir anı olarak, beyninin ve kalbinin en özel köşesine kaydetti.                                                           24.04.2018  Nurcan BALIBEY